Misafir Kalem
Türk Milletinin Büyük Kahramanları Arasında Bir Işık: Sütçü İmam
| Dr. Mansoor Malik’in yazısı - Londra |
Bir Milletin Allah Vergisi Gücü: Şeref, İnanç ve Asla Teslim Olmayan Ruh
Türk milleti, tarih boyunca teslim olmayı değil, onurla direnmeyi seçmiş bir millettir. Bu milletin yürüyüşü, sadece coğrafyalar aşan bir yürüyüş değil; izzetin, cesaretin ve imanla beslenen bir ahlâkın yürüyüşüdür. Türk tarihi, kılıçtan önce vicdanı, güçten önce adaleti, zaferden önce onuru merkeze almıştır.
Türk milletinin mayasında şeref vardır. Bu şeref; kadına hürmette, misafire ikramda, mazluma sahip çıkmada ve inancını korumada kendini gösterir. Türk, yeri geldiğinde merhametin en yüksek örneğini sergiler; yeri geldiğinde ise onuru çiğnenirse asla geri adım atmaz. Çünkü Türk için hayat, sadece yaşamak değil; onurlu yaşamaktır.
Bu ruhun en sade ama en güçlü sembollerinden biri, Millî Mücadele’nin eşiğinde tarih sahnesine çıkan Sütçü İmam’dır.
Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Anadolu işgal altındayken, Maraş’ta yaşananlar sadece bir askerî baskı değil, bir onur sınavıydı. Müslüman kadınların örtüsüne uzanan eller, aslında bir milletin inancına ve haysiyetine uzanmıştı. Bu zulme itiraz eden bir masumun sokak ortasında vurulması, artık sabrın bittiği an oldu.
Sütçü İmam ne bir komutandı ne de bir siyasetçi. O, iman sahibi bir Anadolu insanıydı. Yaşananları duyduğunda meseleyi kişisel bir olay olarak görmedi. O an anladı ki; onur çiğnenirse susmak, teslim olmaktır.
Attığı kurşun, sadece bir askere değil; zulme, tahakküme ve aşağılanmaya karşıydı. O kurşun, Türk milletinin “Biz buradayız ve diz çökmeyiz” diyen vicdanının sesi oldu. Bu yüzden Sütçü İmam’ın adı, bir direnişin başlangıcı olarak hafızalara kazındı.
Sütçü İmam’ın duruşu, Maraş halkını ayağa kaldırdı. Korku yerini cesarete, dağınıklık yerini birlik ruhuna bıraktı. Kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla bir şehir, imanla ve onurla direndi.
Sonunda işgalciler çekilmek zorunda kaldı. Maraş, kendi iradesiyle özgürlüğünü kazanan şehirlerden biri oldu ve “Kahraman” ünvanını aldı. Bu zafer, plan masalarında değil; imanlı yüreklerde kazanılmıştı.
Sütçü İmam, Türk milletine şunu öğretir:
Onur söz konusuysa tarafsızlık yoktur.
İnanç aşağılanıyorsa sessizlik erdem değildir.
Kadının iffeti çiğneniyorsa ayağa kalkmak görevdir.
Bu yüzden Sütçü İmam sadece bir tarih figürü değil, bir ahlâk dersidir.
Türk milletinin gücü tesadüf değildir. Bu güç; imanla beslenen cesaret, adaletle dengelenmiş kudret ve şerefle korunmuş bir kimliktir. Türk milleti misafirine sofrasını açar, mazluma kalkan olur; fakat onuru çiğnenirse asla teslim olmaz.
Sütçü İmam’ın yaptığı tam olarak budur:
- Merhametle yaşamak,
- Ama onurla direnmek.
Bugün değerlerin aşındığı, kimliklerin silikleştiği bir çağda Sütçü İmam’ın hikâyesi yeniden konuşulmalıdır. Çünkü bu hikâye bize şunu hatırlatır:
- Bir milletin gerçek gücü silahında değil, vicdanındadır.
- Gerçek kahramanlık makamda değil, ahlâktadır.
- Ve gerçek zafer, korkuya boyun eğmemektir.
Bu yüzden Sütçü İmam sadece anılmaz; saygıyla yad edilir.
Çünkü o, Türk milletinin asla teslim olmayan onurunun adıdır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.