Yeni Bir Tür: Suç Makinası İnsan!

Raşit Duran

İslâmiyet güneş gibidir, üflemekle sönmez. Gündüz gibidir; göz yummakla gece olmaz. Gözünü kapayan, yalnız kendine gece yapar.”

(Risale-i Nur Külliyatından)

Şu hakikatli sözü sadece diyanete değil, ferdi ve içtimai hayatın her veçhesine teşmil ettiğimizde bize başka gerçekleri de ihsasla ikaz etmektedir. Şöyle ki, samimi bir vatanperverlik, ciddi bir hamiyetperverlik ve hakiki bir mesuliyet duygu-düşüncesi ve şuuru… hakeza.

İlkel ve vahşet devirlerini çok gerilerde bıraktık, artık “malikiyet ve serbestlik” çağına girdik diye sevinirken, en önemlisi de elimizde bizi insaniyet noktasında zirvelere taşıyacak Hz. Mevlana’dan Bediüzzaman Hazretlerine gelinceye kadar o kadar çok ve kıymettar beşerî kaynaklar varken; insanları sefahat ve dalalete sürükleyen mimsiz medeniyetin menfi düsturları ile yetişmiş ve mesh-i maneviye uğramış bir başka canlı türü karşımıza çıktı: Suç Makinası İnsan!

Yazıyı yazmama sebep olan olay, 30 Nisan tarihinde ulusal basından öğrendiğimiz kadarıyla genç ve idealleri olan 26 yaşında hukukçu bir kız evladımızın, geçen hafta “suç makinası” diye tabir ettikleri, (beş suç kaydı olduğu söylenen) bir kişi tarafından sokak ortasında hayatına son verilmiş olmasıdır. Elem verici bu olayı, münferit / bireysel ve basit bir alacak-verecek meselesi üzerinden tahlil etmeye çalışmak, sorunların çözümü adına doğru bir yaklaşım olamaz. Gün geçmiyor ki bir cinayet haberi duymayalım. Bundan daha kötüsü, cinayetleri, normal ve sıradan bir olaymış gibi algılamaya başladık ki, insaniyetin gidişatı adına fevkalade tehlikeli bir durumdur. Hem ferdi hem toplumsal anlamdaki böylesi vahşet karşısında -bağışlayın- “üç maymun” tavrı takınmak, serlevhadaki sözde ifade edilen “gündüz vakti, güneşli havada göz kapamak” gibidir. Göz kapamakla hiçbir şey yok olmuyor.

Dinsizlikle canavarlaşmış, tahribatçı, muzır insanların çoğalmasıyla…” (Hutbe-i Şamiye) insanların içtimai hayatında korkular ve kaygılar yaşanmaktadır. “İnsaniyet” dediğimiz, Nebevî beyanın “Her doğan, İslam fıtratı üzerine doğar” ifadesiyle mayası İslâm’la yoğrulmuş ve insan olarak tecessüm etmiş varlık, eğer maddi-manevi önlem almamakta inat edersek, mesh-i maneviye uğramış olarak karşımıza çıkacak; “İnsan, insanın kurdudur” (T. Hobbes) diyeni haklı çıkartırcasına nevi beşerin kurdu yahut canavarı olacaktır. Bu meselede, “İnsaniyet-i kübra olan İslâmiyet” (İ. İcaz) denildiği zaman burun kıvıranlar; dini vicdanlara hapsedip ve fakat “vicdanı hareket geçiren kutsiyete” karşı da gözünü ve kalbini kapatanlar “insaniyet namına” bir değil, bin kez düşünmelidirler.

Arzın halifesi, yaratılmışların şereflisi, madde ve mana itibariyle en güzel şekilde yaratılmış, müşerref / şereflendirilmiş, mükerrem / saygı görüp ikram edilmiş, akıl ve cüzi irade sahibi, Yaratıcı Kudret’in antika sanat eseri olan insan, şimdilerde “Suç Makinası” gibi insan onuruna ve haysiyetine yani insaniyetine yakışmayan isimlerle veya sıfatlarla anılır olmuştur. Demek, teknolojik anlamda zirvelere doğru terakki ederken insaniyet makamında tedenni etmekteyiz. İnsanın makinayı esir alması gerektiği Yapay Zekâ çağında makinaya esir düşmenin elem verici ve vahim neticesini hep beraber içimiz acıyarak yaşıyoruz.

Çaresi bulunan şeyde acze, çaresi bulunmayan şeyde cez'a iltica etmemek elzemdir.” (Tuluat) diyerek, bu noktada birkaç mühim sual soruyoruz:

Birincisi; bu tür insanlar, nasıl bir ortamda yetişti ve hangi sebeplerle suç makinasına dönüştü ya da dönüştürüldü? Buna dair ciddi bir araştırma yapıldı mı? Yapıldı ise, can yakıcı bu sorunun çözümü adına neler yapıldı?

İkincisi; suç makinası veya canavara dönüşen bu insanların içtimai hayatı zir ü zeber etmesine adalet mekanizması neden bir türlü mâni olamıyor? Kanunlar mı yoksa kolluk kuvvetleri mi yetersiz? Yahut bunların dışında ihmal edilmiş başka şeyler mi var?

Üçüncüsü; suç makinası olduğu yahut olacağı bilinen veya tespit edilen bu insanların rehabilite edilip topluma kazandırılması, iyi ve faydalı bir fert olması için nasıl bir ıslah projesi var ya da böyle bir proje var mı? Yoksa, “kervan yolda düzülür” deyip, müessif olayın olması mı beklenmektedir?

Dördüncüsü; insanları suç makinası haline dönüştüren maddi ve manevi, psikolojik ve sosyolojik saikler nelerdir? Yani teşhis-i illet / hastalığın tanısı ile teşhis-i illete / hastalığa uygun reçeteler varken yanlış reçeteler mi tatbik ediliyor?

Uzayıp giden sorular…

Fakat biz soru sormakla beraber, daha ziyade cevapları mesabesindeki çözüm reçetelerine odaklanmalı, himmet ve gayretimizi reçetelere sarf etmeliyiz. İşte reçete: insanı mesh-i maneviye uğramaktan kurtaracak, serlevhadaki hakikatli sözün geçtiği eserler; yani Risale-i Nur’dur.

**

Yorum Yap
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.