Sefine-i Nuh: Anadolu

Raşit Duran

Evet, Risale-i Nur, sefine-i Nuh gibi Anadolu'yu Cebel-i Cûdî hükmüne getirip, küre-i arzın yangınından ve tufanından kurtulmasına bir sebeptir.”

(Risale-i Nur Külliyatından)

Bugünkü yazıyı yazmamın sebebi, önceki yazımızda paylaştığımız; bizi utandıran ve haddinden fazla üzmekle beraber, “Kendinize dönün!” diye ikaz ederek yakamızdan tutup şiddetle silkeleyen, acı ama gerçek olan İslâmîlik Endeksi ve İnsanî Gelişme Raporunda son sıralarda yer almış ve sınıfta kalmış olmaklığımızdır.

Serlevhanın altındaki hakikatli sözü; hem tarihi gerçekler hem “bin yıl İslâm’a bayraktarlık yapmış bir millet” olmak göz önüne alındığında istikbali işaret eden bir müjde olarak kabul edersek, inşallah hata etmiş olmayız. Evet, ümidvârız. Fakat bu müjdenin kuvveden fiile çıkması niyet ve amele vabestedir. Osmanlının, manevi mimarı Şeyh Edebali’nin “İnsanı yaşat ki...” hakikatli sözünden mülhem tesis ettiği İslâmî ve insanî ilim-irfan medeniyeti, altı asırlık ömrüyle mazlum milletlere melce, mence ve numune-i imtisal olmuştur. Devlet-i Aliyye’nin banisi / kurucusu Osman Gâziʼnin, oğlu Orhan Gâziʼye yaptığı nasihat şuydu: “Bizim dâvâmız, kuru bir kavga ve cihangirlik dâvâsı değil, i‘lâ-yı kelimetullah»tır. Gönüllerin fethi yani. Yine evvela, bir önceki yazımızda ifade ettiğimiz menfi vaziyetten ve sair milletlere iyi örnek olamama durumundan kurtulmuş olarak; Bediüzzaman Hazretlerinin “Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemâlâtını ef'âlimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri, elbette cemaatlerle İslâmiyete girecekler; belki küre-i arzın bazı kıt'aları ve devletleri de İslâmiyete dehâlet edecekler…” (Hutbe-i Şamiye) beyanı tahakkuk etmiş olacaktır. Ama biz, Sefine-i Nuh (Nuh’un Gemisi) olabilme halimizi “İslâmîlik ve İnsanîlik” şeklinde hakkıyla göstermek, maddeten ve manen terakki etmiş olarak dünyanın “imtihan meydanında” tam not almakla sınıfı geçmek zorundayız. Ki, numune-i misal olmakla sahil-i selamete ulaşmak isteyen nev-i beşer bu gemiye kendi rızası ve hür iradesiyle binsinler. Yoksa;

Kendisi muhtâc-ı himmet bir dede
Nerde kaldı gayrıya himmet ede
.” (Lâedri) esaretinden kurtulamadığımız gibi, maddeten ve manen sömürülen, köleleştirilen ve menfaatin kıskacındaki sair mazlum milletlerin kurtuluşuna -maalesef- vesile olamayız.

Âlem-i İslâm’ın son karakolu Anadolu, medeniyetlere ev sahipliği ve beşiklik yapmış; Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan köprü olmuş, yakın tarihte Avrupa’nın gaddar ve zalimleri, Asya’nın münafık ve dessasların zulmünden kaçarak gelenlere sığınak olmuş Küçük Asya Kıtası… Mehmet Akif’in nefis ifadesiyle, toprağı sıksan “şüheda fışkıracak” cennet vatan… Habeş Kralı Necaşi’nin, vaktiyle ilk Müslümanlara kucak açması gibi belki de kaderin cilvesi olarak, zaman denen sürecin son diliminde yani ahir zamanda güzel Anadolu’muz da “izn-i İlahî” ile inşallah “küre-i arzın Cudi’si” ve “insanlığın sefine-i Nuh”u olma vazifesini pekala yapabilir. Manevi hazinesi, mazisi ve tarihi müktesebatı, bu vazifeyi yapması için fazlasıyla kâfi, vâfi ve uygundur. Yeter ki bunun farkında ve bilincinde olalım.

Son söz; vazifemiz hak ve hakikat ufkuna seferdir. Galibiyet yahut mağlubiyet Allah’a (cc) ait vazifedir. Vazifemizi hakkıyla yapalım, Allah’ın (cc) vazifesine karışmayalım.

Gelecek Kurban Bayramınızı tebrik eder; Âlem-i İslâm’ın uhuvvet ve muhabbetine vesilesi olmasını dilerim.

**

İlk yorum yazan siz olun
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.