Dezenformasyon Kanunu mu Sansür Kanunu mu?

Geçtiğimiz günlerde “Basın Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Kanun yürürlüğe girdi girmesine ama tartışmalar, eleştiriler devam ediyor. Kanun hükmü uygulanmaya başlayınca, tartışmaların daha da alevleneceği anlaşılıyor. CHP, kanunun 29. maddesinin iptali talebi ile Anayasa Mahkemesine başvurdu. Oradan nasıl bir sonuç çıkacak, bekleyeceğiz.

Tartışma konusu kanunla Basın Kanunu’na bazı madde ve ibareler eklendi. Buna göre artık İnternet Haber Siteleri de süreli yayın olarak kabul edilecek. Kanunda değişiklik yapılmadan önce; gazete, dergi gibi basılmış eserler ile haber ajansları yayınları süreli yayın kapsamında iken, değişiklikle internet haber siteleri de bu kapsama alındı. Böylece artık internet haber siteleri de resmi ilan alabilecek, şartları taşıyan kişiler basın kartı kullanabilecek.

resmi-gazete-uny8-cover.jpg

Basılı yayının giderek azaldığı, yerini dijital yayına bıraktığı günümüzde, bu değişiklik yerinde bir düzenleme olmuştur. Zaten bu değişikliğe dair bir itiraz yoktur.

Tartışmaların odağında bulunan madde, kanunun 29.maddesidir. Bu madde ile Türk Ceza Kanunu’na “Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma” adı altında yeni bir madde eklenmiş, yeni bir suç türü oluşturulmuştur.

Türk Ceza Kanununun 217/A maddesi şu şekildedir:

Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.

“Fail, suçu gerçek kimliğini gizleyerek veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlemesi hâlinde, birinci fıkraya göre verilen ceza yarı oranında artırılır.”

Üzülerek belirtelim ki, dijital ve sosyal medya aracılığı ile hakaret, tehdit gibi suçların yanı sıra dezenformasyonun en yoğun kullanıldığı ülkeler arasında, Türkiye ilk sıralarda bulunuyor.

Dezenformasyon; yalan, yanlış bilgiyi doğru bilgi imiş gibi yayma veya doğru bilgiyi kasıtlı olarak çarpıtma, hasmı rencide etme, aşağılayıp küçük düşürmeyi amaçlayan karşı propaganda gibi anlamlar taşır. Dezenformasyonun birçok şekli vardır; Sahte belge, el yazısı, fotomontaj ve montaj filmler ile insanlar manipüle edilebilir.

sosyal-medya.jpeg

Dezenformasyon sonucunda, kişisel mağduriyetler yanında, toplumsal kargaşalar da ortaya çıkabilir. Bu nedenle bu gidişata bir dur demek, bir takım yasal tedbirler almak elbette gereklidir. Ancak dezenformasyonu önlemekle sansür arasında ince bir çizgi vardır. Bazen iyi niyetli olarak, kamusal barışı sağlamak adına, gerçeklerin ortaya çıkması, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti engellenebilir. Demoklesin kılıcı gibi düşünce hürriyetinin üzerinde sallanan ve halen birçok insanı mağdur eden 5816 sayılı kanun da başlangıçta iyi niyetle çıkarılmıştı. Ama uygulama maalesef, hukuk cinayetleri ile dolu…

Türk Ceza Kanununa eklenen 217/A maddesinin, en çok eleştirilen yönü muğlak olmasıdır. Ceza kanununa eklenen bir maddenin sınırlarının net olarak çizilmiş olması, okunduğu zaman herkes tarafından aynı şekilde anlaşılması gerekir. Bu Kanunilik İlkesinin gereğidir. Madde içerisindeki ibarelerden çıkarılacak anlam, kişiye göre, kişinin düşünce tarzına göre farklı anlaşılacak şekilde “elastik” bir yapıya sahip olmamalıdır.

Kanun maddesinde geçen “gerçeğe aykırı bilgi” neye göre, kime göre belirlenecektir? Mesela; resmi tarihin gerçekleri ile gayr-i resmi tarihin gerçekleri çoğu zaman birbirinden tamamen farklıdır. Böyle bir durumda, resmi tarihin aksine olan, tarihî gerçekleri yazan veya paylaşan kişi “gerçeğe aykırı bilgi”yi yaymış mı sayılacaktır? Soruşturmayı takip eden savcıya ya da davaya bakan hakime göre farklı sonuçlar ortaya çıkacaktır.

Gerçeğe aykırı bilginin hangi konuları kapsayacağı da önem taşımaktadır. Kanun maddesinde “iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı” ilgilendiren konularda gerçeğe aykırı bilginin yayılamayacağı belirtilmiştir. Maddenin kapsamı o kadar geniştir ki, bu kapsam dışında neredeyse hiçbir konu yoktur. Özellikle “kamu düzeni” ifadesinin sınırları, ne kadar uzatırsanız o kadar geniştir. Kanun maddesi bu şekliyle kalır ve uygulanırsa, Napolyon'a atfedilen; 'Bana tevili kabil olmayan bir cümle getiriniz, sizi onunla idam edeyim.’ sözünün yüzlerce örneğini acı bir şekilde yaşayabiliriz.

Türk Ceza Kanununa eklenen 217/A maddesi ile ilgili daha başka sıkıntılar da bulunmakla birlikte bu iki konu; kanunun kapsamının çok geniş olması ve muğlak ifadeleri barındırması endişe vericidir. Yasa metnini yazanların konuyu aceleye getirdiği, özellikle geçmişte yaşanan hukuk dışı uygulamaları unutarak kaleme aldıkları anlaşılmaktadır. 5816 sayılı yasa Demokrat Parti dönemi için nasıl kara bir leke ise, bu kanun maddesi de AK Parti için ileride kara bir lekeye dönüşebilir. Bazen iyi niyetle büyük cinayetler işlenebileceği unutulmamalıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.