‘Lüküs Hayat’tan Dijital Hayata…

Raşit Duran

Gençlik yıllarından hafızalarda kalan bir müzikal gösteri vardı: Lüküs Hayat. Mezkûr müzikalde, her türlü etik kaygılardan azade zenginler ile kıt-kanaat geçinen yoksulların hayat tarzları trajikomik bir şekilde anlatılıyordu. Aradan neredeyse (1933-2026) bir asra yakın bir zaman geçmiş. Lüküs Hayat’tan dijital mecraların içtimai hayatımızda fazlasıyla etkin olduğu Dijital Hayat’a geçiş yaptık. Lüks Hayat; kendi ilim-irfan ve medeniyet dünyasına, kültürüne, maneviyattan beslenen milli değerlerine yabancılaşmış, kibarlık budalası, Avrupa’nın kötü taraflarını taklit etmeyi Avrupaîlik ve batılılaşma zannedenleri hicveden bir eserdir. Toplumdaki iki farklı (özentici zenginler ile fakir) kesimin hayat tarzlarındaki çatışmayı anlatır. Bugünkü Dijital Hayat ise, toplumun yediden yetmişe maddi-manevi her cihetini etkisi altına alıp, hayatın israfına kadar varan bir salgın halini almıştır. Bu salgına da Bediüzzaman Hz’nin aşağıdaki sözlerini dijital mecraya uyarlayarak, “Dijital Çağ Yangını” desek herhalde abartmış olmayız. Kullanıma bağlı olarak, fertlerin duygu-düşünce dahil sadece alışkanlıklarında değil, (fiziksel, zihinsel, ruhsal) hayatın her cihetinde:

Mesela, hak ve hakikatin kitlelere ulaştırılması gibi pek çok müspet / olumlu;

Mesela tetikçilik, çeteleşme ve cinayetleri dijital mecra üzerinden organize eden sektör haline getirmesiyle gibi pek çok menfi / olumsuz dönüşüme sebep olmuştur.

Ağustos ayında Diyanet Aile Dergisi’nde Psikolog M. Said Duran’ın, “Hayat; çevrim içi mi yüz yüze mi?” başlıklı yazısında, “hayat” ile “dijital tüketim alışkanlık” ilişkisi farklı bir pencereden irdelenmektedir. “Sosyal medya, çoğu insan için ‘birincil uğraştan’ çok ‘boşluk doldurucu’ bir işleve sahip” diyen Psikolog M. Said, “Bu yüzden birçok uzman, artık çocukların, ‘dijital yerliler’ olmasından değil, dijital olarak şekillenen bir çocukluktan söz ediyorBu nedenle, gençler için dertlenirken, gençlere öğüt verirken dikkati teknolojinin varlığına değil, teknolojinin gerçek hayatın yerine geçmeye başlamasına, bir arada olmanın yerini sosyal medyanın almasına, dijital dünyanın gerçek dünyaya tercih edilmesine çekmeliyiz” diyerek asıl soruna dikkat çekmektedir. Yazının link adresi: c71181c4-4c32-4e99-95d0-9c44bdb7cbdc_Optimized_rearranged_rearranged.pdf)

Ulusal basında çıkan bir başka haber bize, sosyal medyanın ve dijital mecraların hayat telakki ve tarzımızla birlikte alışkanlıklarımızın da pek çoğu değiştirdiğini söylüyor: “Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK’in) 10 yaş ve üzeri fertlerin günlük faaliyetlerini ortaya koyan, 2025 yılı Zaman Kullanım Araştırması sonuçlarına göre, son 10 yılda sosyal medya kullanımı hızla artarken, yazılı basın (gazete, dergi ve benzeri basılı yayınları) okuma oranı yarı yarıya azaldı. Sosyal medyada vakit geçirenlerin oranı 2025 yılı itibariyle erkeklerde %77, kadınlarda %66 olduğunu ortaya koydu. İnsanlar günde 2’şer saatini sosyal hayata ve ekranlara ayırırken, sportif faaliyete sadece 12 dakika ayırmaktadır.” (Basın, TÜİK, 26 Haziran 2026) Düne kadar vakit yokluğundan ve basılı yayınların pahalılığından şekva / şikâyet eden insanların başı, şimdi de vakitlerini çalan dijital mecraların kuşatması ve taarruzu ile dertte. Yakayı kurtarmak için ciddi bir ceht ve gayret, eğitim ve irade gücü istiyor. Zira yediden yetmişe her yaştan insan, bu mecranın akıntısına ve rüzgârına kendini kaptırmış vaziyette.

Obezite ile birlikte diğer bazı psikolojik hastalıkların artmasına bir de bu “hareketsiz, idealsiz, sosyal medya bağımlısı hayat” tarzı açısından bakmakta fayda vardır. Sosyal medya mecraları ve dijital araçlar hayat telakkimiz, tarzımız ve alışkanlıklarımız üzerinde haddinden fazla etkilidir. Emekten, hareketten, faaliyetten, okumaktan, beşerî ilişkilerden uzak bir hayat tarzı… Gelecek adına tasavvuru bile ürkütücü. Öyle görünüyor ki, dijitalleşen hayatta “Vakit nakittir” düsturu, yakın bir gelecekte yeni kuşaklar nezdinde çöp olmaya aday gibi. Oysa mutlak hakikate göre hayat, hareket ve faaliyettir; hem “hayatın gayesi ve neticesi hayat-ı ebediye olduğu…” (Lemalar) da bir başka gerçektir. Dijital mecralar, çoğu zaman olay ve olguları tersyüz ederek beynimizin algılama süreçlerini olumsuz yönde etkilemekte; bireylerin ve kamuoyunun yanlış ve hatalı karar vermelerine sebep olmaktadır.

Bediüzzaman Hazretlerinin Risale-i Nurlarda dikkatimizi çektiği “İlcaat-ı zaman /zamanın gerekleri yahut mecburiyetleri” kavramını nazara alarak diyebiliriz ki, dijital medya mecralarını yok sayamayacağımız gibi kökten yasaklamamız da mümkün gözükmemektedir. O zaman, dijital mecraların ferdî, ailevî ve içtimaî / toplumsal hayatımızı olumsuz yönde etkilememesi için gerekli (maddi-manevi) önlemleri almamız icap ediyor. Sadece yasaklayıcı yasal tedbirlerin ve cezai müeyyidelerin yeterli olmadığını bilerek; bununla birlikte, dijital mecralar için etik ilkeler ve yaptırımlar getirmek, bilinçli kullanma eğitimi vermek, sıkı ve etkin denetim mekanizmaları kurmak, insanların kolayca ulaşabileceği alternatif yararlı ve olumlu dijital mecralar geliştirmek, başkalarına ait zararlı mecralara bağımlı olmaktan kurtulmak ve benzeri tedbirler…

Eğitim şart!” şimdiki zamanın moda mottosu. Aileden başlayarak artık eğitim müfredatımızda, “Değerler Eğitimi” ile birlikte mesela, “Hayatın Anlamı ve Gayesini” anlatan hakiki bir “Hayat Bilgisi” dersi eşliğinde “Zamanı ve Dijital Mecraları Kullanma Kılavuzu” eğitimi de verilerek gelecek nesiller, bu mecraların taarruz ve zararlarından korunmalıdır. Özendiğimiz ve taklit etmeye çalıştığımız bazı Batı ülkeleri şimdiden bu konuda yasal tedbirleri almaya başladılar bile. “Çocukların sosyal medyaya erişimini yasaklayan veya sınırlayan ülkelerin sayısı 20'yi aşarken, beş ülkede düzenlemeler yürürlüğe girdi. Önlemlerin çoğu 15 veya 16 yaş altındaki çocukları hedefliyor.” (Basın)

Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler!”

(Bediüzzaman, Tarihçe-i Hayat, Eşref Edip mülâkatından)

**

İlk yorum yazan siz olun
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.