Raşit Duran
‘Teşrifatçı Elfâz’: Süslü ve Abartılı Sözler
“Elfazca zengin değilim, israfı da sevmem, teşrifatçı elfâzı beğenmem.”
(Bediüzzaman Hz., Sünûhat)
Her şeyde israf vardır. Zamanın ve nakdin olduğu gibi kalemin ve kelamın da israfı olur. Ve “israfta hayır yoktur”, hayırda israf olmadığı gibi. Bugünün içtimai hayatında, sosyal medya ve kitlesel iletişim araçları marifetiyle sıdk ile kizbin yani doğru ile yalanın, dedikodu ile iftiranın, övgü ile yerginin, eleştiri ile gıybetin… iç içe geçtiği, aynı tezgâhta satıldığı; aralarındaki nüansı, ince çizgiyi ayırt etmenin hayli zorlaştığı vakitte Üstad Hz.nin şu hakikatli sözü rehber niteliği taşımaktadır. Şahsen ben de teşrifatçı sözlerden ve bu tür konuşmacılardan da hiç hazzetmem. Çoğu zaman teşrifatçı elfazı tercih edenler, devir ya da şartlar -şimdi konjonktür diyorlar- değiştiğinde, süslü ve abartılı sözleri de kendilerine fayda vermez, “tek kullanımlık alet” misali bir kenara atılırlar.
“Beyanda sihir vardır.”
(Hadis)
Şov, slogan ve propagandanın hayatımızın pek çok karesine hâkim olduğu günümüzün sosyal, ekonomik, siyaset sahasında, sosyal medya mecralarında ve sanat dünyasında müfrit taraftarlardan sıkça duyduğumuz; bilhassa görsel, işitsel ve yazılı basında sıkça gördüğümüz abartılı vaziyeti en doğru ve gerçekçi şekilde izah eden başlıktaki bu söz olsa gerektir. Bu söz ya da tabirin sahibi zat, üç devri yaşamış (1.Padişahlık, 2.Meşrutiyet, 3.Cumhuriyet), üç devrin siyasî, iktisadî, içtimaî ve edebî hayatın olumlu-olumsuz yanlarını yakından müşahede etmiş, bu dönemlere dair en isabetli teşhis ve tespitlerde bulunmuş, en gerçekçi reçeteleri yazmıştır. Teşrifatçı elfâz tabiri, Osmanlı dönemi edebiyatı için kullanılmakla birlikte tıpkı “dışı süs içi pis” mimsiz medeniyete benzer. Osmanlıca-Türkçe Sözlük’te bu tabirin anlamı, “Süslü ve abartılı sözler” olarak verilmektedir.
“Hangi şeyi vasfetsen, olduğu gibi vasfet. Medhin mübalâğası bence zemm-i zımnîdir.” (Bediüzzaman, Lemeat) Evet, yani Üstad Hz. abartılı sözler için “gizliden ayıplama, dolaylı kötüleme” manasına gelen zemm-i zımnî tabirini kullanıyor. Demek, günümüzün teşrifatçı elfâzcıları, abartıp süsleyerek ve haddinden fazla överken kişileri bir yandan ayıplamış, yermiş ve kötülemiş oluyorlar. Divan edebiyatındaki hiciv desek, değil; halk edebiyatındaki taşlama desek o da değil. Hiç değilse hiciv ve taşlama, bir sanat ve edebiyat türü olmakla eleştirel bir yaklaşımı ifade ediyor. “Teşrifatçı elfaz” ise ne o ne bu sınıftan. Ne kuş ne deve misali.
“Demek her şeyin bir haddi var. O şey, o had ile mukayyeddir.” (Mesnevi-i Nuriye) Haddini aşarsa zıddına inkılâp eder / dönüşür. “Meselâ nimet nikmet olur, akıl belâ olur, şefkat yılan olur.” (İşaratül-İ’caz)
Bu ve başka manalarıyla teşrifatçı elfâz:
- Kâh hakikati gizlemek için kamuflaj aleti,
- Kâh gerçeği tersyüz etmek için manivela,
- Kâh her devirde her kapıyı (!) açmak için maymuncuk,
- Kâh şov ve slogan çağının çok amaçlı âleti,
- Kâh kamuoyunu belli yöne kanalize etmek için algı operasyonu aparatı… Hakeza.
İşte, şu meselede bile Kur’an’ın manevi tefsiri olan Risale-i Nurlar bize sadece itikat / inanç ve amel / fiil noktasında değil; mesleğinde uzman yerli-yabancı bilim insanlarının yerinde tespitleriyle, edebiyattan pedagojiye, psikolojiden sosyolojiye oradan metodolojiye varıncaya kadar, beşerî hayatın her alanına şamil, geçerli, uygulanabilir ölçüler, mizanlar ve mihenkler veriyor; ifrat, tefrit ve teşrifatçı elfâzdan uzak, duygu, düşünce ve eylem planında istikametli bir hayat yaşamamızı temin ediyor. Tıpkı bir Yaşam Koçu gibi. Hem de her şeyin çok pahalıya satıldığı şu zamanda.
Meccanen, minnet altına girmeden, bedava…
**
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.