Denizli Büyükşehir Belediyesinin 17-25 Ekim 2026 tarihleri arasında düzenlediği kitap fuarında geçen hafta, 23-24 Ekim’de iki gün, Denizlili Yazarlar Standında idim. Hem HİÇBİŞEY Yayınlarında çıkan son kitabımız Nuh’un Gemisi Anadolu hem önceki kitapların tanıtım ve satışı için… Cıvıl cıvıl sesleriyle fuarı şenlendiren ve okullardan gelen öğrenci grupları haricinde, ziyaretçilerin ekserisi genç ve orta yaş kuşağından insanlardı. Okumanın yaşı yoktur. Tercihler de zevkler de farklıdır. Fuara girerken de çıkarken de herkeste akıllı cep telefonu. Ya elinde ya kulağında… Dost ya da arkadaşıyla akıllı cepler sayesinde kitap fuarında görüntülü olarak bir araya gelip fuarı birlikte sohbet ede ede dolaşıyor; o anın zevkini paylaşıyorlar. Bu; meselenin müspet, olumlu yanından biri. Bu yönüyle sosyal medyaya ve dijital mecralara sözümüz de itirazımız da yoktur. İtirazımız, insanı istismar eden olumsuz yönünedir.
Kitap fuarı insana zihinsel anlamda farklı pencereler açıyor. Sadece kitap almak değil; değişik insanlarla tanışma, görüşme, fikir alışverişi, yeni dostluk ve arkadaşlıklar kazanma gibi güzelliklere vesile oluyor. Mesela stand komşularımdan solumda oturan, yıllarca hapishanelerde görev yapmış, emekli başgardiyan, Şair Ali Uçar Bey. Sağımda, ilköğretimde senelerce görev yapmış, çocuklarla hemhal olmuş, eğitim emekçisi ve emeklisi bir hanımefendi, çocuk kitapları yazarı Ümmühan Musan. Hemen onun yanında da değerli bir bilim insanı, Halk Sağlığı Uzmanı bir hekim, profesör olduğunu bile söylemeyen, benim sonradan öğrendiğim Dr. Nurhan Meydan Acımış Hanımefendi… Her biri ayrı bir değer.
Bir Hak Dostu demiş:
“Harabat ehlini hor görme Zakir,
Defineye malik viraneler var.”(Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz.)
Stand komşularımla kısa da olsa sağlık, eğitim, kitap ve şiire dair güzel sohbetlerimiz oldu. “Sohbette insibağ vardır” derler. Yani insan, sohbet ettiği anda, sohbet ettiği şeylerle boyalanırmış. İnsan orada, eksikliğini hissettiği pek çok şeyin farkına varıyor. İhtiyaç da zaten “eksikliği hissedilen şey” imiş. Kitap, dost, arkadaş, muhabbet, sohbet, bir bardak sıcak çay ya da kahve… Çağın hastalıklarında birisi de metropolde yaşadığı halde, hatta metroda bile kalabalıklar içinde yalnız kalmış insanlar… Fuar ortamı insana, ertelediği veya ötelediği şeyleri hatırlatıyor.
Bir bestekâr sanatkâr demiş:
“Gönül ne kahve ister ne kahvehane,
Gönül sohbet ister, kahve bahane.”(Suat Sayın)
Evet stand komşum, doktor hanımın mütevazı kişiliği dikkatimi çekmişti. Kendisi, o günün hatırasına, Altın Kalem Ödüllü, Cinius Yayınlarında çıkan, İstikamet: Mecburi Hizmet isimli anı-roman kitabını; ben de köyümü, köylümü ve köy hayatını anlattığım biyografi türü, KDY Yayınlarından çıkan İnsanlardan Bir İnsan isimli kitabım ile bundan çok sonra çıkan Çağrışımlar’ı karşılıklı imzalayarak hediye ettik. Bu esnada dikkatimi çeken ve beni gerçekten şaşırtan ikinci olay şuydu: Doktor Hanım, kitabı eline alıp baktıktan sonra, tıpkı bir büyüğünün elini öpüp alnına koyması gibi kitabı öpüp alnına götürdü. Böyle bir hareketi bugüne kadar ilk defa görüyordum. Bu; benim şahsıma değildi elbette, bilime ve kitaba saygının bir ifadesiydi. Ben böyle algıladım ve yorumladım. Bendeki etkisi olumlu oldu. Tevazu…İnsana, bilime ve kitaba saygı… Kitap sevgisi…
Fuardan sonra eve gelince, pek tabii mütevazı kişiliğiyle hayli dikkatimi çeken doktor hanımla ilgili, internette kısa bir araştırma yaptım. Karşıma, şaşkınlığımı hayli arttıran, takdir ve tebrike şayan, pek çok başarılara imza atmış, dopdolu, Pamukkale Üniversitesi öğretim üyesi bir profesör, bilim kadını çıktı. Bilim insanına yakışanın tevazu olduğuna orada bizzat şahit oldum. (1) Bilime ve kitaba saygı, (2) tevazu hali, sanki doktor hanımda tecessüm etmişti. Benim unutamayacağım iki dersti bu.
Hayat denen mektepten alacağımız pek çok dersler, olaylardan da ibretler vardır. Bize böylesi dersler veren, hürmet ve saygıyı hak eden bilim insanlarına binler selam olsun.
**