Abdulkadir Menek

Abdulkadir Menek

Vuslatınızın 65. Yılı

Rabbinize vuslatınızın üzerinden tam altmış beş yıl geçti. Bir otel odasından ebedi ve hakiki vatanımıza yolcu edildiniz. Ramazanın ve Kadir gecesinin nurunun bütün kâinatı kapladığı bir gecede, ahir zamandaki mukaddes vazifenizi en kâmil manada yapmanın huzuru ve sükûneti içinde, ebedi âleme kanat çırptınız.

Bu altmış beş yıl içinde çok şeyler oldu. Biliyorum, tasarrufunuz devam ediyor. Yaktığınız iman meşalesi, kahraman ve fedakâr talebelerinizin ellerinde dünyanın her tarafına ulaştırıldı.

Sizi, o zamanlarda anlamayanlar veya anlamak istemeyenlerin, yaktığınız bu iman meşalesine hayran hayran baktıklarını sevinç ve mutluluk ile görüyorum. Etrafta gözleri kamaşan insanlar var. Bazı yarasa tabiatlılar ise, artık yavaş yavaş ortadan kaybolmaya başladılar.

Sizin çok büyük bedeller ödeyerek sistemleştirdiğiniz ve bu milletin vicdanına tevdi ettiğiniz görüş ve düşünceleriniz, doğudan batıya ülke sathına yayılan çok sayıda Üniversite ve ilim yuvasında yüksek lisans ve doktora tezlerine, toplantı ve panellere konu oluyor, çok sayıda ve farklı görüşte bilim adamının müzakereleri ile insanlarımızın dikkat ve istifadelerine arz ediliyor.

TBMM kürsüsünde sizi seven ve Üstad olarak kabul eden bazı talebeleriniz, eserlerinizden dersler yapıyor, çeşitli konulardaki görüş ve düşüncelerinizi nezih bir üslupla milyonlarca insana aktarmaya gayret gösteriyorlar.

Adınızın anılmasının yasak olduğu günlerden, büyük bir hürmet ile anıldığı ve mekteplere verildiği günlere kavuştuk. Bugün ülkemizin sathında onlarca ilim ve irfan kuruluşu resmi olarak sizin adınız ile anılıyor ve buralarda sizin görüşlerinizin aktarıldığı toplantılara zemin teşkil ediyor.

Bazı il ve ilçelerde Milli Eğitim Müdürlükleri Kur’an tefsiri mahiyetindeki eserlerinizi konu alan yarışmalar düzenliyor ve bunun geniş bir rağbete mazhar olması için büyük gayret gösteriyorlar.

“Bediüzzaman Dede” diye sizi anlattığım çocuklarım, ev bark sahibi oldular. Şimdi onlar kendi çocuklarına “Bediüzzaman Dedelerini” anlatıyorlar.

Bu tabloyu şükran duyguları ve gözlerim yaşararak seyrediyorum. Cennetin “Reyyan” kapısından oruçluları içeriye aldığın gibi, iman ve Kur’an hizmetlerinde sebat ve sebkat kazanmış kahramanların hangi kapıdan huzura varacaklarını merak ediyor ve Rabbimin bizleri de bu nurani kafile içine dâhil ederek Muhammed-ül Emin’e (asv) komşu eylemesini ve Meva cennetlerine mazhar eylemesini niyaz ediyorum.

Bir tuba-yı cennet çekirdeği taşıyan iman hakikatlerinin hayatımıza kattığı manaları hatırlıyorum. Manasız bir şekilde devam edip giden hayatımızın bu büyük manalarla nasıl büyük bir güzellik kazandığını mesrurane idrak ediyorum. Cennete düşen bir damla olan ve “Tuana” tabir edilen şeffaf bir rahmet damlası eşliğinde huzur-u Kibriya ile müşerref olmayı ne kadar da arzuluyorum. Rahman ve Rahim olan Rabbimizin bizleri, Hz. İsa’nın İsrailoğullarına “Ahmed” ismi ile müjdelediği iki cihan güneşi Sevgili Habibin Muhammed Mustafa’nın (asv) şefaatine mazhar eylemesini ve “Erenler” zümresine ilhak buyurmasını niyaz ediyorum.

Nurdan şulelerin ruhuma huzmeler halinde indiğini hissediyorum. Ruhumu arındıran ve aydınlatan bu şulelerin, “Nursima” şeklinde tezahür etmesini, iman, istikamet ve edepten derslerle bütünleşmesini bütün varlığım ile istiyor ve dergâh-ı Bari’ye iltica ediyorum. Ülkemizin sathında müsbet manada değişen hususların hepsini burada yazmanın mümkün olmadığını biliyorum. Vasiyetinizin yerine gelmesi ile “Nurefşan” külliyatınızın Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından neşredilmeye başlanmasının ardından Ayasofya’nın cami olarak yeniden asli vazifesine döndürülmesini yeni bir devrin müjdesi olarak kabul ediyor ve Allah’a şükrediyorum. “Benden sonra bir Peygamber gelseydi, bu Ömer olurdu” diyen Sevgili Peygamberimin nurlu izinde, Ömer-ül Faruk adaletinin bütün cihanı kuşatmasını, zulüm ve katliamların sona ermesini, Rabbimden tazarru ile niyaz ediyorum.

Rabbimin “Halilim” dediği İbrahim Peygamberin davetine uyarak Urfa’ya gelip ebedi âlemdeki dostlarınıza kavuşmanın üzerinden altmış beş sene geçti ama İlahi bir inayete mazhar olmuş ve bütün insanlığı aydınlatma istidadında olan nurlarınızın, bütün cihanı kuşatmasının kuvvetli emarelerini görüyor ve verdiğiniz müjdelerin tahakkuk etmeye başladığını büyük bir sevinçle müşahede ediyorum. Kudreti sonsuz olan Rabbimizin bütün müminler ile birlikte Abdulkadir” kullarını da rahmet ve keremi ile istikamette daim eylemesini niyaz ediyorum. “Yasemin” çiçeklerinin asalet ve zarafetini andıran üslubunuzun derinliklerinde ve ulvi manalarında küçülüyor, küçülüyor ve adeta kayboluyorum. Sonra da huzur bahşeden ve cihan paha olan ulvi sözlerinizin hayat veren ikliminde, kendimi yeniden buluyor, var olduğumun, mümin olduğumun idraki ile Rahim olan Rabbime hadsiz hamd-u senalar ediyorum.

Sizi çok seviyorum. Allah biliyor ki, sizi seven ve “Üstadı” olarak kabul eden herkesi de çok seviyorum. Sizi çok özlüyor ve size layık bir talebeniz olmak için Rabbime dualarımla iltica ediyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum