
Abdulkadir Menek
Dünden Bugüne Suriye (10)
önceki yazı:
2011 yılının bahar aylarında Bediüzzaman Hazretlerinin Şam’a gelişinin ve burada Emevi Camii’nde muhteşem bir hutbe irad eylemesinin 100. Yıldönümü münasebetiyle birçok arkadaşımız ile birlikte Şam’a bir ziyaret gerçekleştirerek Cuma namazını bu camide kılmak nimetine mazhar olduk. Ülkemizin birçok bölgesinden çok sayıda vatandaşımızın bu vesile ile Şam’a ve Emevi Camii’ne geldiklerine şahit olduk. Bu yıldönümü münasebetiyle bu Cuma hutbesinden beklentimiz, Bediüzzaman Hazretlerinin Şam ziyaretinden bahsedilmesi ve bu önemli hutbenin önemli bazı bölümlerinin aktarılması şeklinde idi. Ancak bu duruma izin verilmediği, daha sonra ifade edilmişti.
Yine 2011 yılının 19-20 Mart tarihlerinde Risale-i Nur Enstitüsü tarafından Şam’da, Ebla Cham (Şam) Palas Hotel’de “Said Nursi’nin İslam Âlemi Tasavvuru-Hutbe-i Şamiye” konusu, “Said Nursi’ye Göre İslam Toplumlarının Geleceği ve Dünya Barışı” başlığı altında VI. Risale-i Nur Kongresi gerçekleştirildi. Altı masa halinde ve seksen civarında akademisyen, gazeteci ve yazarın katıldığı kongrede Masa Başlıkları, Hutbe-i Şamiye’de Bediüzzaman Hazretlerinin İslam Âleminin altı hastalığına karşı, altı deva olarak ifade ettiği başlıklar esas alınarak şu şekilde belirlenmişti: I. Masa-Ümit, II. Masa-Sıdk, III. Masa-Muhabbet, IV. Masa-Uhuvvet, V. Masa-Hürriyet ve VI. Masa-Hamiyet.
Biz de bu kongreye III. Masa’da; Ahmet Taşgetiren, Bünyamin Duran, Hakan Yalman, Atilla Yargıcı gibi değerli yazar ve ilim adamları ile birlikte katılmış, İslam Âleminin 3. Hastalığı olarak ifade edilen “Adavete Muhabbet” hastalığına karşı “Muhabbete Muhabbet” başlığı altındaki bildirimizi sunmuştuk. Kongre’nin ardından sonuç bildirilerinin de açıklandığı bir panel de 27 Mart 2011 tarihinde İstanbul’da Haliç Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilmişti.
Kongrede ifade edilen ve üzerinde mutabık kalınarak kamuoyuna açıklanan konular, İslam aleminin birkaç yüz yıldan beri yaşadığı problem ve hastalıklara çözüm için çok önemli bir reçete mahiyetinde idi. Arap Baharının yeni yeni başladığı bu günlerde, bu çözüm önerileri ve burada ifade edilen çok önemli görüşler, İslam ülkelerinin liderlerine ne kadar ulaştırıldı, bilemiyorum. Fakat bu görüşlerin, bu önemli sürecin belki daha rahat bir şekilde atlatılması için çok faydalı bir yol haritası sunacağı konusunda da bir şüphe duyulmamalıdır. Bu kongre sonunda “Muhabbet” masasında yapılan müzakereler sonucu hazırlanan ve kamuoyu ile paylaşılan sonuç bildirisini nazarlarınıza sunmak istiyorum:
1. Sevgisizlik insanlığı tehdit eden ve kıyamete sürükleyen küresel bir hastalıktır. Bu hastalık ise bitmez tükenmez savaşlar, terör, iç karışıklıkları ve sosyal parçalanmaları netice vermiştir. Kıyamet sevgisizlikle kopacaktır.
2. Sevgisizliğin temelinde insanoğlunun Yaratıcı ile ilişkisinin kopması yatmaktadır. Sevgisizlik; iman zaafı, dünyevileşme, cehalet, istibdat, ırkçılık, bencillik, cemaat ve meşrep taassubu, ihtilaf şeklinde tezahür etmektedir.
3. Varlığın yaratılış hamurunda Allah’ın sevgisi vardır. İslamiyet mizacı sevmeyi gerektirir.
4. Sevginin merkezi olan kalp, Allah’a muhabbet ve varlıkları O’nun hesabına sevmeye uygun olarak yaratılmıştır.
5. Sevgi sadece soyut bir kavram değil, aynı zamanda fiiller ve davranışlar bütünüdür. Hikmetli bilgi, adaletli yargı, şümullü şefkat, ahlaklı sorumluluk, dostane ittifak ve kardeşane ittihat sevgi göstergesidir.
6. Marifetullahtan gelen sevgi, aileyi, akrabaları, komşuları, toplumları ve insanları kaynaştıran en önemli bir iksirdir. İslam’ın sosyal yardımlaşma kurumları, insanlar arasındaki sevgiyi güçlendirir.
7. Bütün insani problemler sevgisizlikte, çözümleri de sevgidedir.
8. Sevgisizliğin tedavisi için, evrensel planda bir sevgi eğitimine ihtiyaç vardır. Sevgi eğitimi, Said Nursi’nin, Kur’an ve sünnet kaynaklı ihlâslı sevgi önermesi çerçevesinde gerçekleştirilmelidir. İhlâslı sevgi karşılık beklemeden ve Allah için sevmektir. İhlâslı sevgi aynı zamanda iman ve Kur’an’a hizmet eden gruplar arasında ittifak, yardımlaşma ve dualaşmayı gerekir.
9. Kur’an bir yönüyle bir sevgi kitabıdır. Habibullah olan Hz. Peygamber, bir sevgi muallimidir.
10. Said Nursi’nin “Biz muhabbet fedaileriyiz. Husumete vaktimiz yoktur” çağrısı, bütün insanlığın ortak gönül iklimi haline gelmelidir.
Altmış yıldan fazla bir süre ile Suriye’de devam eden, büyük acılara, katliamlara, zulüm ve vicdanları titreten işkencelere sahne olan bir istibdat rejimi, büyük bedellere mal olsa da çok şükür nihayetinde sona erdi. 8 Aralık 2024 tarihinde inşallah Suriye’nin tarihinde kardeşlik, huzur ve saadeti netice verecek yepyeni bir sayfa açılmıştır. Bütün Müslümanlar için çok önemli bir bölge olan ve geçmişte İslam’a büyük hizmetlerde bulunulan bu toprakların, yeniden eski safvet ve şevketine kavuşması en büyük temennimizdir. Suriye’nin huzur içinde yaşaması, bütün İslam âleminin faydasına olacaktır.
Muhakkak ki, bu toprakların huzur içinde olması bazı devletlerin ve kesimlerin işine gelmeyecek ve bölgeyi yeniden karıştırmak için ellerinden geleni yapacaklardır. Nitekim Lazkiye ve Tartus’ta 6 Mart tarihinden itibaren başlayan çatışmalar, bu niyetleri çok açık bir şekilde ortaya koymuştur. Esed’lerin memleketinde ve onun döneminden kalma bazı komutanların organizasyonu ile askeri güçlere bazı saldırılar yapıldı ve çok sayıda güvenlik görevlisi hayatını kaybetti. Bu terör saldırılarına karşı da devlet güçleri gerekli önlemleri alarak müdahalede bulunmuş ve şimdilik bu olaylar bastırılmıştır.
Fakat bu kontrol dışı Esed artığı güçlerin başlattığı saldırılar, ülkemizdeki Ana Muhalefet Partisine mensup bazı kişiler başta olmak üzere birçok grup, radikal sol ve mezhepçi unsurlar tarafından çok farklı bir şekilde yorumlanarak, bir Nusayri ve Alevi düşmanlığı olarak algı oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bu algı oluşturma çabalarının, bizim iç kamuoyumuza dönük bazı tahrik gayretlerini de içerdiğini ifade etmek gerekir. Suriye’de uzun yıllar boyunca devam eden ve bir milyon civarında Sünni’nin öldürülmesi ile sonuçlanan zulüm ve katliam dehşeti hakkında hiç seslerini çıkarmayan, en ufak bir tepki göstermeyen ve Türkiye’nin uzattığı yardım eline şiddetle karşı çıkan bir zihniyetin bu tavrını iyi niyetle karşılamak mümkün değildir. Ayrıca, İsrail’in kendi rahatı için istikrarlı bir Suriye istemediğini ve İran’ın bu ülkede yaşadığı hezimeti de kolay kolay unutamayacağını da belirtmek gerekir.
Oysa Suriye’de Ahmet El Şara başkanlığındaki yeni hükümetin ilk günden itibaren bütün mezheplere, ırklara ve inanç gruplarına yaklaşımı son derece barışçı ve demokratik olmasına ve bunu her vesile ile ifade etmesine ve göstermesine karşın, bu olayları çıkaranların iyi niyetlerinden bahsetmek elbette mümkün değildir. Hükümet güçlerinin kararlı duruşu ile olaylar kısa sürede bastırılmış ve düzen yeniden sağlanmıştır.
Ayrıca Suriye'de SDG'nin Suriye ordusuna katılma kararı ve kontrolünde bulunan bölgeler ile petrol ve doğalgaz kaynaklarının da yeni yönetimin kontrolüne verilmesi ile ilgili olarak yapılan anlaşmanın da çok değerli olduğunu ve Suriye’de iç barışa çok önemli katkılarda bulunacağını ifade etmek gerekir.
On bölüm halinde yayınladığımız Suriye ile ilgili bu yazı dizisinde, özet olarak bir genel değerlendirme yapmaya çalıştık. Elbette eksik kalan ve noksan bıraktığımız birçok husus olmuştur. Uzun yıllar boyunca zulüm ve baskı altında inleyen bu masum insanların, bundan sonra huzur ve barış içinde yaşamalarını gönülden temenni ediyoruz. Allah yar ve yardımcıları olsun.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.