Bilim İslâm’la Çelişir mi?

Kur’an-ı Kerim, “De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 39/9) buyurarak insanı ilme ve bilgiye teşvik eder.

Geçmişte olduğu gibi günümüzde de insanlık, kâinatı inceleyerek onun düzenini ve işleyişini anlamaya çalışmaktadır. Zira kâinatın kendisi, Allah’ın varlığına ve kudretine işaret eden sayısız delille doludur. Bütün kâinatın yaratıcısı Allah olduğuna göre Allah’ın yarattığı kâinatı araştırmanın İslâm’la çelişmesi mümkün müdür? Elbette hayır!

Bilim, başta kâinat olmak üzere birçok şeyin işleyişini anlamamıza yardımcı olduğu için çok değerlidir. Özellikle kâinatla ilgili olarak maddenin yapısını, canlıların özelliklerini, yıldızların hareketlerini ve tabiatta meydana gelen olayları inceler. Fakat bilim her şeyi açıklayamaz. İnsan ne kadar çok şey öğrenirse öğrensin, bilgisi Allah’ın ilmi karşısında sınırlıdır.

Kâinatın niçin var olduğu sorusunun cevabını yalnızca bilimden beklemek, teraziden renk ölçmesini istemeye benzer. İnsanın bundan daha derin soruları vardır: “Ben nereden geldim? Niçin yaratıldım? Hayatın amacı nedir? Ölümden sonra nereye gideceğim?” Bilimin “nasıl?” sorusuna cevap araması, “niçin?” sorusunun cevabını ortadan kaldırmaz. Kâinatın nasıl işlediğini bilmek, niçin var olduğunu bilmekle aynı şey değildir.

Bir insanın kalbinin nasıl çalıştığını bilim açıklayabilir; fakat “Ben niçin varım?” sorusunun cevabını kalbin çalışma mekanizmasına bakarak bulamayız. Bilim, ölümün bedende meydana getirdiği değişimleri inceleyebilir; fakat ölümden sonra ne olacağını laboratuvarda belirleyemez. İnsanın yaratılış gayesi, sorumlulukları ve ölümden sonraki hayat gibi hakikatleri ise bize vahiy bildirir.

Allah, kâinatın yaratıcısı ve vahyin göndericisidir. Bu nedenle kâinat ile vahyi birbirinin karşıtı olarak görmek doğru değildir. Kâinatın nasıl çalıştığını keşfetmek, onu kimin yarattığını inkâr etmeyi gerektirmez. Aksine insan, kâinat üzerinde düşündükçe Allah’ın kudretini daha iyi kavrayabilir.

Kâinat okunacak büyük bir kitap gibidir; bilim onun satırlarını incelemeye çalışır. Vahiy ise insana bu kâinattaki yerini, yaratılış gayesini ve sorumluluklarını öğretir. Bilim insana kâinatın kapılarını açabilir; fakat o kapıların ardındaki anlamı tek başına belirleyemez.

Bilimin bir şeyi ölçememesi, onun var olmadığını göstermez. Bilim, gözlem ve deney yoluyla araştırılabilen alanlarda son derece değerlidir; fakat bütün hakikatleri belirleyen tek ölçü değildir. Allah’ın varlığı, vahyin doğruluğu, insanın yaratılış gayesi ve ahiret gibi hakikatleri yalnızca laboratuvarın ölçüm araçlarına mahkûm etmek doğru değildir.

Burada bilimsel bilgi ile bu bilgiye yüklenen anlamı birbirinden ayırmak gerekir. Bilimsel bir bulguyu kabul etmek başka, bu bulgudan hareketle “Allah yoktur”, “Hayatın hiçbir amacı yoktur” veya “İnsan yalnızca maddeden ibarettir” sonucuna ulaşmak başkadır. Bilimsel bir bulgunun kendisi böyle bir hüküm içermez; bu tür sonuçlar, bilimsel verilerin ötesine geçilerek yapılan yorumlardır. Bilim Allah’ı inkâr etmez. Allah’ı inkâr etmek, bilimsel verilere dayanılarak yapılan yanlış bir değerlendirmedir.

Bilim değiştikçe hakikat değişmez; değişen, insanın hakikate dair bilgisidir. Bilimsel araştırmalar ilerledikçe daha önce doğru kabul edilen bazı görüşlerin yanlış olduğu anlaşılabilmektedir. Bu durum bilimin değersiz olduğunu değil, insan bilgisinin sınırlı ve gelişmeye açık olduğunu gösterir. Bilimden faydalanmalı, aklı kullanmalı, araştırmalı ve öğrenmeliyiz; fakat insan bilgisini mutlak ve değişmez bir hakikat ölçüsü hâline getirmemeliyiz.

Akıl, insanın düşünmesi, anlaması ve hakikati araştırması için Allah’ın verdiği büyük bir nimettir. İnsan aklı sınırlıdır; bilim de hakikatin tamamını kuşatamaz. Vahiy ise insanı hakikate ulaştıran ilahî rehberdir. Akıl ve bilim, vahyin rehberliğinde değerlendirildiğinde hakikati anlamaya hizmet eder.

Geçmişte Müslüman âlimler ve bilim insanları da Allah’ın yarattığı kâinatı anlamak için araştırmalar yapmış, farklı bilim dallarında önemli çalışmalar ortaya koymuşlardır. Bu durum, bilim ile iman arasında zorunlu bir çatışma bulunmadığını göstermektedir. Bilim, Allah’ın yarattığı eserleri anlamaya çalışmanın da bir vesilesi olabilir.

Sonuç olarak bilim ile İslâm arasında gerçek bir çelişki yoktur. Kesinliği ortaya konmuş bir bilimsel gerçek ile vahyin kesin bir hükmünün gerçek anlamda çelişmesi düşünülemez. Bir çelişki varmış gibi göründüğünde, bilimsel bilginin kesinliği, yapılan yorum ve vahyin doğru anlaşılması yeniden değerlendirilmelidir. Çünkü insan yanılabilir; Allah’ın vahyi haktır ve yarattığı kâinatta bir çelişki bulunmaz.

Bilim bize kâinatın işleyişini araştırma imkânı verir; akıl, bu bilgileri anlamamıza yardımcı olur. Vahiy ise nereden geldiğimizi, niçin yaratıldığımızı, nasıl yaşamamız gerektiğini ve nereye gideceğimizi bildirir. Böylece her şey bir tesbih tanesi gibi yerli yerine oturur; akıl tatmin, kalp huzur bulur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.