A. Levent Ertekin
Mesafe Sanatı
İnsan, doğası gereği hem bir başkasına sığınma ihtiyacı duyan sosyal bir varlık hem de kendi benliğini koruma arzusu taşıyan bağımsız bir bireydir. Ancak bir araya gelme arzusu ile özgür kalma tutkusu arasındaki o hassas dengeyi kurabilmek, insanlık tarihinin en eski ve en karmaşık meselelerinden biridir. İşte insan ilişkilerindeki bu "yanaşma-kaçınma" ikilemini en yalın ve vurucu şekilde özetleyen kavram, Schopenhauer’ın literatüre kazandırdığı ve sonrasında Freud'un da derinleştirdiği "Kirpi Mesafesi" metaforudur.
Schopenhauer’ın kurguladığı bu akıl yürütmeye göre; dondurucu bir kış gününde soğuktan korunmak isteyen kirpiler, ısınmak amacıyla birbirlerine sokulurlar. Fakat birbirlerine fazla yaklaştıklarında keskin dikenleri canlarını yakmaya başlar. Can acısıyla geri çekildiklerinde ise bu kez dondurucu soğukla yüzleşirler. Deneme-yanılma yoluyla kirpiler, en nihayetinde hem üşümeyecek kadar yakın hem de birbirlerini yaralamayacak kadar mesafeli durabilecekleri ideal noktayı bulurlar.
İnsan ilişkilerinin özeti de tam olarak bu mecazda saklıdır. Kendimizi güvende hissetmek ve yalnızlığın duygusal soğukluğundan korunmak için başkalarına yaklaşırız; ancak hesapsız ve sınırsız bir yakınlık, bir süre sonra mahremiyetin ihlaline, bireyselliğin kaybolmasına ve manevi "dikenlerin" batmasına yol açar.
Hayvanlar aleminde alan savunması vücut sıvılarıyla belirlenirken, modern şehir insanı bu çemberi psikolojik sınırlar üzerinden çizer. Asansördeki sıkışıklıktan veya tanımadığımız birinin çok yakınımıza girmesinden duyduğumuz rahatsızlık, bedenimizin ve zihnimizin ihtiyaç duyduğu kişisel alanın bir göstergesidir. Sevdiğimiz, "yakınım" olarak tanımladığımız kişilere kapılarımızı açsak da, orada da bir limit bulunmalıdır.
Kültürümüzdeki "Fazla muhabbet tez ayrılık getirir" kelam-ı kibarı veya kadim atasözlerindeki "Dostluğunda da düşmanlığında da aşırıya kaçma" öğüdü, tam da bu itidal çağrısını yansıtır. Psikolog Karen Horney’in vurguladığı gibi; insanın zaman zaman sosyal olmaya, zaman zaman çatışmayı yönetmeye, zaman zaman da kendi kabuğuna çekilmeye ihtiyacı vardır. Eğer bu denge tutturulamazsa, aşırı içli dışlı olmanın getirdiği kontrolsüzlük ilişkileri yıpratır.
Bu mesafe hayatın pek çok farklı alanında hayati bir rol oynar:
Aile ve Ebeveynlikte: Aile içinde sınırsız bir sevgi var olabilir; fakat bu sevgi, sınırları belirlenmiş bir saygı ile taçlandırılmalıdır. "Senin iyiliğin için" diyerek eşlerin veya ebeveynlerin birbirlerinin özgürlük alanına müdahale etmesi ya da aşırı fedakarlık yapıp sonrasında karşı tarafa öfke beslemesi bu mesafenin kaybolmasından kaynaklanır. Benzer şekilde, anne-babaların çocuklarıyla "arkadaş" olma çabası da role uygun düşmez. Bir çocuğun akran arkadaşına ihtiyacı vardır; ebeveyninden ise arkadaşlık değil, rehberlik, empati ve güçlü bir rol model beklentisi içindedir.
Toplumsal ve Mesleki İlişkilerde: Sanatçıların, basın mensuplarının veya bireylerin güç sahipleriyle ve siyasilerle kurduğu diyalogda da ölçü esastır. Tarihte usta şair Nef’i’nin devlet adamlarını bir dönem göklere çıkarıp ardından yerin dibine sokan gelgitli tutumu, mesafesizliğin ve aşırılığın getirdiği savrulmalara somut bir örnektir.
Kirpi mesafesi, dinamik ve zamanla yeniden ayarlanması gereken esnek bir dengedir. Arkadaşlıkta, evlilikte, ailede veya iş hayatında karşı tarafa "seni seviyorum ve değer veriyorum ama senin bir birey, benim de ayrı bir birey olduğumu unutmuyorum" diyebilme olgunluğudur.
Hayatın her aşamasında ilişkilerimizi sağlıklı sürdürebilmenin yolu, ne aşırı yapışık bir hayat yaşayıp birbirimizi yıpratmaktan ne de tamamen kabuğumuza çekilip yalnızlığın soğuğunda donmaktan geçer. İhtiyacımız olan şey; övgüde, eleştiride, sevgide ve yakınlıkta itidali korumak, yani dikenlerin boyunu hesaplayarak yan yana durmayı başarabilmektir.
A.Levent ERTEKİN - Sosyolog
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.