Abdulkadir Menek

Abdulkadir Menek

İhlas ve Nur Talebeleri

Bu kadar külli günahların ve dehşetli fitnelerin amansızca hücum ettiği bir zamanda çok sınırlı, kemiyet ve keyfiyetçe çok yetersiz olan amelimizle mukabelede bulunmak ve beraat senedini alarak ahiret yurduna gidebilmek hiç de kolay değildir. Burada ihlâs sırrı ile birlikte şahs-ı manevinin de külli sevabına ve kazancına ortak olmak gerekir. Bu hususu bir mektupta izah eden Üstad Said Nursi Hazretleri, bunları kazanmanın da takva, ihlâs ve sadakat şartlarına bağlı bulunduğunu şöyle izah etmektedir:

"Risale-i Nur’un hakikî ve sadık şakirtlerinin mâbeynlerindeki (aralarındaki) düstur-u esasiye olan iştirak-i âmâl-i uhreviye (uhrevi amellerde ortaklık) kanunuyla ve samimi ve halis tesanüt sırrıyla her bir halis, hakikî şakirt, bir dille değil, belki kardeşleri adedince dillerle ibadet edip istiğfar eder. Bin taraftan hücum eden günahlara, binler dille mukabele eder. Bazı melâikenin kırk bin dille zikrettikleri gibi, halis, hakikî, muttaki bir şakirt dahi kırk bin kardeşinin dilleriyle ibadet eder, necata müstahak ve inşallah ehl-i saadet olur. Risale-i Nur dairesinde sadakat ve hizmet ve takva ve içtinab-ı kebâir (büyük günahlardan kaçınmak) derecesiyle o ulvî ve küllî ubudiyete sahip olur. Elbette, bu büyük kazancı kaçırmamak için, takvada, ihlasta, sadakatte çalışmak gerektir."
(Kastamonu Lahikası, sayfa; 66–67)

Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, bu önemli noktaya birçok mektupta işaret etmektedir. Bu büyük iman ve Kur’an hizmetinin hizmetkârları olan talebelerini ikaz eden Üstad Bediüzzaman Hazretleri, en büyük manevi makamların da ancak ihlâsla yapılacak iman hizmetleri ile kazanılacağını ifade etmektedir. Ebedi saadetin anahtarı olan iman olmadan böyle büyük bir mazhariyete ve cennete kavuşmak mümkün olmayacağına göre, bu büyük makama yani "iman kurtarma" makamına ve hizmetine talip olmak, her manevi makamın üstünde bir büyük makamı kazanmanın yollarını açabilecektir.

"Hem madem bu zamanda her şeyin fevkinde hizmet-i imaniye en ehemmiyetli bir vazifedir. Hem kemiyet ise, keyfiyete nispeten ehemmiyeti azdır. Hem muvakkat ve mütehavvil (değişen) siyaset âlemleri ebedî, daimi, sabit hidemat-ı imaniyeye (imani hizmetlere) nispeten ehemmiyetsizdir, mikyas olamaz, medar da olamaz. Risale-i Nur’un talimatı dairesinde ve bizlere bahşettiği hizmet noktasında feyizli makamlara kanaat etmeliyiz. Haddinden fazla fevkalade hüsnü zan ve müfritane âlî makam vermek yerine, fevkalade sadakat ve sebat ve müfritane irtibat ve ihlas lazımdır. Onda terakki etmeliyiz."
(Kastamonu Lahikası, sayfa; 61)

"Fevkalade sadakat ve sebat, müfritane irtibat ve ihlâs" ile birbirine kucak açan, "tefani" sırrına mazhar olarak birbirinde fâni olan, kendi hissiyat-ı nefsaniyesini unutup, kardeşlerinin meziyat ve hissiyatıyla fikren yaşayan kahramanların ve hizmet erlerinin kazançları da elbette o nispette büyük olacaktır. Bütün iman ehlini ve hatta topyekûn bir insanlık âleminin imanını kurtarıp onların ebedi bir helaketten kurtularak, ebedi saadetlere mazhar olmalarına vesile olmak için ihlâs ile çalışan ve yekvücut olmuş mütesanit bir cemaatin külli sevap ve manevi kazançlarına ortak olmak da bu şekilde mümkün olacaktır.

"Cenab-ı Hakkın ihsan ve keremiyle sizlerle gayet kudsi ve gayet ehemmiyetli ve gayet kıymettar ve her ehl-i imana menfaatli bir hizmette taksimü’l-mesâi (mesailerimizi belirleyerek, bölüştürerek) kaidesiyle iştirak etmişiz. Tesanüdümüzden hâsıl olan bir şahs-ı manevinin fevkalade ehemmiyet ve kıymeti ve üstatlığı ve irşadı bize kâfidir. Risale-i Nur şakirtlerinin iştirâk-i âmâl-i uhreviye düstur-u esasiyeleri sırrınca, her birisinin kazandığı miktar, her bir kardeşlerine aynı miktar defter-i âmâline geçmesi, o düsturun ve rahmet-i İlahiyenin muktezası (gereği) olmak haysiyetiyle, Risale-i Nur dairesine sıdk ve ihlasla girenlerin kazançları pek azim ve küllîdir. Her biri, binler hisse alır. İnşaallah, emval-i dünyeviyenin iştirâki (dünyevi malların ortaklar arasında bölüştürülmesi) gibi inkısam ve tecezzî etmeden,(parçalanmadan ve bölünmeden) her birisine, aynı amel defterine geçmesi, bir adamın getirdiği bir lâmba, binler aynaların her birisine aynı lâmba inkısam etmeden girmesi gibidir. Demek, Risale-i Nur’un sadık şakirtlerinden birisi leyle-i Kadrin hakikatini ve Ramazan’ın yüksek mertebesini kazansa, umum hakikî sadık şakirtler sahip ve hissedar olmak, vüs’at-i rahmet-i İlahiyeden çok kuvvetli ümit varız."
(Kastamonu Lahikası, sayfa; 65)

