Bir Elmanın Yarısını (eşini) Kaybeden Kadın Ruhu

Zeliha Yavuz

Bir kadının hayatında eşinin vefatı, yalnızca sevdiği bir insanı kaybetmesi değildir. Bazen bir evin direği, bir hayat arkadaşı, çocuklarının babası, sırdaşı, danışacağı insan ve yıllarca birlikte kurduğu düzen bir anda yok olur.

Ev aynı evdir, eşyalar yerli yerindedir. Sandalye hâlâ oradadır, yatağın bir tarafı boştur, sofrada bir tabak eksiktir. Fakat kadının dünyasında çok şey değişmiştir.

İşte eşini kaybeden kadının bundan sonraki hayatı, çoğu zaman dışarıdan göründüğünden çok daha ağırdır.

Yasın görünmeyen yüzü

Eşinin ölümünden sonra kadın önce büyük bir boşluk yaşar. İlk günlerde çevresindeki insanlar onun acısını görür, başsağlığı diler, yanında bulunur.

Fakat zaman geçtikçe ziyaretler azalır, telefonlar seyrekleşir ve hayat herkes için normale dönmeye başlar.

Kadın için ise hayat henüz normale dönmemiştir.

Bazen bir şarkı, bazen bir koku, bazen eski bir fotoğraf, bazen de akşam saatlerinde duyulan bir sessizlik, yıllar önce yaşanan acıyı yeniden canlandırabilir.

Özellikle uzun yıllar evlilik yaşamış kadınlarda “Ben şimdi ne yapacağım?” sorusu sıkça ortaya çıkabilir.

Sabah kalktığında gününü paylaşacağı biri yoktur. Bir karar vereceğinde danışacağı kişi yoktur. Hastalandığında “Nasılsın?” diyecek, sevindiğinde sevincini paylaşacak eş artık yanında değildir.

Bu nedenle eş kaybı, yalnızca bir ölüm değil, aynı zamanda alışılmış hayat düzeninin de kaybıdır.

Eşini kaybeden kadınlarda üzüntü, özlem, yalnızlık, korku, gelecek kaygısı ve zaman zaman çaresizlik duyguları görülebilir.

Özellikle yaş ilerledikçe bu duygular daha ağır hissedilebilir.

“Ya hastalanırsam?”

“Çocuklarıma yük olur muyum?”

“Bundan sonra beni kim koruyacak?”

“Tek başıma bu hayatı sürdürebilecek miyim?”

gibi sorular kadının zihnini meşgul edebilir.

Araştırmalar da eş kaybının özellikle ileri yaşlarda yalnızlık ve depresif belirtilerle ilişkili olabileceğini ortaya koymaktadır. Ancak her kadın aynı şekilde tepki vermez. Bazı kadınlar zamanla güçlü bir uyum geliştirirken bazıları daha fazla sosyal ve psikolojik desteğe ihtiyaç duyabilir.

Bu noktada önemli olan şudur:

Kadının üzülmesi güçsüzlük değildir.

Ağlaması, eşini özlemesi veya zaman zaman içine kapanması onun hayata yenildiği anlamına gelmez.

Bazen insanın yeniden ayağa kalkabilmesi için önce kaybının yasını yaşayabilmesi gerekir.

Eşini kaybeden kadın için sosyal hayat da değişebilir.

Eskiden birlikte gidilen davetler, akraba toplantıları, düğünler, bayramlar ve dost buluşmaları artık farklı bir anlam taşımaya başlayabilir.

Bazı kadınlar “Artık ben tek başıma nereye gideceğim?” diye düşünür.

Bazıları ise çevresindeki insanların kendisine farklı davranmaya başladığını hisseder.

Özellikle geleneksel toplumlarda dul kadına yönelik bazı önyargılar, kadının sosyal hayatını daha da daraltabilir. Oysa eşini kaybetmiş olmak, kadının toplumdaki değerini azaltmaz.

