Dünyaya Geldiğine Pişman Olanlar - 5

İnsanın şu dünya misafirhanesine gönderildiğine sevinmesi çok mühimdir. Çünkü insan bu dünya misafirhanesine gönderildiğine sevinirse, elbette kendisini dünyaya gönderen Allah’ı da sever. Bu bağlamda, dünya misafirhanesine gönderildiğine sevinemeyen insanı çok büyük manevi tehlikeler bekliyor demektir. O tehlikelerin bir kısmını hatırlamaya çalışacağız. Çünkü manevi tehlikeleri hatırlamak, o tehlikelerden sakınmaya vesile olur.

Ancak bu dünyaya gönderildiğine sevinen, dünyadaki her şeyi Allah için seven ve dünyada karşılaştığı ve yaşadığı her şeyin ahiretteki meyvelerini hatırlayan insan, Allah’ı daha ziyade sever. Onun Allah’ı daha ziyade sevmesi; kendisinin hayatına, davranışlarına ve hayata olan bakışına yansır. İşte böyle bir insan, bu hayatta yaşadığı olaylarla barışık olur.

O halde nasıl bir bakışımız olmalı ve nasıl bir hayat yaşamalıyız ki; bu dünyayı gündüzüyle gecesiyle, baharıyla kışıyla, sağlıklı ve hastalıklı durumlarıyla sevebilelim?

Cevap: Öncelikle şunu belirtelim ki; bu dünyadaki en önemli işimiz, ebedi ahirete hazırlanmaktır. Bu nedenle gülüp ağlamamızla, hüzün ve korkularımızla ve hakeza heyecanlanmamızla ebedi ahirete hazırlanmalıyız. Eğer bütün bu duygularımızla ebedi ahirete hizmet edersek, hakiki güzelliğe kavuşmuş oluruz inşallah.

Nitekim bu dünyanın dar kalıpları içerisinde, bu dünyanın ve bu dünyada yaşadığımız hallerin güzellikleri asla görülmez. Bütün bunlar ancak imani bakış açısıyla görülür. O halde imani bir bakış açısıyla konuyu biraz daha açalım…

Eğer insan bu dünyaya geldiğine sevinmeyip pişman olursa, onu bekleyen çok büyük manevi tehlikeler bekler dedik. Aslında insan dünyaya geldiği ilk gün, ilk ay ve ilk yıllarda çok mutludur.

Örneğin dünyaya yeni gelen çocuğun ruhunda hiçbir korku, endişe ve hüzün yoktur. Bu nedenle çocukları kucağına alıp sevenler, kendi yaşadığı korku ve acıların yavaş yavaş dağıldığını hissederler. Yani o masum çocukların ruhundaki tam emniyet, güvenlik ve mutluluk hali çocukları sevenlere de yansır. Bu nedenle küçük bir çocuğu gören; dehşet, korku ve hüzün hissetmez. Bilhassa bir mutluluğun kendisine yansıdığını hisseder.

Demek ki insan dünyaya geldiği dakikalardan itibaren ruhen, kalben ve hissiyatıyla çok mutludur. Bu nedenle kendisini dünyaya gönderen Allah’ı da sever. Hakikaten çocukların ruhlarındaki hissiyatı okuyabilseydik veya hissedebilseydik, onların fıtraten Allah’ı ne kadar çok sevdiklerini keşfedebilirdik. Dolayısıyla çocuklar dünyaya her haliyle güzel baktıkları için dünyayı seviyorlar. Ayrıca onlar gelecek korkusu ve geçmişle ilgili hüzün ve acılar yaşamıyorlar. Evet, çocuklar belki her şeyin sevimli yüzünü akıllarıyla fark etmese de, ruhlarıyla her şeyin güzel mana ve meyvelerini hissettikleri yıllar bu dünyaya gönderildiği ilk yıllardır.

Ancak çocuğun akıl baliğ olup imtihanı başladıktan sonra geçmiş ve gelecekle ilgili acı ve korkuları başlıyor. Böylece yaşadığı bazı haller onun dünyasını sarsmaya başlıyor. Örneğin, kendisinin ve yakınının hasta olması veya yakınının ve sevdiğinin vefat etmesi gibi… Hatta bütün bunlar, bazen insanın hayatında deprem gibi etki oluşturabiliyor.

Bilhassa insanın akıl baliğ olmakla beraber iş bulamama kaygı ve korkuları veya bulduğu güzel bir işte yaşadığı sıkıntı ve hayal kırıklığı, onu dünya ile münasebetlerinde sarsıntılara götürebilir.

Peki, böyle bir durumda ne yapmamız gerekir?

Cevap: İnsan; gündüzüyle gecesiyle, baharıyla kışıyla, bahara ve kışa benzeyen halleriyle, bu dünya gemisinde hayatına devam ediyor. İşte insanın akil baliğ olduktan sonra küçükken yaşamadığı korkuları yaşamaya başladığında ve küçükken çekmediği sıkıntıları çekmeye başladığında yapacağı şey, korku ve sıkıntıların manalarını öğrenmek olmalıdır. Aksi halde başka çaresi yoktur. Bu nedenle sıkıntılardan ve sıkıntı gelme ihtimallerinden kaçarak, hasta olma ihtimallerinden ve ölümden korkarak, bu dünyanın güzellikleri keşfedilmez. O halde insan problemlerden ve problem olarak düşünülen şeylerden kaçmamalıdır. Aksine onları çözmeye çalışmalıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.