Mehmet Fatih Beyaz

Mehmet Fatih Beyaz

Ülfet Belasından Kurtulmanın Enfüsi Yolları

Geçen yazımızda, ülfet belasından bahsetmiştik. Maddi ve manevi kemâlatımıza mani ve hakikatlerin üstünü kapatan kesif bir perde olduğunu ifade etmiştik. Bu yazımızda ise her zamanki gibi maddi ve manevi yaralarımıza tiryak hükmünde olan bu asrın bir manevi bir mu’cizesi olan Risale-i Nur’dan bu muvahhiş hastalığa bir takım çareler aradık. Öncelikle bir hakikati ifade etmek isterim.

Bazen bizleri öyle bir gaflet hali sarar ki elimizde pırlanta ve elmas hükmünde olan Risale-i Nurların kıymetini dahi idrakten aciz kalırız. Öyle ki; Elmasın kıymetini bilememe, kime talebe olduğumuzu bilememe, okuduğumuz Risale-i Nur hakikatlerinin Peygamberler ve Sahabelerin dersleri olduğunun farkında olamama gibi haletlere düşebiliyoruz. Ülfet peyda ederek alışılmış bir hal gibi geliyor.

Barla Lahikasında Üstadımızın muazzez talebesi olan Refet Ağabeyin yazdığı harika mektupta, ülfetimizi kıracak latife suretinde şu ifadeler kulaklarımızı çınlatır. Bizlere aynen şöyle der: “Bizler arpa ambarı içinde açlıktan ölen tavuklara benzeriz. Elimizde bir mecmua-yı hakaik dururken ona karşı göz yumar ve başkalarından istiane ederiz. İ'caz-ı Kur'an'ın yüksekliği hakkında ne yazsam azdır. Kalemim onu tavsiften âcizdir. Kudret-i kalemiyem olsaydı hakkını vermeye çalışırdım. 1

Bu ifadelerle karşılaşırken henüz ortaokul son sınıf talebesiydim. Uyumuş, gaflete dalmış akıl, kalp ve latifelerim bu dehşetli ifadelerle birden hüşyar oldular, uyandılar. “Fesuphanallah” dedim. Şu enfüsi halete girdim ve nefsimle bir muhavere yaptım: “Cenab-ı Hak fazl ve kereminden, bir rahmet-i âlem olan Risale-i Nurları bu ahir zamanda bizim gibi günahkâr ve aciz insanlara lütfetmiş ve bahşetmiş. Bu şükrün kıymetini nasıl takdir edebilirim? Nasıl bu şükrü eda edebilirim?” Rabbimize hamd olsun ki o zamandan beri mümkün olduğunca Risale-i Nurları dikkat ve tefekkürle, satır satır kelime kelime ve müdakkikane okumaya gayret gösteririm. Elhamdülillah ki, şahsımda ruhi ve manevi çok inkişaflara vesile olduğunu ifade etmek isterim. Bunu ifade etmekten gaye ve maksadım, bu gibi ikram-ı ilahi nev’inden olan hadiselerin izharı(ortaya çıkarmak) şükür olmasındandır.

Ülfeti izale(yok) eden en önemli haletlerden biri Tefekkür” haletidir. Üstadımız da Tefekkür, gafleti izale eder. Dikkat, teemmül; evham zulümatını dağıtıyor 2 diye ifade etmiştir. Risale-i Nur ise Kur’an’a ait olması cihetiyle hem tefekküri bir ibadet, hem de kudsi, yüksek, parlak bir cevherin sadefidir, kabuğudur. Bazen bir saati bir sene ibadet hükmüne geçen tefekkürü Risale-i Nur bizlere yaptırmaktadır. Her gün gördüğümüz, alışık olduğumuz ve ülfet peyda eden en küçük varlıkta dahi Asayı-ı Musa gibi vurduğu yerden Tevhid nurunu fışkırtır. Uyanmış ve gaflette olanları da uyandırır ve asli vazifesine döndürür. Örneğin; “Kainattan Halık’ını Soran Bir Seyyahın Müşahedatıdır” diye ifade ettiği Yedinci Şua olan Ayetü’l-Kübra Risalesinde, insanın zihnini hayalen kâinatın üstünde gezdirip tevhide dair, zerreden şemse kadar küçük büyük ne varsa kör olmayan gözlere gösterip okutturur. Tefekkür insanı gafletten uyandırdığı gibi ülfet perdesini de parça parça eder.

Ülfeti izale(yok) eden bir diğer husus ise kendi enaniyetini terk etmektir. Kendini yeterli görme hastalığında olanlar bu hale duçardırlar. Kendi bilgi ve birikimlerini yeterli görme, ilmi gerçeklere karşı lakayt kalma, enaniyet ve gururdan kaynaklanan dehşetli bir marazdır. Bu maraz insanın ciğerlerini kemiren, yiyip bitiren mikroplar gibidir. Bu hastalık insanın ufkunu daraltır melekelerini körleştirir. Zihin tezgâhını paslatır, çürütür.

Üçüncü olarak da Tam tevaggul haletine girmektir. Yani bir işte dalma ve içine nüfuz etmedir. Üstadımızın ifadesiyle: Kim bir şeyde çok tevaggul etse; galiben başkasında gabileşmesine sebebiyet verir. 3Yani insan ne kadar tefekkürle ve Nurlarla meşgul olursa dünyevi ve nefsi arzulara karşı ki ülfete karşı da gabileşir kolay kolay gaflet hali kendisinde meydana gelmez. Meylimizi ve meşguliyetimizi daima hayra yöneltmeliyiz. Mesela, Kur’an ve Risale-i Nurlarla meşgul bir genç “bu an benim en kıymetli halim, en istifadeli halim, sürekli bu hakikatlerle meşgul olmalıyım” tarzında bir davranış ülfet kalesini parça parça eder.

Dördüncü olarak da yaratılan her şeyin yaratılış gayesinin farkına varmak ve tefekküründe olmak. Ve an-ı seyyale olarak Cenabı Hakk’ın her yerde hazır ve nazır olduğunu düşünmek ve yaşamak. Bu hal bizlere gaflet vermez bilakis ülfeti parça parça eder.

Ülfetten kurtulmanın enfüsi yollarından, kendi şahsımda dört temel noktaya yer vermeye çalıştım. Bu noktalar çok kıymetlidir. Pek çok noktalar elbette ki vardır. Lakin şimdilik bu kadar kafi.

Vesselam.


1- Barla Lahikası ( 64 - 65 )

2- Mesnevi-i Nuriye ( 147 )

3- Muhakemat ( 17 )

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.