Kadın, eşini kaybetmiştir; şahsiyetini değil.

Bir insanın medeni durumu onun insanlık değerini belirleyemez.

Tam tersine, eşinin vefatından sonra çocuklarını yetiştiren, evini ayakta tutan, çalışmaya başlayan, torunlarına destek olan ve toplum içinde üretmeye devam eden kadınların hayatı büyük bir direnç ve fedakârlık hikâyesidir.

Ekonomik hayat: En büyük endişelerden biri

Eş kaybının en ağır taraflarından biri de ekonomik kaygılardır.

Özellikle hayatı boyunca ev hanımlığı yapmış, kendi adına düzenli bir geliri bulunmayan kadın için eşinin ölümü ekonomik bir belirsizlik meydana getirebilir.

Kira, faturalar, sağlık giderleri, günlük ihtiyaçlar ve ilerleyen yaşlarda bakım masrafları kadını düşündürebilir.

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi, eş kaybının kadınlar açısından ekonomik sonuçlarının erkeklere göre daha ağır olabildiğini; özellikle gelir, emeklilik, miras, konut ve sosyal korumaya erişimin önem taşıdığını vurgulamaktadır.

Bu nedenle eşini kaybeden kadının yalnızca “sabırlı olması” beklenmemelidir.

Onun ekonomik olarak da desteklenmesi gerekir.

Çünkü ekonomik bağımsızlık, kadının kendisini güvende hissetmesinin ve hayatını kendi kararları doğrultusunda sürdürebilmesinin önemli bir parçasıdır.

Çocuklar hem dayanak hem sorumluluktur.

Eşini kaybeden kadın için çocukları çoğu zaman en büyük teselli kaynağıdır.

Fakat çocuklar da kendi hayatlarını kurmuşlarsa annenin yalnızlığı tamamen ortadan kalkmaz.

Çocukların işi, ailesi ve sorumlulukları vardır.

Bu nedenle bazı anneler çocuklarını üzmemek için kendi sıkıntılarını gizler.

“Çocuklarımın başını ağrıtmayayım.”

“Onların da hayatı var.”

“Ben idare ederim.”

derler.

İşte burada çok önemli bir gerçek vardır:

Anne olmak, insanın ihtiyaçlarını ortadan kaldırmaz.

Eşini kaybeden bir kadın da ilgiye, sohbete, sevgiye, güvene ve sosyal hayata ihtiyaç duyar.

Çocukların annelerine verebileceği en güzel destek yalnızca maddi yardım değildir.

Bazen bir telefon,

bazen birlikte içilen bir kahve,

bazen “Anne, bugün nasılsın?” diye sormak,

bazen de hiçbir şey söylemeden yanında oturmak çok daha değerlidir.

Yalnız yaşamak, yalnız kalmak demek değildir

Bir kadın eşini kaybettikten sonra hayatının geri kalanını yalnız geçirmek zorunda değildir.

Yalnız yaşamak başka, yalnız kalmak başkadır.

Kadının arkadaşları, kardeşleri, çocukları, komşuları, akrabaları, kadın grupları, sosyal ve kültürel çevresi olabilir.

Özellikle ileri yaşlarda sosyal bağların korunması büyük önem taşır. Kadının evden çıkması, insanlarla görüşmesi, üretmeye devam etmesi, gönüllü faaliyetlere katılması ve kendisini toplumun bir parçası olarak hissetmesi ruhsal açıdan destekleyici olabilir.

Eş kaybı her ne kadar büyük bir acı olsa da bazı kadınlar zamanla hayatlarının kontrolünü yeniden ellerine alabilirler.

Kimi çalışmaya başlar.

Kimi yıllardır ertelediği eğitimine devam eder.

Kimi çocukları ve torunlarıyla daha güçlü bir bağ kurar.

Kimi sosyal faaliyetlere katılır.

Kimi gönüllü çalışmalar yapar.

