Saç Örerek Terörü Aklamak

Makaleyi Dinlemek İçin Tıklayınız

Gerçekle başlayalım; inkâr ederek değil.

Osmanlı’nın son dönemlerinde ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında ve uzun yıllar sonrasında Kürt vatandaşların maruz kaldığı dışlanmışlık, horlanma ve haksızlıklar tarih kitaplarının dipnotu değil, bu toprakların acı bir gerçeğidir. Bunu kabul etmek devleti yıkmak değil, devleti olgunlaştırmaktır.

Ama bir hakikati kabul etmek, başka bir yalanı kutsallaştırmayı gerektirmez.

Bugün Türkiye, o Türkiye değildir.

Bugün Kürt vatandaşı, bu ülkenin asli unsurudur; ne hukuken ne siyaseten ne de toplumsal olarak ikinci sınıftır. Kürt ile Türk arasında hak bakımından bir fark yoktur. Ne biri ötekinden üstündür ne de biri diğerinin lütfuna muhtaçtır. Vatandaşlık, etnik kimliğe göre paylaştırılan bir sadaka değildir.

Tam da bu yüzden, artık “Kürt hakları” bahanesiyle yapılan her çıkış masum sayılamaz.

PKK, sözde hak mücadelesi iddiasıyla ortaya çıktı; gerçekte ise Kürt halkının kanı üzerinden büyüyen bir terör örgütüne dönüştü. En çok Kürt köylerini boşalttı, en çok Kürt çocuklarını dağa kaçırdı, en çok Kürt analarının yüreğini yaktı. Bu gerçeği görmeden yapılan her “destek”, doğrudan suça ortaklıktır.

Ve bugün…

Türkiye “terörsüz bir gelecek” derken, Suriye’de PKK’nın uzantıları bir yandan masaya oturup diğer yandan ateşkesi defalarca çiğnerken, Türkiye’nin kararlı mücadelesiyle bu yapılar askeri ve siyasi olarak köşeye sıkışmışken…

Birileri çıkıp saçını örüyor.

Ne gariptir ki!

Diyarbakır anneleri yıllarca evlatlarının fotoğraflarıyla kapı kapı dolaşırken bu saçlar açıktı.

Küçücük Kürt kızları dağlarda infaz edilirken veya tecavüze uğrarken bu vicdanlar derin uykudaydı.

Zorla silah altına alınan çocuklar varken bu “sanatsal hassasiyet” ortada yoktu.

Şimdi ne değişti?

Değişen Kürt halkının durumu değil.

Değişen, terör örgütünün güç kaybetmesi.

Ve belli ki bazıları için mesele Kürt değil; mesele, kaybeden bir örgüte son bir alkış tutmak.

Saç örmek, onur savunusu değildir.

Kadın hakları, çocuk kaçıran bir yapının propagandasıyla savunulmaz.

Kürt halkının haysiyeti, Kürt analarının acısını yıllarca görmezden gelip bugün kamera önünde poz vererek korunmaz.

Bu yapılan, Kürt destekçiliği değildir. Bu, terör sempatisinin estetik ambalajla sunulmasıdır.

Sanatçı olmak, hukuk üstü bir kimlik değildir. Tanınmış olmak, sorumsuzluk ruhsatı değildir.

Kim hangi meslekten, hangi çevreden olursa olsun; terör örgütlerinin diliyle konuşan, onların eylemlerini meşrulaştıran herkes için hukuk devleti gereğini yapmalıdır. Bu bir intikam çağrısı değil; adalet talebidir.

Bugün ayrım, Kürt ile Türk arasında değildir.

Ayrım; acıyla samimiyet arasında, hak arayışıyla terör propagandası arasında, vicdanla gösteri arasında yapılmalıdır.

Ve unutulmasın:

Bu ülke, saç örülmüş sloganlardan değil; çıplak hakikatlerden güçlenir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.