De ki, size gökten ve yerden kim rızık veriyor? Kulaklara ve gözlere hükmeden kim? Ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran kim? İşleri idare eden kim? Hemen, “Allahtır” diyecekler. De ki, “ O halde Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
(Yunus, 10/31)
Allah’a karşı gelmekten sakınmayan, onun yasakladıklarını yapmaktan kaçınmayan, O’na hakkıyla ibadet etmeyen insanın önce bu ayette bildirilen soruları düşünerek cevaplaması gerekiyor. Hepimiz isyan hallerinden hali olmadığımız için bu sorulara tefekkür ederek cevap vermek için çaba sarfetmeliyiz.
Bize gökten ve yerden rızık veren kim? Sadece taklidi olarak, ezbere konuşup “Allah” diye cevap vermek yetmez bu soruya. Bu soru bizi ciddi anlamda rızık kaynaklarımız hakkında düşünmeye sevk ediyor. İnsanın rızkı genel olarak yerden çıkıyor. Ama yerdeki rızıkların oluşması için de gökteki rızık kaynağına ihtiyaç var. Yani yağmura, kara ihtiyaç var. Yağmuru ve karı vakti geldiğinde ölmüş topraklara yağdıran ve onları filizlendiren Allah’tır. Yağmuru insan kontrolü altına alamıyor, istediği zaman yağmur yağdıramıyor. O halde yağmur; insanı, bütün canlılıları bilen, onları yağmura ne zaman ihtiyaç duyduklarını bilen, her şeye gücü yeten Allah tarafından gönderiliyor. Yağmur toprağa düştüğü zaman, ne oluyor da bitkiler hemen o suyla birlikte toprakta, kendilerine uygun miktarda minareleri alıyorlar, incir incir oluyor, üzüm. Nar nara benziyor, elma elmaya. Liman ekşi oluyor, karpuz da tatlı. Yerdeki toprakta, o çamurlu toprakta ne tad var, ne de tuz. Aynı çamuru siz istediğiniz fabrikanın içinde koyunuz, tatlı, ekşi, mayhoş çeşitli renklerde ve güzelliklerde şeyleri yapabilir misiniz? Bu mümkün değildir. Ama bütün bitkilere bakınız çamur yiyor. Bal veriyor, pekmez veriyor, şurup veriyor. Bunu düşünen bir insanın, bunda çok önemli bir iş olduğunu, toprak perdesi altında Cenab-ı Hakkın kudretinin işlediğini bilir, idrak eder. Allah’a imanı artar, Allah’ı daha iyi tanır, O’nu sever ve O’na sevgisini ibadetle gösterir.
İkinci olarak Cenab-ı Hak, “kulaklara ve gözlere hükmeden kim” diye soruyor. Elbette Allah ama bunun üzerinde de tahkik yaptıktan sonra bilerek Allah dememiz gerekecek. Göz bir et parçası ama görüyor. Üstelik her şeyi olduğu gibi görüyor. Nasıl görüyor. Bir et parçasına görme özelliğini kim vermiş. Şuursuz elementler, bu kadar harika bir organı tesadüfen bir araya gelerek nasıl yapabilirler. Elbette yapamazlar. Ama herkeste göz olduğu için insan gözü göre göre ülfet ediyor. Gözünün ne kadar büyük bir mucize olduğunu, ne kadar büyük bir nimeti olduğunu fark etmiyor. Halbuki sadece bu nimet üzerinde düşünsek, Cenab-ı Hakkın bize şükre imkansız ne kadar büyük bir nimet bahşettiğinin farkına varırız.
Kulak da gözden farklı değil. Bir et parçası duyuyor, duyduğu sesleri beyne iletiyor. Ve beyin de seslerin ne anlama geldiğini biliyor. Bu ne kadar büyük bir mucizedir. Sağır olan insanları gördüğümüzde ancak kulağın ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlıyoruz. Kör olan birisini gördüğümüzde gözümüzün ne kadar büyük bir mucize olduğunu fark ediyoruz.
Ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran kim? Ölmüş bir toprağı, baharda yağmur ve güneş ile birlikte tekrar dirilten elbette Allah’tır. Ne toprağın, ne güneşin, ne de bitkilerin kendi kendilerine diriltme gibi bir sonsuz güç ve kudretleri vardır. İnsanın vücudundaki hücreleri bir taraftan öldüren, bir taraftan tekrar dirilten de Cenab-ı Haktır. İnsanın yediği adeta ölü olan yiyeceklerden insanın bu kadar mükemmel ve canlı bir şekilde yaratan, yani onu ölü olan şeylerden yaratan da Cenab-ı haktır.
İşleri idare eden kim? Kainatı, dünya, dünyanın içindekileri, insanı, insanın vücudundaki akıl almaz faaliyetleri idare eden, bu kadar güzel bakan elbette Allahtır. Eğer Allah bu dünyayı tek başına idare edecek gücü ve ilme sahip olmasaydı bu dünyada, bu göklerde ve insanın vücudunda, hayvanların vücudunda büyük bozukluklar, fesatlar ortaya çıkacaktı. Ama böyle bir karışıklık görülmüyor. O halde bu dünya, bu kainat, bu insanın ve hayvanın vücudu her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten Allah tarafından güzel bir şekilde idare ediliyor.
Madem ki, biraz düşündüğümüzde her şeyin Cenab-ı Hakkın kudretiyle oluyor, her şey onun mülküdür. Biz de onun mülkünde çalışan bir işçi gibiyiz. Bütün bunlara rağmen hala ona isyana devam edersek elbette onun cezasını da görürüz. Bu tefekkür bizi ona karşı gelmekten uzaklaştırmalı, onun emirlerine boyun eğmeye yöneltmeli.