Hicri Yılbaşı

Hicret kelimesi, sözlükte “terk etmek, ayrılmak, ilgi ve alakasını kesmek, kişinin herhangi bir şeyden bedenen, lisânen veya kalben ayrılıp uzaklaşması” demektir; ancak kelime daha çok “bir yerin terk edilerek başka bir yere göç edilmesi” anlamında kullanılır.

Terim olarak ise, gayri müslim ülkeden (darülharp) İslâm ülkesine göç etmeyi ifade etmektedir. Özelde ise Peygamber Efendimizin (asm) ve Mekkeli müslümanların Mekke’den Medine’ye göç etmesini ifade eder. Hicret edene, muhacir denir.

Kur’ân-ı Kerîm’de hicret kelimesi doğrudan yer almaz. Ancak bu kelimenin türevleri yirmi yedi ayette geçmektedir.

Hadis-i Şeriflerde de Mekke’den Medine’ye göçü ifade etse de farklı olarak da kullanılmıştır. Mesela, “Muhacir Allah’ın yasakladığı kötülük ve günahları terk eden kimsedir” (Buhârî, “Îmân”, 4; Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 4) Başka bir hadis-i şerifte ise hicret, “kötü şeyleri terk etmek” anlamına geldiği belirtilmektedir (Müsned, IV, 114).

Hicretin ahlâk ve zühd ile ilgisine işaret eden tasavvuf erbabı, bu kavramı hem “haramları terk edip kötülüklerden uzaklaşmak”, hem de “nefsi terbiye etmek maksadıyla yolculuğa çıkmak” veya “kalben ve zihnen halkı terk etmek” anlamında kullanmışlardır.

Peygamber Efendimizden (asm) önceki peygamberler de hicrete maruz kalmışlardır. Hz. İbrâhim, kavminin kendisini ateşte yakma teşebbüsünün ardından, “Doğrusu ben rabbimin emrettiği yere hicret ediyorum” demiş (el-Ankebût 29/26) ve önce Filistin’e, ardından Mısır’a göç edip daha sonra da Ken‘an diyarına yerleşmiştir. Hz. Mûsâ, Allah’ın emriyle geceleyin Mısır’dan yola çıkardığı İsrâiloğulları’nı göç ettirmeyi başarmış, peşlerine düşen Firavun ve ordusu ise denizde boğulmuştu (Yûnus 10/90; Tâhâ 20/77-78; eş-Şuarâ 26/52-67).

Mekke müşrikleri, Peygamber Efendimizin (asm) peygamberliğini ilanından itibaren ona karşı hasmane bir tutum benimsemişler, çeşitli eza ve cefalar uygulamışlar, hatta Ammâr b. Yâsir’in babası Yâsir ve annesi Sümeyye’yi işkenceyle öldürmüşler. Mekke’deki zulme engel olmak mümkün olmayınca bir kısım sahabi Habeşistana hicret etmişler.

Tâifliler ve diğer kabileler Resûl-i Ekrem Efendimizi (asm) reddederken Medine’den gelenlerin daha ilk görüşmede İslâm’a girmeleri ve her türlü tehlike ve sıkıntıyı göze alarak şehrin kapılarını ona açmaları sonucu, Medine hicret yurdu olmuştur. Özellikle İkinci Akabe Biatı’nda Medineli müslümanlar Hz. Peygamber’i (asm) ve dolayısıyla Mekkeli müslümanları şehirlerine davet ederek geldiği takdirde canlarını, mallarını, kendi çocuklarını ve kadınlarını korudukları gibi onu koruyacaklarına, rahat günlerde de sıkıntılı anlarda da ona tâbi olacaklarına and içerek biat etmişlerdir.

Medine’ye hicret eden ilk sahâbî Ebû Seleme el-Mahzûmî’dir. Ebû Seleme Akabe biatlarından bir yıl önce (620) tek başına Medine’ye gitmiş, Mekke’den çıkışı engellendiği için onunla birlikte hareket edemeyen hanımı Ümmü Seleme ise yaklaşık bir yıl sonra küçük yaştaki oğlu Seleme ile birlikte hicret etmiştir.

İkinci Akabe Biatı’nın ardından (622) Hz. Peygamber’in hicrete izin vermesi üzerine ilk defa Âmir b. Rebîa ve hanımı Leylâ bint Ebû Hasme göç ettiler. Onların arkasından da diğer sahâbîler gruplar halinde gitmeye başladılar. Hicret genellikle gizlice yapılmıştır. Yalnız Ömer b. Hattâb (ra) Kâbe’yi tavaf ettikten ve iki rek‘at namaz kıldıktan sonra müşriklere meydan okuyarak alenen yola çıktığı bilinmektedir.

Mekkeli müşrikler, 26 Safer (9 Eylül 622) Perşembe günü Peygamber Efendimize (asm) suikast kararı almışlar, durumu öğrenen Resûl-i Ekrem’in o gece şehri terk ederek Sevr mağarasına gittiği, 27-28-29 Safer (10-11-12 Eylül 622) Cuma, Cumartesi ve Pazar günlerini mağarada geçirdiği, 1 Rebîülevvel (13 Eylül 622) Pazartesi günü mağaradan yola çıktığı, 8 Rebîülevvel (20 Eylül 622) Pazartesi günü Kubâ’ya indiği ve 12 Rebîülevvel (24 Eylül 622) Cuma günü Medine’ye girdiği anlaşılmaktadır.

16 Haziran 2026 hicri yılbaşı. Ülkemize ve insanlık âlemine hayırlara vesile olmasını Allah’tan niyaz ediyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.