Hüsniye Ünal
Modern Çağın Yalnız İnsanı
Etrafı oldukça kalabalık ve iletişim araçlarıyla çevrili olmasına rağmen, "yalnızlık" hissi günümüz insanının en derin yaralarından biri haline geldi. Kime sorsanız yalnızlıktan dert yanıyor.
Peki sosyolojik, psikolojik ve kültürel açılardan bakıldığında bu durumun arkasında yatan temel sebepler neler? İnsan, bunca etkileşime rağmen neden bu kadar yalnız?
Bu hazin tablonun sebeplerini kısaca şöyle sıralayabiliriz:
1-Teknoloji ve sosyal medya, insanlar arasında görünüşte anlık bir bağlantı sağlıyor; fakat asla yüz yüze iletişimin verdiği o samimi sıcaklığı sunamıyor. Göz teması, jestler ve mimiklerle süslenmiş, aynı mekanda karşılıklı edilen sohbetlerin yerini, yüzlerce dijital arkadaşa sahip olmak dolduramıyor. Bu durum, insanı ruhsal olarak doyuran hakiki bağlardan mahrum bırakıyor.
2-Geleneksel toplumlarda güçlü, geniş aile bağları, mahalle kültürü ve komşuluk ilişkileri vardı. Modernite tüm bunları değersizleştirerek bireyselliği, bağımsızlığı ve kendi kendine yetebilmeyi yüceltti. İnsanlar ekonomik ve sosyal olarak daha bağımsız hale geldikçe; bir topluluğa ait olma, dayanışma ve birbirini ziyaret etme duygusunu büyük oranda kaybetti. Oysa insan sosyal bir varlıktır ve kendini toplumdan tecrit etmesi fıtratına aykırıdır. Her insan bir diğer insana muhtaçtır.
3-Samimiyet, sadakat ve fedakarlık gibi ilişkileri ayakta tutan kavramların yerini menfaate dayalı ve geçici ilişkilerin alması, bireylerde derin hayal kırıklıkları yaratıyor. İnsanlar incinmekten, aldatılmaktan ya da dürüstlüklerine karşılık bulamamaktan korktukları için etraflarına yüksek duvarlar örmeye başlıyor. Bu duvarlar kişiyi koruyor gibi görünse de aslında onu kronik bir yalnızlığa mahkum ediyor. Dolayısıyla güvenin, tahammül ve sabrın kalmadığı bir ortamda kalıcı dostluklar inşa etmek her geçen gün zorlaşıyor.
Bu sebepler haricinde, yalnızlık bazen de bir imtihan olarak karşımıza çıkıyor. Cenâb-ı Hakk, kimi kullarını etrafındaki herkesten uzaklaştırarak yalnız bırakır ki; tek ve hakiki dostun yalnızca Kendisi olduğunu hatırlasın, kalbini fani sevgilere bağlamasın ve yüzünü yalnızca Yaradan’ına dönsün. Bu zaviyeden bakıldığında yalnızlık, insanı olgunlaştıran bir lütf-u ilahîdir.
Bu manevî yalnızlık, dönemsel olduğunda bir rahmettir. Fakat sürekli yalnız olmak ve kronik bir tecrit hissi yaşamak insanı madden ve manen yıpratır. Nitekim son günlerde bilim insanlarının ve uzmanların da sıklıkla vurguladığı gibi ; psikolojik rahatsızlıklar ve özellikle de Alzheimer gibi nörolojik hastalıklar yalnız insanlarda çok daha sık görülüyor. Uzmanlar, bu tür hastalıklardan korunmanın en etkili yolunun sosyal bağları koparmamak ve yalnız kalmamak olduğunu belirtiyor. Bu yönüyle yalnızlık, bilhassa yaşlılarımız için hayati bir risk ve ciddi bir toplumsal sorun teşkil ediyor.
En büyük yalnızlık; etrafımızda fiziksel olarak kimsenin olmaması değil, anlaşıldığımızı, değer gördüğümüzü ve bir yere ait olduğumuzu hissedememektir. Yaşadığımız asır bize muazzam bir konfor sundu, yaşam kalitemiz arttı; buna karşılık ne yazık ki fıtratımızın en temel ihtiyaçlarından biri olan "insanlarla sahici ve samimi güçlü bağlar kurma" kabiliyetimizi elimizden aldı. Neticede, rahatlık anlamında her türlü imkana sahip, fakat duygusal olarak yapayalnız ve mutsuz bir insanlık türedi.
Bunun tek çaresi; kaybolmaya yüz tutan samimiyeti, yüz yüze iletişimi, arkadaşlık, komşuluk ve akrabalık ilişkilerini yeniden canlandırmak; insanî ve İslamî değerleri hayatımızın merkezine almaktır.
Rabbimiz! Bizleri kalabalıklar içinde sevgisiz ve yalnız bırakma. Kalplerimize karşılıksız sevmeyi, sadakati ve samimiyeti lûtfet. Bizleri Hakiki Dost olan Zat-ı Zülcelal'inin sevgisinden ayırma; dünyada da ahirette de bizi anlayan, sadık ve salih dostlarla hemhal eyle. Amin.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.