İşte bu büyük manevi makamlara mazhar olmak için tam ihlas sırrına ulaşmak gerekir. Tam olarak kurtulmanın da önünde uzun bir mücahede yolunun olduğu unutulmamalıdır. Çünkü bu mücahede, sorumluluk yaşı ile başlar, insanın hayatının son nefesine kadar kesintisiz devam eder. Hayatın belli dönemlerinde elde edilen kalbi üstünlükler ve manevi hizmetlerdeki gayret ve muvaffakiyet, taviz verilmeden ve aralıksız devam ettirilmelidir. "Allah’ım, beni göz açıp kapayıncaya kadar nefsim ile baş başa bırakma" diyen iki cihan güneşi Sevgili Peygamberimiz, manevi cihadın devamlılığının ne kadar önemli olduğunu çok açık bir dua ile ifade etmektedir.

Bu konuda nefs-i emaresinden kurtuldukları halde, şiddetli bir nefsi mücadelenin ve nefisten şikayet etmenin mümkün olduğunu ifade eden Üstad Said Nursi, buna sebep olarak da, İmam-ı Rabbani’nin de haber verdiği mecazi bir nefs-i emareden bahseder:

"Bir zaman, evliya-yı azimeden (büyük velilerden), nefs-i emmâresinden kurtulanlardan birkaç zattan, şiddetli mücahede-i nefsiyeler ve nefs-i emmâreden şekvâlarını (şikayetlerini) gördüm. Çok hayret ediyordum. Hayli zaman sonra, nefs-i emmârenin kendi desaisinden (hilelerinden) başka, daha şiddetli ve daha ziyade söz dinlemez ve daha ziyade ahlâk-ı seyyieyi idame eden ve heves ve damar ve âsab, tabiat ve hissiyat halitasından çıkan ve nefs-i emmârenin son tahassungâhı (sığınağı) bulunan ve nefs-i emmâreyi tezkiyeden sonra onun eski vazife-i seyyiesini gören ve mücahedeyi ahir ömre kadar devam ettiren bir manevi nefs-i emmâreyi gördüm. Ve anladım ki, o mübarek zatlar, hakikî nefs-i emmâreden değil, belki mecazî bir nefs-i emmâreden şekvâ etmişler. Sonra gördüm ki, İmam-ı Rabbanî dahi bu mecazî nefs-i emmâreden haber veriyor. Bu ikinci nefs-i emmârede şuursuz kör hissiyat bulunduğu için, akıl ve kalbin sözlerini anlamıyor ve dinlemiyor ki onlarla ıslah olsun ve kusurunu anlasın. Yalnız tokatlar ve elemlerle nefret edip veya tam bir fedailiğe her hissini maksadına feda etsin. Ve Risale-i Nur’un erkânları gibi, her şeyini, enaniyetini bıraksın. Bu acip asırda dehşetli bir aşılamak ve şırıngayla hem hakikî, hem mecazî iki nefs-i emmâre ittifak edip öyle seyyiata, öyle günahlara severek giriyor. Kâinatı hiddete getiriyor. Hatta kendim, bir dakika zarfında, yirmi paralık bir sıkıntıyla, altmış liralık bir haseneye tercih etmeye çalıştım."
(Kastamonu Lahikası, sayfa;180)

İhlası kazanma noktasında çok önemli olan nefs-i emmare ile mücadele, ölünceye kadar devam eden ve insanın manevi makamını yükseltmeye daima vesile olan manevi bir tehlike olarak kalmaya devam etmektedir. Bu önemli nokta içindir ki, herkes nefsi mücadele konusunda her daim dikkatli ve uyanık olmak zorundadır.

"Hem on dakika zarfında, büyük bir mücahede-i manevide, benim cephemde, kırk ikilik bir top gibi düşmanlarıma atıp yol açtığı halde, o iki nefs-i emmârenin, muvakkat bir gaflet fırsatında, hodgâmlık ve meyl-i tefevvuk gibi gayet zulümlü ve zulümatlı hissiyle, büyük bir şükür ve teşekkür yerine, "Niçin ben atmadım?" diye, en çirkin bir riya ve rekabet damarını hissettim. Cenab-ı Hakka yüz bin şükür ediyorum ki, Risale-i Nur ve bilhassa İhlâs Risaleleri, o iki nefsin bütün desâisini izale ve onların açtığı yaraları tedavi ettiği gibi, o bir dakika ve on dakikadaki haletleri birden izale etti. Ve manevi bir istiğfar olan kusurumu bildim. O hatanın muaccel cezası olan içindeki elemden ve azaptan kurtuldum."
(Kastamonu Lahikası, 181)

İşte İhlâs Risaleleri, bu konuda Nur Talebelerinin ve bütün ehl-i imanın elinde altın bir kılınç gibi vazife görerek, her iki nefsin de bütün tehlike ve hilelerinden kurtulmak için büyük bir kapı açmaktadır. Bu kapı "İhlâs-ı Tamme" ye açılan, nefsin bütün oyun ve tezgâhlarından kurtaran, hodgamlık ve üstünlük mücadelesi vermek gibi bütün şeytani tuzakları deşifre eden, enaniyet tağutunu yerle bir eden, nemrudane his ve heveslerden kurtaran, İlahi memnuniyet, rıza ve saadet diyarına açılan bir kapıdır.

Rabbim bizleri bu "saadet kapısından" geçen kullarından eylesin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum