O’ndan başka ilahınız yoktur. Ölçüyü tartıyı eksik yapmayın. Zira ben sizi hayır içinde görüyorum. Ve ben sizin için gerçekten kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.
(Hud, 11/84)
Bu ayette, bizim günlük hayatımızda ilgili çok önemli mesajlar bulunuyor. Toplumları toplum yapacak olan, ülkeleri yaşanabilir bir ülke haline getirecek olan en önemli şey Bir Tek Allah’a iman etmektir, yani tevhid inancıdır. Bu inanç, diğer iman esaslarına da iman etmeyi gerektirmektedir. Bu inançlar sağlam olmalı ve yalnızca O’na ibadet etmeyi netice vermelidir. Allah’a iman eden bir insan, peygamberlere ve kutsal kitaplara iman ettiği gibi, meleklere de ahiret gününe de, kadere de iman edecektir. Bu iman esaslarının hepsi bir bütündür.
İnsanlar toplum halinde yaşamak zorundadırlar. İnsanın sosyal bir varlık olması bunu gerektirir. Dağ başında tek başına hiçbir insan yaşayamaz. Biz Allah tarafından başka insanlara muhtaç bir halde yaratılmışız. Bu yüzden işbirliği yapmak, toplu halde yaşamak zorundayız. Yediğimiz bir ekmekten, giydiğimiz bir gömleğe kadar, bindiğimiz arabadan, yaptığımız eve kadar her şeyde başka insanların yardımlarına, çalışmalarına, ürünlerine muhtacız. Herkes farklı kabiliyetlerde yaratıldığı için de farklı işleri yapıyor ve bizler birçok konuda farkında olmasak da yardımlaşıyoruz.
Bu yardımlaşmalarımız ticaret yoluyla oluyor çoğu kez. Herkes ürününü çarşıya, pazara getiriyor, dükkanlarda mağazalarda sergiliyor. İhtiyacımız olan şeyleri oradan alıyoruz ve hayat böylece devam ediyor. Fakat eğer tevhid inancı olmazsa, ve buna bağlı diğer iman esaslarına inanılmazsa, Allah’a kulluk bilinci olmazsa, ortada birçok haksızlıklar olabilir. İnsanlar birbirlerini aldatabilirler, bunu kimse engelleyemez. İnsanların inançsız bir şekilde toplumda ahlaki bir hayat yaşaması neredeyse imkansızdır.
Bu yüzden Şuayb aleyhisselam, bir tek Allah’a inanmayan ve O’na kulluk bilincinde olmayan, aynı zamanda ticaret hayatlarında hile dolapları çeviren, sahtekarlık yapan, ölçü tartıda insanları aldatan kavmini önce Allah’a inanmaya ve O’na kulluk yapmaya çağırıyor. Ona inanmak, diğer iman esaslarına beraberinde getiriyor. Ona kulluk yapmak, Allah’ın emrettiklerini yapıp, yasaklarından kaçınmayı gerektiriyor. Onlar Allah’a imanı reddettikleri için, O’na kulluk yapmadılar ve ölçüde tartıda da hile yapmaya devam ettiler. Allah da onların cezalarının bir kısmını bu dünyada verdi. İnançsızlıklarının cezasını da ebedî cehenemde çekecekler.
Toplum fertlerinde Allah’a, meleklere ve ahirete iman olmazsa, ya da çok zayıf olursa o toplumda insanların hile yapmasının önüne geçmek mümkün değildir. Kanunlar bir noktaya kadar insanları koruyor. Ama kanunların açıkları çok olduğu, kanunları da tatbik eden insanlar olduğu için her zaman bir boşluk bulunabilir ve birileri haksız kazançlar elde eder, başkalarına zarara sokar. Bu da toplum fertlerinin huzursuz olmasına neden olur.
Halbuki Allah’a, meleklere ve ahiret gününe sağlam bir şekilde inanan bir insan, “Allah beni görüyor, melekler beni görüyor, ne yaptığımı kaydediyor, Allah benim gizli de açık da yaptığımı biliyor” diye düşünecektir. Üstelik her yaptığı işin karşılığını ahirette göreceği aklına gelecek bu da ticaret hayatında dürüstlüğü, güveni getirecektir. Hiç kimse birbirini aldatmaya çalışmayacaktır.
Toplumumuz fertlerinde iman zafiyeti var. Bu yüzden bazı esnaflara güvenmek mümkün olmuyor. İnsanlar kalitesiz mallarını kaliteli gibi gösteriyor, yalanı doğru gibi söylüyor. Ölçüde tartıda hile yapıyor. Toplumda güvenin sağlanabilmesi iman cephesinin kuvvetlenmesine bağlıdır. İman hizmetleri ne kadar çok olursa, insanların mutluluğu ve huzuru da o kadar güzel olur.