Fıtratta Meydana Gelen Erozyon

Sorumluluk duygusunun yerini bencillik, bireyselleşme ve özgürleşme arzusunun aldığı zamanımızda, ne yazık ki insan doğasının en temel ve en sarsılmaz kalesi olan "ebeveynlik" kavramında derin çatlaklar oluştu. İslam'da en kutsal bağlardan kabul edilen ve üzerinde önemle durulan bu bağ, şimdilerde bazı ellerde geçici bir hevese ya da yük olarak görülen bir sorumluluğa dönüşmüş durumda.

​​İnsanın doğasında yer alan "merhamet" ve "koruma içgüdüsü",haz odaklı "hedonistik" yaşam biçimiyle çarpışıyor. Kendi konforunu, kariyerini veya anlık duygusal tatminlerini çocuğunun varlığından üstün tutan anlayış, fıtratın o saf dengesini bozuyor. Erich Fromm’un dediği gibi: "Anne sevgisi huzurdur, edinilmesine gerek yoktur, hak edilmesi gerekmez." Ancak bu karşılıksız sevgi, günümüzde nefsî arzulara kurban ediliyor. Çocuklar, birer birey olarak değil; bazen bir aksesuar, bir yük, bazen de kurulan özgürlük hayallerinin önünde bir engel olarak görülüyor. Bu fıtratın en bozulmuş hâli olsa gerek..

Dünyaya çocuk getirmiş fakat henüz anne-baba olacak olgunluğa erişememiş kişiler türlü sebeplerle çocuklarını terk edebiliyor.

"Üç çocuğunu bıraktı, sosyal medyadan tanıştığı adama kaçtı. Başka bir kadın için karısını, çocuklarını yüzüstü bıraktı" vb..gibi haberleri sıkça duyar olduk.

"Bu insanlar neden böyle vicdansızca davranabiliyor" diye düşünüp, altta yatan sebeplere baktığımızda görüyoruz ki; bazıları evdeki şiddet, huzursuzluk ve geçimsizlik yüzünden, bazıları eşinden ilgi - sevgi görememekten dolayı boşluğa düştüğü için, bazıları da evliliğe adapte olamadığı, sadakatin anlamını idrak edemediği için dışarda macera arayışı ile evini terk ediyor. Terk ettiği sadece evi, eşi olmuyor.Geride gözü yaşlı, şefkate, bakıma muhtaç çocuklarını da bırakıp gidiyor. En acı olan da bu.. Çünkü sadece fiziksel olarak bırakıp gitmekten bahsetmiyoruz. Ebeveynlik vasfını yitirenlerin çoğu, aynı zamanda duygusal bir terk ediş içinde...

Jean-Jacques Rousseau, "Çocuğunu beslemeyen baba, görevini yarı yarıya yapmış demektir" derken sadece maddi beslemeden bahsetmiyordu. Hz. Peygamber (s.a.v) ise sorumluluğun hem maddî, hem de manevi boyutunu şöyle netleştirmiştir: ​"Bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerini ihmal etmesi, kişiye günah olarak yeter."

Peki terketmek sadece fiziksel olarak bırakıp gitmek midir? Tabiki hayır. Terketmenin çeşitleri vardır.

Meselâ; "Dijital terkediş" denilen, aynı odada olup, başını ekrandan kaldırmayarak çocuğu yalnızlığa mahkum etmek,

"Sorumluluk reddi " denilen, maddi imkanlar sunup, sevgi ve rehberlikten mahrum bırakmak,

​Ve bencilce kendi hayatını "yeniden kurma" bahanesiyle, geride savunmasız ruhlar bıraktığını görmezden gelmek...

​Sonuç: Anne - baba şefkatinden mahrum, hayatı boyunca içinde taşıyacağı "eksiklik" duygusuyla yaşamaya mahkum edilen mutsuz bireyler..

Anne ve baba sevgisinden mahrum, bir de terkedilme acısıyla büyüyenlerin içindeki o boşluk, başka hiç bir sevgiyle dolmaz. Ebeveynlerin esirgediği o temel sevginin ve şefkatin yerini hiçbir şey tutamadığı için, bu kişiler kronik bir sevgi açlığı çekerler. Sevgisizliğin, terk edilmenin meydana getirdiği duygusal travma, yaşam boyu peşlerini bırakmayarak gerçek mutluluğun önünde ciddî bir bariyer oluşturur.

​Evet, modernite, dijital çağın sağladığı konfor medeniyet anlamında bir ilerleme sayılabilir; ancak vicdanın gerilemesi ve fıtratın bozulması, özellikle de Cenab-ı Hakk'ın merhametinden bir cüz taşıyan, şefkat kahramanı ilân edilen kadınlara lûtfedilen annelik vasfının darbe alması vahim sonuçlar doğurabilir. Duygusal yönden zayıf, özgüvensiz bu tür bireylerin kuracağı evliliklerin sağlıksız olma ihtimali yüksek olduğu gibi bu kişilerin oluşturduğu toplumlarda suç oranı da daha fazladır. Terk edilen, sevgisiz-ilgisiz bırakılan çocuklar dünyevi sıkıntıları haricinde ebedî hayatta da, emanete sahip çıkmayan, haklarını çiğneyen anne babadan mahkeme-i kübrada davacı olacak.

Yani Müslüman iki dünyada da kazanmaya ya da kaybetmeye sebep olabilecek ciddî bir yükümlülükle karşı karşıya kalmış durumda.

​Ya Rabbi! Kalplerimizi merhametle, ruhumuzu emanet bilinciyle doldur. Bizleri nefsinin esiri olup masum yavruların dünyasını karartanlardan değil; onların gönüllerini şefkatle imar edenlerden, evlatlarının davacı değil şefaatçi olacağı anne-babalardan eyle. Amin

​Hüsniye Ünal

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.