DÖRT eyledik şimdiden - Esmalarla Ramazan Manileri 2026 (Ya Habib)

DÖRT eyledik şimdiden - Esmalarla Ramazan Manileri 2026 (Ya Habib)

[04 RAMAZAN 1447] Ramazan’ın manevi atmosferine Esmalarla eşlik ediyoruz! Bugünkü manimizde yer alan YA HABİB esmasının hikmetiyle Ramazan’ın ruhunu hissedelim. İşte 22 Şubat 2026 tarihine özel günün manisi:

Hülya Yakut Üstündağ - Muhabbet Medya

DÖRT eyledik şimdiden,
Dua alsak birinden,
Muhabbetlik derinden,
Ya HABiBU ya ALLAH

esmalarla-ramazan-manileri-2026-h-ya-habib.jpg

Görsel Açıklama: 4 Ramazan 1447 Ya Habib Esmasıyla Ramazan Manisi - Muhabbet Medya

Editörün Notu:

“Habîb” (El-Habîb), İslam akaidinde Allah’ın güzel isimlerinden (Esma-i Hüsna) biri olup, “seven, sevgisi sevenlerine ulaşan, kendisine sevgiyle yaklaşanları seven” anlamına gelir. Ancak bu isim, diğer isimlerden farklı olarak daha çok “seven” değil, “sevilen” anlamında kullanılır ve Allah’ın sevilmeye, dostluğa ve muhabbete en layık varlık olduğunu ifade eder. O, veli kullarını sever; onlar da O’nu severler. Bu isim, Allah ile kulu arasındaki karşılıklı sevgi bağını ifade eder.

Önemli Not: “Habîb”, Esma-i Hüsna’nın Kur’an ve sahih hadislerde sabit olan 99 ismi arasında sayılmamakla birlikte, Allah’ın sevme sıfatını ifade eden “Vedûd” ismiyle anlam yakınlığı taşır. “Vedûd”, “çok seven ve çok sevilen” demektir. “Habîb” ise daha çok tasavvuf ve irfan geleneğinde, Allah’ın sevilen ve sevmeye layık oluşunu vurgulamak için kullanılmıştır.

Kur’an-ı Kerim’den:

De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.”

Âl-i İmrân Suresi 31. Ayet

Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah öyle bir kavim getirecektir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı vakarlıdırlar; Allah yolunda cihad ederler ve hiç kimsenin kınamasından korkmazlar. İşte bu Allah’ın dilediğine verdiği bir lütfudur. Allah’ın lütfu geniştir; O, her şeyi bilir.

Mâide Suresi 54. Ayet

Risale-i Nur’dan:

Mâdem bütün kâinâtın şehâdetiyle Mahbûb‑u Hakîki ve Cemîl‑i Mutlak, bütün güzel Esmâ‑i Hüsnâ’sıyla Kendini insana sevdiriyor ve insanların Kendini sevmelerini istiyor; elbette ve herhalde, Kendisinin hem mahbûbu, hem habîbi olan insana fıtrî bir adâveti verip derinden derine kendinden küstürmeyecek. Ve fıtraten en ziyâde sevimli ve muhabbetli ve perestiş için yarattığı en müstesnâ mahlûku olan insanın fıtratına bütün bütün zıt olarak bir gizli adâveti, rûhuna vermeyecek.

Çünkü insan, sevdiği ve kıymetini takdir ettiği bir cemâl‑i mutlaktan ebedî ayrılmaktan gelen derin yarasını, ancak ona adâvetle, ondan küsmekle ve onu inkâr etmekle tedâvi edebilir. İşte, kâfirlerin, Allah’ın düşmanı olması bu noktadan ileri geliyor. Öyle ise; herhalde O Cemâl‑i Ezelî, Kendisinin âyine‑i müştâkı olan insan ile ebedü'l‑âbâd yolunda seyahatinde beraber bulunmak için, alâ külli hâl, bir dâr-ı bekâda bir hayat‑ı bâkiyeye insanı mazhar edecek.

Evet, mâdem insan, fıtraten bir Cemâl‑i Bâkî’ye müştâk ve muhib bir sûrette halk edilmiştir. Ve mâdem bâkî bir cemâl, zâil bir müştâka râzı olamaz. Ve mâdem insan, bilmediği veya yetişemediği veya tutamadığı bir maksûddan gelen hüzün ve elemden tesellî bulmak için, o maksûdun kusurunu bulmakla, belki gizli adâvet etmekle kendini teskin eder. Ve mâdem bu kâinât, insan için halk edilmiş ve insan ise, mârifet ve muhabbet‑i İlâhiye için yaratılmış. Ve mâdem bu kâinâtın Hàlık’ı, esmâsıyla sermedîdir. Ve mâdem esmâlarının cilveleri dâim ve bâkî ve ebedî olacaktır. Elbette ve herhalde, insan bir dâr-ı bekâya gidecek ve bir hayat‑ı bâkiyeye mazhar olacaktır.