Kimi de yıllarca içinde taşıdığı bir yeteneğini keşfeder.

Böylece hayatın yeni bir dönemine adım atar.

Bu, eşini unuttuğu anlamına gelmez.

Tam tersine, insan bazen sevdiğini kalbinde taşıyarak yaşamaya devam etmeyi öğrenir.

Maneviyat ve sabır

İnanç sahibi kadınlar için eş kaybının ardından maneviyat da önemli bir dayanma kaynağı olabilir.

Dua etmek, Kur’an okumak, ibadet etmek, Allah’a sığınmak ve yaşanan acının anlamını düşünmek, bazı insanlar için yas sürecinde teselli sağlayabilir.

Ancak burada da kadının acısını küçümsememek gerekir.

“Sabret, geçer.” demek kolaydır.

Asıl önemli olan, sabreden insanın yanında bulunabilmektir.

Sabır, acının hiç hissedilmemesi değildir.

Sabır; acının içinde bile hayata devam edebilme gücüdür.

Toplum olarak görevimiz

Eşini kaybetmiş kadınlara acıyarak değil, saygı duyarak yaklaşmalıyız.

Onları yalnızca “dul kadın” olarak tanımlamak yerine, kendi adı, kişiliği, geçmişi, emeği, yetenekleri ve hayalleri olan bireyler olarak görmeliyiz.

Onların kararlarına saygı göstermeli, sosyal hayattan kopmamaları için destek olmalı ve ekonomik güvenliklerini güçlendirecek imkânların yanında durmalıyız.

Çünkü bir kadının eşini kaybetmesi, onun toplumdan çekilmesini gerektirmez.

Tam tersine, hayatının yeni döneminde toplumun ona daha fazla kapı açması gerekir.

Son söz

Eşini kaybeden kadın, çoğu zaman geceleri herkes uyurken kendi sessizliğiyle baş başa kalır.

Belki kimse bilmez o gecelerde kaç kez ağladığını.

Belki gündüzleri güçlü görünür, çocuklarına gülümser, misafirlerini ağırlar ve “İyiyim.” der.

Ama insanın “İyiyim.” demesi her zaman gerçekten iyi olduğu anlamına gelmez.

Bu nedenle eşini kaybetmiş kadınlara kulak vermeliyiz.

Onların hikâyelerini dinlemeliyiz.

Çünkü her birinin hayatında bir evlilik, bir mücadele, bir emek, bir kayıp ve yeniden ayağa kalkma hikâyesi vardır.

Ve belki de en önemlisi şudur:

Eşini kaybeden kadın, hayatını kaybetmiş değildir.

Önünde hâlâ yaşayacağı günler, vereceği emekler, paylaşacağı sevgiler ve topluma katacağı değerler vardır.

Bazen hayat, insanın elinden çok değerli bir şeyi alır.

Fakat insan, geriye kalanlarla yeniden bir hayat kurmayı öğrenebilir.

Yalnızlığın içinden geçerek…

Acısını kalbinde taşıyarak…

Ve yeniden hayata tutunarak…

O kadınlar, bilirler ki

“Ölüm perde arkası bir haber,

Hiç güzel olmasaydı

Ölür müydü Peygamber? ”

Ahirette beraber olacağını düşünerek , geri kalan ömrünü özlemle geçirirler..

Toplum olarak , hayata yük olmayıp , hayatın yükünü çeken bu kadınlarımızı tebrik ve takdir etmeliyiz,,!

Gurbette dul kalıp, evlat yetiştirmek için manen, madden ezilen kadınlarımızın gizemli , dram dolu hayatlarını merak edenler, inşallah yakında basılacak

“GURBETTE SESSİZ ÇIĞLIKLAR “

Adlı, romanımdan takip edebilirler..!

Selam ve Sevgilerimle

Allaha emanet olunuz..

Eğitimci / Yazar
Zeliha Yavuz

İlk yorum yazan siz olun
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.