Hüsniye Ünal
Edep
Müslüman Türk toplumu, güzel ahlakın bütün özelliklerini bünyesinde barındıran "edep" gibi yüce bir meziyete sahiptir. Edep, hem medeniyet seviyesinin bir göstergesi hem de "eşref-i mahlûkat" unvanı ile muttasıf insanı, bilhassa Müslümanı diğer canlılardan ayıran alâmet-i farikasıdır.
Zira Müslüman demek bir yönüyle edepli, hayâlı insan demektir. Efendimiz aleyhissalâtü vesselam buyurmuşlar ki: "Her dinin bir ahlâkı vardır, İslam'ın ahlâkı ise hayâdır." Hayâ ve edep birbirinden ayrılamaz bir bütündür.
Fakat maatteessüf televizyonun hayatımıza girmesiyle başlayan, internet, sosyal medya ve akıllı telefon kullanımı ile merhale merhale ilerleyen yozlaşma yüzünden toplumda "edep" kavramı kaybolmaya yüz tuttu.
Çok değil, daha 30 - 40 yıl öncesine kadar geleneksel kültürümüzde hâkim olan "edep, hayâ, nezaket, zarafet" gibi unsurlar bugün "özgüven ve özgürlük" adı altında kavram sapmalarına, yani sınır ve kural tanımazlığa evrildi.Bireyselleşmenin getirdiği hodgâmlık, asosyallik, benmerkezcilik; nobran, nezaketten, edepten, hayâdan uzak bir neslin yetişmesine yol açtı.
Bir büyük içeri girdiğinde hemen ayağa kalkıp yer veren, büyük oturduktan sonra bir köşede edeplice oturan, kendisine bir şey sorulmadan söze girmeyen, büyüğünün yanında sigara içmeyen, sofraya önce büyüklerin oturmasını bekleyen hizmetli, hürmetli nesiller; yerini büyüklerinin karşısında bacak bacak üstüne atarak, yayılarak oturan, rahatça sigarasını tüttüren, yemeğini odasında tek başına yemeyi tercih eden, hiçbir işin ucundan tutmayan bilakis sürekli hizmet bekleyen, evde âdeta parazit gibi yaşayan, büyük-küçük tanımayan, gelen misafire "hoş geldiniz" demekten aciz, hatta misafir geldiğinde odasından çıkmayan, sorumsuz, tembel, enaniyetli, merhametsiz, insanî vasıflarını gittikçe kaybetmekte olan yeni bir nesle bıraktı.
Ailenin çocuk eğitimindeki yetersizliği, okul ve çevre faktörleri, sosyal platformlar gibi birçok etken bu kaçınılmaz sonucu doğurdu.
Sadece genç nesilde değil, toplumun her katmanında bir yozlaşma, bir dejenerasyon göze çarpıyor. Üstelik köylüsü, kentlisi, eğitimlisi, eğitimsizi de fark etmiyor.
Eskiden insanlar yeni tanıştıkları, samimi olmadıkları, yaşça kendilerinden büyük ya da karşı cinsten kişilerle konuşurken "siz" diye hitap ederdi. Bu önemli bir nezaket kuralıydı. Şimdilerde neredeyse herkes birbirine "sen" diye hitap ediyor, lakayt bir tarzda konuşuyor. Aslında bu hem edebe aykırı hem de saygısızlıktır.
"Edep bir taç imiş nur-u Hüdâ’dan,
Giy o tacı emin ol her belâdan," demiş Mevlânâ Hazretleri.
Edep, başlı başına bir güzelliktir.
Nasıl ki bir mimar bir binayı güzelleştirmek için türlü türlü nakışlarla süsler, edep de insanı güzelleştiren bir davranış estetiğidir. Bir insanın edebi, karakteri, kişiliği üslubundan, ses tonundan, konuşurken seçtiği kelimelerden, yaptığı mimik ve jestlerden, bakışından, duruşundan belli olur. Recaizâde Mahmut Ekrem'in meşhur sözüdür: "Üslûb-ı beyan ayniyle insandır."
İnsanın kendini tanıması, haddini bilmesi, yani edepli olması bütün ilimlerin üstündedir. Yunus Emre edepsiz ilmin kıymeti olmadığını şöyle dile getirir:
"Girdim ilim meclisine, kıldım talep,
İlim geride kaldı, illâ edep illâ edep."
Mevlânâ Hazretleri'nin "Gözünü aç da Allah'ın kelâmına baştan başa bir bak! Âyet âyet bütün Kur'an edep tâliminden ibarettir," cümleleri ise edebin önemine vurgu yapar.
Teknolojiyi ve modern dünyayı reddetmek mümkün olmadığı gibi onun getirdiği kültürel yozlaşmaya teslim olmak da bir mecburiyet değildir. Bir toplumu ayakta tutan ne sadece ekonomik gücü ne de teknolojik imkânlarıdır; onu ayakta tutan zamanın manevî tehlikelerine karşı kuşandığı ahlak ve edep zırhıdır.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.