Ali Sarıkaya
Kelimelerin Dili
Allah Âdem’i (as) yarattığında ona ilk öğrettiği şey kelimelerdir. “Ve Âdem’e bütün isimleri öğretti.” (Bakara Suresi, 2/31) Yani maddî ve mânevî varlıkların, kavramların isimleriyle bunların özelliklerini veya isim verme, dil icat etme kabiliyetini öğretti.
Kelimelerin kendisi birer dil olduğu gibi her bir kelimenin de bir dili vardır. Kendine göre hayatı ve canlılığı vardır. Onlar da birer organizmadır. Doğarlar, gelişirler ve ihmal edilirlerse ölürler. Konuşuldukça yaşarlar. Şarkılarda, türkülerde, özdeyişlerde, atasözlerinde, hikâye ve romanlarda canlanırlar ve gelişirler. Yalnızlık onları da öldürür. Onlar da cümle denilen toplumların birer ferdidir. Toplumundan dışlandıklarında kahrından ölürler. Bütün canlılar öyle değil midir? Kendinizi toplumun dışına itilmiş, yalnızlaştırılmış, kimsenin sizinle görüşmediği bir insan olarak düşünün. Bu durumda neler hissedersiniz? Kalabalıkların arasında yapayalnız kalırsınız. Vicdanınız yalnızlığın kahır okları tarafından yaralanır.
Kelimeler de aynen öyledir. İhmal onları da öldürür.
Kelimeler, mana denilen yükleri taşırlar. Her bir kelime birer ambardır. İçinde türlü türlü gıdalar saklanır. Bir kelimenin ihmali, içinde taşıdığı gıdaların bozulup kaybolması demektir. Mesela, “şeref” kelimesini dilinizden silin. Bunun ifade ettiği manayı da yok etmiş olursunuz. Vecizelere, atasözlerine, şiirlere, hikâyelere, güzel sözlerden yüzlercesine hayat veren bu kelime öldürüldüğü takdirde, onun ifade ettiği manayı ne ile telafi edeceksiniz? Yerine koyacağınız bundan daha mı güzel olacak? Aynı mana yükünü taşıyabilecek mi? Yerine mutlaka bir şey koymak gerekiyorsa bunu niçin, hangi sebepten dolayı ördüreceksin? Ne eksikliği vardı da bunu kaldırıp yerine o konuldu?
Kelimeler, kültür ve fikir hayatımızı besleyen köklerdir.
Hayatın tabi seyri içinde bazen ihtiyarlığa ulaşıp ölen kelimeler de olabilir. Buna kimsenin bir diyeceği olmaz. Madem ki o da bir canlıdır. Ölüm onun için de olabilir. Bu, kendi hayat seyri içinde, özel bir kasıt olmadan gerçekleşmelidir.
Kelimelerin ideolojik saplantılara kurban edilmesi çok daha kötü bir iştir. Dil herkesin ortak kullandığı bir alandır. Bu alanı saplantılara kurban vermek doğru olmaz. Bu durum dilin sahiplerini yaralaması gereken bir iştir. Günün şartları gelir geçer. Dil ise milletlerin ortak vicdanıdır. Geçmişi geleceğe bağlayan köprülerdir. Köprülerin yıkılması, nesiller arasında uçurumlar meydana getirilmesi anlamını taşır. Buna kimin ne hakkı vardır? Nesilleri mazisinden, kökünden koparmak, iyi niyetin ürünü değildir. Çınarın yaprakları kökleri ile bağlıdır. Onu bağlı olduğu kökten koparmak öldürmek demektir. Nesillerin de bir kültür kökü vardır. Bu kültür kelimelerle geleceğe taşınır. Kelimelerin unutturulması, geleceğin geçmişle olan bağlarının koparılması demektir. Bu durum bir vicdan katliamıdır. Geçmişini anlamayan bir gelecek demektir. Köklerinden koparılmış bir gelecek demektir.
Eskiler, kelimeleri namus kabul etmişler. Onlara yapılan kasıtlı hareketleri namusa yapılmış kasıtlı hareketler gibi kabul etmişlerdir. Onun için “Kamusa tecavüz, namusa tecavüzdür.” Diye ifade etmişlerdir.
Kelimeler dilin namusudur. Onları korumak lazımdır. Bin yıllık fikir ve kültür tarihimizin gelecek nesillere taşınması adına Risale-i Nurlar fevkalade önemli bir hizmet görmektedir. Mazi ile yeni nesillerin bağlarını güçlendirmekte ve korumaktadır.
Hayatın çilesine katlanmak mümkündür. Ancak, fikri hayatını ve kültürünü kaybeden toplumların ayakta kalma şansı yok gibidir. Kelimelerin de namusu korunmalıdır. Lise ve üniversite imtihan sorularında kullanılan dil çok kötü ve bir kültür tahribidir. Dil, düşünceyi şekillendiren en güçlü silahtır. Mevlana’nın dediği gibi, kalp deniz, dil onun kıyısıdır. Denizde ne varsa o kıyıya vurur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.