“En kat'î fazilet odur ki, düşmanları dahi faziletin tasdikine şehadet etsin.”
(Risale-i Nur Külliyatından)
“2025 yılı İslamîlik Endeksine göre Türkiye 109. sırada yer aldı. 149 ülkenin yer aldığı istenin ilk sırasında ise İrlanda, ikinci sırada İzlanda yer aldı.” (IF, Basın)
“Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından 6 Mayıs 2025'te yayımlanan rapora göre Türkiye, İnsanî Gelişme Endeksinde 193 ülke arasında 51. sırada yer aldı” (UNDP, Basın)
Demek, “İnsaniyet-i kübrâ olan İslâmiyeti” (Risale-i Nur Külliyatından) mihenk kabul edersek hem “İslâmî” hem “İnsanî” anlamda sınıfta kalmışız. Acı olan gerçeklere karşı gözümüzü kapatamayız. İhtiyatlı yaklaşmakla beraber, şahsen bu tür çalışmaları ahvalimize ayna tutması bakımından önemli buluyorum. Alınganlık göstermek yerine, bize müstemleke muamelesi yapıp, hürriyete, akla ve hayata düşman istibdadı tavsiye edenlere inat; başta hürriyet, adalet, meşveret, hukukun üstünlüğü, insan haklarına riayet gibi evrensel hale gelmiş İslamî ve insanî düsturların hükümferma olduğu bir ülke ortamının temin ve tesisiyle terakki etmiş olarak dünyaya örnek bir memleket olabilmeliyiz. Zaten İslâmiyet ile insaniyet, birbirinden ayrılmaz hakikatin veya madalyonun iki yüzü gibidir.
Bu noktada, Balkanların Bilgesi merhum Aliya İzzetbegoviç’in (1925-2003), 1997 yılında Tahran’daki İslâm Konferansında yaptığı konuşmadan bir pasajı bir kez daha hatırlamakta fayda vardır diye düşünüyorum.
“Çok açık konuştuğum için beni bağışlayın. Güzel yalanların yardımı olmaz ama acı gerçekler bir ilaç olabilir. Batı çöküntü içinde ya da dejenere olmuş değil. Kendi kendini kandıran komünizmin “çürümüş Batı” propagandası, bunu acı bir şekilde ödedi. Batı çürümüş değil. Güçlü, örgütlü ve eğitimli. Okulları bizimkilerden iyi, kentleri bizimkilerden temiz. Batı’da insan haklarının düzeyi yüksek ve fakirler ile sakatlara toplumsal yardım iyi örgütlenmiş durumda. Batılılar çoğunlukla sorumlu ve dakik kişiler. Onların ilerlemelerinin karanlık yönünü de biliyorum ve bunun gözümden kaçmasına izin vermiyorum. İslam en iyisi ama biz en iyisi değiliz. Bunlar iki farklı şey ve her zaman onları karıştırıyoruz. Batı’dan nefret etmek yerine onunla rekabet etmeliyiz. Kuran bize bunu emretmiyor mu; ‘Hayırlı işlerde yarışınız!’”
Merhum bilgenin, acı da olsa bu hakikatli beyanı, Bediüzzaman Hazretlerinin:
“Yanlış anlaşılmasın, Avrupa ikidir. Birisi, İsevîlik din-i hakikîsinden aldığı feyizle hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye nâfi san'atları ve adalet ve hakkaniyete hizmet eden fünunları takip eden bu birinci Avrupa'ya hitap etmiyorum. Belki, felsefe-i tabiiyenin zulmetiyle, medeniyetin seyyiâtını mehâsin zannederek beşeri sefâhete ve dalâlete sevk eden bozulmuş ikinci Avrupa'ya hitap ediyorum” (Risale-i Nur Külliyatından) ifadesinin şerhi gibidir.
Ömrünce hep hak ve hakikati terennüm etmiş olan İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif:
“Doğrudan doğruya Kur’ân’dan alıp ilhamı,
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı.”
Beytindeki ifadesini ve cümlesini şahsen ben, “Dijital dünyayı, Yapay Zekâ çağını ve Robot asrını İslamî ve insanî değerlere hizmetkâr etmekle fiilen söyletmeliyiz” şeklinde anlıyor ve öyle yorumluyorum.
Keza Muhammed Abduh’un;
“Batıya gittim ve İslam'ı gördüm, ama Müslümanları görmedim; Doğuya döndüm ve Müslümanları gördüm, ama İslam'ı görmedim” sözüyle,
Ve Ziya Paşa’nın;
“Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz,
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.” beytinde ifade edildiği gibi harici dünya, laftan çok işimize ve icraatımıza bakmaktadır.
Kıymettar okuyucular yazımızı ülkemizi küçümseyen bir makale olarak telakki edebilirler. Ama öyle değil. Zira, “Vatan sevgisi imandandır” (Kelam-ı kibar). Serlehvadaki söze dönersek, fazilet veya erdem odur ki, düşmanlar, muarız ve muhalifler bile tasdikle hakkını teslim etsin. Temennimiz, İslâmî ve insanî olma halimizin sadece evlerimizin ve mabetlerimizin dört duvarı arasında değil; içtimai hayatımızın ve beşeri münasebetlerimizin küçük-büyük her karesinde, her yerinde eylem ve söylem olarak tecessüm etmiş haliyle asrımıza hâkim olmasıdır.
**