
Editör
Risale-i Nur: İzmlerin Panzehiri
Said Nursi, 23 Mart 1960 yılında Urfa’da vefat etmişti. Urfa’da ilk defnedildiği mezar boş. Çünkü naşını oradan alarak bilinmez bir yere götürdüler. Bu boş mezara bile bakarak bir ülkenin 60 ihtilaliyle beraber neler yaşadığını anlamak mümkün. Bu büyük ve istikamet üzere yaşamış İslam aliminin, üstelik yüzbinlerce sevenleri ve öğrencileriyle o kadar zulüm ve haksızlıklara uğramasına rağmen, her zaman asayişten yana olduğunu bilmeyen yok. Böyle bir insanın mezarını söküp naşını meçhul yere götüren ihtilalci zihniyetin neler yaptıklarını bir düşünün. Gerçi ihtilalciler bilmeden Said Nursi’nin “mezarımın yeri bilinmesin” vasiyetini yerine getirmiş oldular, o da ayrı bir hikmet. Nitekim delilsiz iddia ve ithamlarla göstermelik, uyduruk mahkemelerde verilen kararlarla üç vatan evladını idam etmeleri bu canilerin neler yaptığının en büyük delili.
Said Nursi’nin gerçi Urfa’daki mezarı boş. Ama o, ilim ve irfanla, Kur’an ve Hadis ölçüleriyle dolu eserler külliyatı bıraktı arkasında. Gençlerin imanlarını kurtaracak, insanların imanlarına hizmet edecek tesirli bilgilerle dopdolu altı bin sayfalık Risale-i Nur eserlerini bıraktı .
Bu eserler, ateizmin, deizmin, materyalizmin, natüralizmin, pozitivizmin okullarda bilimler vasıtasıyla öğretilerek akıl ve kalpleri zehirlenmeye çalışılan gençlere bir panzehir olma özelliğini taşımaktadır. Risale-i Nur’un Tevhid hakikati Kur’an’ın ortaya koyduğu hakikatler doğrultusunda akıl ve kalplere gelen şüphe ve vesveseleri ortadan kaldıracak şekilde takdim edilmektedir. Ahiret inancının yok edilmeye çalışıldığı bir dönemde, öldükten sonra diriltilme gerçeği bir çocuğun bile anlayacağı bir şekilde anlatılmaktadır.
Said Nursi’nin Kastamonu Lahikasındaki ifadesiyle, imanları taklitten kurtarıp tahkiki yapmaya, imanın ispatına, yenilenmesine ve muhafaza edilmesine hizmet eden Risale-i Nur eserleri manevi olarak ekmek ve su mesabesindedir. Aynı zamanda kalbî ve ruhî hastalıklarımıza ve yaralarımıza birer ilaç ve merhemdir.
Risale-i Nur iman cephesini sağlamlaştırmaya çalışırken, aynı zamanda imanlı nesillerin huzurlu ve mutlu bir şekilde yaşamasının formüllerini de vermektedir. Bir toplumun yıkılmasına, bozulmasına en çok sebep olan şey anarşidir. Ahlaktaki anarşi de bunun içindedir. Said Nursi’nin Kur’an ve sünnetten ilham alarak, onların verdiği prensipler çerçevesinde kaleme aldığı Risale-i Nur eserleri her iki anarşiyi önlemede önemli roller oynamış, hâlâ da bu müspet rolü oynamaya devam etmektedir.
İman temelinin sağlam atılması, Hz. Peygamberin ahlakıyla ahlaklanmanın öğretilmesi, vicdanlarda Ahiret inancının oluşturulmasıyla bir yasaklayıcı unsurun yerleştirilmesi iki anarşiyi de ortadan kaldırıcı bir fonksiyona sahiptir. Ayrıca bu eserlerde, toplumu ayrıştırıp kargaşa ve huzursuzluk çıkarma potansiyeline sahip olan etnik ayrımcılığın önüne, İslam ve iman kardeşliği ilkeleriyle geçilebileceği gösterilmektedir.
Bugüne kadar, sayıları milyonları aşan ve Risale-i Nurları okuyarak iyi bir Müslüman olmak için gayret eden Risale-i Nur talebelerinin asayişi bozucu hiçbir faaliyete katılmadıkları ve diğer kardeşlerini de bu yönde uyardıkları bilinen bir gerçektir. Bunun sebebi Risale-i Nurlarda bulunan müspet hareket etme, menfi hareket etmeme prensibidir. Kuvvet dış düşmana karşı gösterilir. Dahilde çeşitli bahanelerle asayişi bozmaya çalışmak çok büyük zulüm ve haksızlıkların yapılmasına sebep olur.
Farklı etnik kökenli insanların yaşadığı bir ülkeyi karıştırmanın bir yolu da, Said Nursi’nin ifadesiyle bir frenk illeti olan ırkçılığın insanlar arasına sokulmasıdır. Said Nursi, bu büyük tehlikeyi çok önceden sezmiş ve bunu ortadan kaldırmak için eserler kaleme kalmıştır. Kur’an ve sünnetin prensipleri doğrultusunda ırkçılığın, menfi milliyet anlayışının çatışma potansiyelinin ortadan kaldırılması için gerekli ilke ve prensipler bu eserlerde bulunmaktadır. Özellikle Uhuvvet Risalesi bu Müslüman toplumda kardeşliğin nasıl tesis edilmesi gerektiğini bildiren sağlam ve sarsılmaz ölçülerle doludur.
Bu eserler ne kadar okunursa, ne kadar çok yayılırsa, bu eserlerden alınan bilgiler ne kadar çok paylaşılırsa, bu eserlerin sunduğu akıl ve kalbi birleştirme metodu ne kadar çok kişi tarafından öğrenilirse bunun toplumun ıslahına çok ama çok önemli katkılar sağlayacağını söylemek mümkün.
Said Nursi, bu ülkede insanların çalınmaya çalışılan imanlarını, bozulmaya çalışılan ahlaklarını, yıkılmaya çalışılan toplum düzenlerini yeniden inşa etmek için büyük çabalar göstermiş, çok dehşetli baskılara maruz kalmış, 28 sene eza ve cefa çektirilmiş bir büyük İslam alimidir. Onun eserlerinin devlet eliyle yayınlanmasını istemesinin asıl amacı da, insanlara ve topluma sunacağı bu önemli katkıları sebebiyledir. Bugün bu eserlerin bir kısmı diyanet işleri başkanlığı tarafından yayınlanmıştır. Dileğimiz tamamının yayınlanması ve bütün vatandaşlarımıza kolayca ulaştırılmasıdır.
Türkiye’nin terörden ve her türlü anarşiden uzak durmasına bu eserlerin çok önemli katkılar sunacağı bugüne kadar yaşanan tecrübelerle ortaya çıkmıştır.
Bu vesile ile Said Nursi hazretlerine ve onun ahirete intikal etmiş sadık bütün talebelerine Allah’tan rahmet ve mağfiret diliyoruz.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.