Lem’alar, Bediüzzaman Said Nursi

Arkadaş! Âlem-i bekâya delâlet eden berâhinden mâadâ, arkasında saflar teşkil edip duâlarına bir ağızdan “Âmîn! Âmîn!” söyleyen enbiyâ, evliyâ, sıddıkîn imâmları, Mahbûb‑u Ezelî’nin Habîb‑i Ekremi Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’ın tazarruâtı, duâları, âlem-i bekâda insanın bekâsına pek büyük bürhân ve kâfî bir vesiledir. Çünkü, kâinâtı serâpâ istilâ eden şu hüsünler, güzellikler, cemâller, kemâller; O Habîb’in tazarruâtını işitmemek veya kabûl etmemek kadar çirkin, kabîh, kusur, naks addedilecek bir şeye müsâade eder mi? Cenâb‑ı Hak bütün nekâisten, çirkin şeylerden münezzeh, müberrâ değil midir? Elbette münezzehtir.

Mesnevî-i Nuriye, Bediüzzaman Said Nursi

Aşk, şiddetli bir muhabbettir; fânî mahbuplara müteveccih olduğu vakit, ya o aşk kendi sâhibini dâimî bir azap ve elemde bırakır; veyâhut o mecâzî mahbup, o şiddetli muhabbetin fiatına değmediği için bâkî bir mahbûbu arattırır; aşk‑ı mecâzî, aşk‑ı hakîkiye inkılâp eder.

Mektubat, Bediüzzaman Said Nursi

Sizlere müjde, mahbuplarınızdan nihâyetsiz firâkların yaralarını tedâvi edip merhem süren bir Mahbûb‑u Bâkî’niz var. Mâdem O var ve Bâkîdir; başkaları ne olursa olsun merak çekmeyiniz. Belki o mahbuplarda sebeb‑i muhabbetiniz olan hüsün ve ihsân, fazl ve kemâl, O Mahbûb‑u Bâkî’nin cilve‑i Cemâl-i Bâkî’sinden çok perdelerden geçip, gayet zayıf bir gölgenin gölgesidir. Onların zevâlleri, sizleri incitmesin. Çünkü onlar, bir nev'i âyinelerdir. Âyinelerin değişmesi, şâşaa-i cemâlin cilvesini tazeleştirir, güzelleştirir. Mâdem O var, her şey var.

Mektubat, Bediüzzaman Said Nursi

Vahdetü'l‑vücûdun meşrebine sebebiyet veren aşkın envâından en mühim ciheti, aşk‑ı dünyadır. Mecâzî olan aşk‑ı dünya, aşk‑ı hakîkiye inkılâp ettiği zaman, vahdetü'l‑vücûda inkılâp eder. Nasıl ki, insandan şahsî bir mahbûbu, muhabbet‑i mecâzî ile seven, sonra zevâl ve fenâsını kalbine yerleştiremeyen bir âşık, mahbûbuna aşk‑ı hakîki ile bir bekâ kazandırmak için, “Mâbûd ve Mahbûb-u Hakîki’nin bir âyine‑i cemâlidir.” diye kendini tesellî eder, bir hakikate yapışır. Öyle de, koca dünyayı ve kâinâtı heyet-i mecmuasıyla mahbup ittihâz eden, sonra o muhabbet‑i acîbe dâimî zevâl ve firâk kamçılarıyla muhabbet‑i hakîkiye inkılâp ettiği vakit, o çok büyük mahbûbunu zevâl ve firâktan kurtarmak için vahdetü'l‑vücûd meşrebine ilticâ eder.

Barla Lahikası, Bediüzzaman Said Nursi

Evet Câmî! Pek doğru söyledin. Hakîki mahbup, hakîki matlup, hakîki maksûd, hakîki mâbûd yalnız O’dur…
كِه لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ بَرَابَرْ مِى زَنَدْ عَالَمْ
Çünkü bu âlem; bütün mevcûdâtıyla, muhtelif dilleriyle, ayrı ayrı nağamâtıyla zikr‑i İlâhî’nin halka‑i kübrâsında beraber لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ der, vahdâniyete şehâdet eder. لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِل۪ينَ ’nin açtığı yaraya merhem sürüyor ve alâkayı kestiği mecâzî mahbuplara bedel, bir Mahbûb‑u Lâyezâlî’yi gösteriyor.

Sözler, Bediüzzaman Said Nursi

www.muhabbetmedya.com

ramazan-manileri-arsivi.jpg

HABERE YORUM KAT
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.