Yeryüzünde rızkı Allah’a ait olmayan hiçbir canlı yoktur. O, onların karar kıldıkları yerleri de, emaneten durdukları yerleri de bilir.
(Hud, 11/6)
Ayette geçen دابة “dâbbe” kelimesi karada, denizde, dağlarda yaşayan, insanın da içinde dahil olduğu bütün canlı varlıklara verilen bir isimdir. Buna göre Cenab-ı Hak yarattığı canlı varlıkların rızıklarını taahhüt altına aldığını bildiriyor. Buzda, ateşte yaşayan canlılardan, denizin karanlık diplerinde yaşayan canlılara, hücrelerden, fillere kadar bütün canlı varlıkların rızıkları Cenab-ı Hakkın taahhüdü altındadır. Canlı olarak yarattığı bütün varlıkların rızıklarını bir şekilde onlara ulaştırıyor. Bu yüzden bir insana zaruri durumlarda haram olan yiyecek ve içeceklerden ölmeyecek kadar yemek de dinimizce helal kılınmıştır. Zaruri durumda insanın ölecek dereceye gelmesidir.
Cenab-ı Hak bütün canlı varlıkların seslerini işitiyor, ihtiyaçlarını ummadıkları zamanlarda, ummadıkları yerden gönderiyor. Yeni doğan bir insan bebeğine, annesinin sütünü gönderiyor. Çocuk doğunca rızkı da beraberinde geliyor. Bütün yavruların da rızıkları aynı şekilde geliyor. Buradan anlaşılıyor ki, aciz ve zayıflar en güzel şekilde besleniyor. Güç ve kuvvet artıkça rızık da zorlaşıyor.
Rızkı ikiye ayırmak gerekiyor. Birisi hakiki rızık, diğeri de mecazi rızık. Hakiki rızık, insanın günlük olarak yaşaması için yetecek kadar rızkı ifade ediyor. Cenab-ı Hak bütün canlılar için bu rızkı taahhüd altına almıştır. Bir insanın 40 günden yetmiş güne kadar aç kalabileceği ilmen de ispat edilmiştir. Sadece su içerek ve ekmek yiyerek bir insan hayatını idame ettirebiliyor. Bu yüzden açlıktan ölmek diye bir şey yoktur. Sadece günde beş öğün yemeye alışan bir insan, bir anda adetini terk eder ve hiç yemek yemezse bu insan kısa bir müddet sonra ölebilir. Bu da onun açlıktan öldüğü anlamına gelmiyor. O insan adetini terk ettiğinden dolayı ölmüştür. Allah herkesin ölmeyecek kadar rızkını gönderiyor. Ama bu rızkı kimileri sahibine gitmeden gasp edebiliyor. Bugün açlık sıkıntısı çeken ülkelerdeki insanlara dünya yardım ediyor. Ne yazık ki yardım açlık sıkıntısı çeken insanları çoğu zaman ulaşmıyor, devletin önde gelen insanları tarafından gasp ediliyor.
Cenab-ı Hakkın insan vücuduna koyduğu hücrelere depoladığı yağ, insanın aç kaldığı zamanlarda devreye giriyor. Yeni bir besin yiyene kadar onu idare ediyor.
Ama mecazi olan rızık ise, insanın çalışmasıyla alakalıdır. Yine de çalışmış olmak tek sebep değildir. Bir vasıtadır. Allah rahmet hazinesinin kapısını çalan bir insana hikmeti gerektirirse veriyor, bol rızık ihsan ediyor, mal mülk veriyor. Bazen de hikmeti gerektirmiyor, vermiyor. Ne kadar çalışırsa çalışsın istediği rızkı elde edemiyor. Bu da O’nun bir imtihan sırrıdır. Çalışmak insandandır, ama vermek ya da vermemek O’nun hikmetine tabidir. Bu yüzden bizler gayret göstermeliyiz. Daha iyi imkanlar içinde, şükür halinde yaşamamız için elbette gayret göstermeliyiz. Ama bu hususta asla hırs peşinde koşmamalıyız. Çünkü hırsın sonu hasarettir. Gerekli gayreti gösterdikten, çalıştıktan sonra Allah’a tevekkül etmeliyiz. Bize çalışmamızın sonucu olarak günlük olarak ikram ettiği nimetlere ve rızıklara şükrederek hayatımızı geçirmeye gayret göstermeliyiz.
Allah insanların ve bütün canlıların yaşadıkları yerleri, doğdukları yerleri, beslendikleri yerleri, ölecekleri yerleri hepsini bilmektedir. İnsanların ve bütün canlıların rızıkları, yaşayacakları, ölecekleri yer hepsi hepsi Levh-i Mahfuzda yazılır. Cenab-ı Hak tarafından bilinmektedir. Bu yüzden rızık noktasında endişeye kapılmaya gerek yok. Rızık için birilerine yağcılık yapmaya gerek yok. İnsan Rızkın Allah’tan geldiğine inanmalı. Diğer her şeyin sadece bir sebep olduğunun farkına varmalıdır.