“Ey kavmim. Ben sizden herhangi bir mal talep etmiyorum. Benim mükafatım ancak Allah’a aittir.”
(Hud, 11/29)
Bu ifade Nuh aleyhisselamın kavmine söylediği bir cümledir. Bunu peygamberimiz de (s.a.v.) Mekkeli müşriklere söylemiştir. Peygamberlerin genelde diğer insanlara göre fakir olması, zengin olan kesimde, “Acaba bizden para mı koparmak istiyor, mal mı toplamak istiyor” gibi bir olumsuz düşüncenin oluşmasına sebep oluyor.
Nitekim peygamberimize (s.a.v.) bu yüzden gelerek her türlü maddi tekliflerde bulunmuşlar, bu sağlanacak imkanlara karşılık onun peygamberlik davasından vazgeçmesini istemişlerdi. Bazı insanların zihninde sadece mal, mülk ve para olunca, herkesi de aynı düşünceye sahip imiş gibi görebiliyor. Halbuki bu, peygamberler ve onların yolundan giden alimler için geçerli değildir. Gerçek İslam alimleri peygamberlerin varisleridir. Tebliğ ettikleri İslam ve iman hakikatleri karşılığında hiçbir maddi bir beklenti içinde olamazlar. Onlar hep “in erciye ille alellah” demişlerdir. Yani, “bizim ücretimiz yalnızca Allah’a aittir.” Peygamberimiz (s.a.v.) eğer Mekke zenginlerinin mal, mülk, makam ve kadın gibi cazip tekliflerini kabul etseydi, peygamberlik görevini yerine getiremezdi. Bu yüzden böyle tekliflere asla yaklaşmamıştır.
Peygamberimiz ve diğer peygamberler bu maddi menfaatlerden istiğna düsturlarıyla İslamı duyurmak, tebliğ etmek isteyen Müslümanlara da en güzel örnek olmuşlardır. İslam dininin yayılması, imanın güzelliklerinin insanlara duyurulması yüksek bir şefkat, yüksek bir iman ve sevginin eseridir. Amaç, insanların imanlarının kurtulmasına vesile olmaktır. Bunun için çaba sarfetmektir. Bu açıdan Müslümana düşen görev, sadece en güzel şekilde çağın gerektirdiği tarzda tebliğdir.
Bu tebliği de, tebliğ ettiği insanlardan para alarak yapmaz, yapamaz. Bu, tebliğin tabiatına, ruhuna zıttır. Bir insan yaptığı tebliğin karşılığında bir ücret talep ediyorsa, “bana şu parayı vermezseniz, yıllarca süren tahsilim boyunca öğrendim dini bilgileri anlatmam” diyorsa, tebliği bir çıkar aracı olarak kullanıyorsa, bu adam yanlış bir yoldadır. Suresi 21. Ayette “sizden ücret istemeyenlere tabi olun” şeklinde ifade edildiği gibi, hizmet mukabilinde ücret isteyenlerden uzak durmak gerekir.
Bir kişinin imanının kurtulması, o kişinin ebedi cehennemden kurtulması demektir. Buna vesile olan insanın ise mükafatını ancak Allah takdir eder, verir. Bir kişinin bizim vasıtamızla imana gelmesi, hadiste bildirildiği gibi bizim sahralar dolusu kırmızı koyunu sadaka olarak vermemizden daha hayırlıdır.
O halde İslamı tebliğde gönüllülük esastır. İnsanların gönüllerini fethetmek, ancak Allah rızası için, insanların imanlarının kurtulmasına vesile olmak maksadıyla tebiğ yapıldığında mümkün olur. Gerçi, müminin görevi insanlara hidayet vermek, imana getirmek değildir. Müminin görevi sadece ve sadece hiçbir maddi menfaat içinde olmaksızın tebliğ etmektir. Yani kendi vazifemizi yapmaktır. Allah’ın vazifesine ise karışmamaktır. Hidayet Allahtandır. Kişi kendi iradesi ile imanı ve islamı istediği zaman, Allah da onların hidayete ermesini sağlar.
Bunun için, insanlara İslamı anlatırken, bu anlatmayı istismar ederek bir beklenti içinde olmamak gerekir.
Allah’ım! Sen bizleri İslamı insanlara tebliğ ederken ücreti yalnızca senden isteyen ihlaslı kullarından eyle. Amin.