“Yanlış anlaşılmasın, Avrupa ikidir. Birisi, İsevîlik din-i hakikîsinden aldığı feyizle hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye nâfi san'atları ve adalet ve hakkaniyete hizmet eden fünunları takip eden bu birinci Avrupa'ya hitap etmiyorum. Belki, felsefe-i tabiiyenin zulmetiyle, medeniyetin seyyiâtını mehâsin zannederek beşerî sefâhete ve dalâlete sevk eden bozulmuş ikinci Avrupa'ya hitap ediyorum.”
(Risale-i Nur Külliyatından)
Muzahraf; sahte ve kof, sefih de gayrı meşru zevk ve eğlencelere aşırı düşkün olan demektir. Başlıktaki ve tırnak içindeki haklı ve isabetli tespit de Bediüzzaman Hazretlerine aittir. Epstein dosyası denen ahlaki çürümüşlüğün mülevves /pis ve kirli belgeleri de bu hakikatli sözleri fiilen tasdik ve teyit etmektedir. Epstein adası; sanki Hasan Sabbah ve Haşhaşi örgütünün Alamut kalesindeki yalancı ve sahte cennetinde yaşattığı insanlara sonrasında işlettiği vahşet gibi. Epstein; kontrolsüz gücün -aslında- günahı setretmediği, muvakkat /geçici bir süre görünmez kıldığı, neticede bir günah gayyasına evrildiği, insanı içten tüketen bir kurtçuğa dönüştüğü ve insanı telvis eden/ kirleten bir fitnenin adıdır.
“Her ümmetin bir fitnesi (imtihanı) vardır. Benim ümmetimin fitnesi ise maldır.” Nebevî (as) beyanı; -ister doğu ister batı dünyasında- her ümmet ve milletin, bu millet fertlerinin her çağda bir fitne / imtihanı olacağı uyarısında bulunmaktadır. Hadisteki “mal” tabirini sadece “ticari meta”ya hasretmemek gerekir. İktisadi / ekonomik güç, servet, mal-menal, kapital… ile bunların insana kazandırdığı sosyal statü ve güç de anlaşılabilir. Bunlar, ahlâkın kontrol ve denetiminden çıktığında nev-i beşeri zehirleyen bal olup hayatı zir ü zeber etmektedir.
Pek çok olumlu manalarla birlikte en evvel (maddeten ve manen) terakki ve inkişafı çağrıştıran (ki, biz öyle anlıyor ve anlamlandırıyoruz), “müşterek bir düşünce ve ortak bir hayatın tezâhürü” (Malek Bennabi) ve bir kavram olarak medeniyet; insanlığın ortak malı olduğu halde, onu kendine mal etmiş, vahşeti tescillenmiş İkinci Avrupa (ki, bu önemli konuda, tarihçimiz İsmail Hami Danişmend’in 2 ciltlik ‘Tarihi Hakikatler’ isimli hacimli ve belgeli ibretlik eseri okunmalıdır), medeniyet telakki ve tasavvurunu da kendine benzetmiş, düstur ve kaidelerini de kendi menfaatlerine göre değiştirmiş; insanın terakki ve tekemmülüne hizmet etmesi gereken medeniyeti “deniyyete” dönüştürmüştür. İşte, Epstein Adası, hakiki medeniyetin “mesh-i maneviye” uğramış batıdaki “mimsiz” halinin tezahürü ve tecessümüdür.
Halbuki, “Hakikî medeniyet, nev-i insanın terakki ve tekemmülüne ve mahiyet-i nev’iyesinin kuvveden fiile çıkmasına hizmet ettiğinden, bu nokta-i nazardan medeniyeti istemek, insaniyeti istemektir.” (Risale-i Nur Külliyatından)
İnsanlık tarihinde Cahiliye ve Vahşet devirleri tarihi dönem olarak bitmiş ve kâğıt üzerinde “efendilik-kölelik” kalkmıştır; fakat modern tarzları ve versiyonlarıyla 21. Asırda bile hâlâ devam etmektedir. Belki bugün insanların boynunda boyunduruk, bileklerinde kelepçe, ayaklarında prangalar yoktur. İnsanlar zahiren bir özgürlük ortamında yaşadığını zannetmektedirler. Beri yanda, zamanını ve emeğini -çoğu zaman karın tokluğuna- kapital sahibine satıp yahut kiraya verip, beden olarak hür; zihin, akıl, fikir ve zikir olarak dünyevi madde ve menfaatin, hazzın ve gayrimeşru zevklerin gönüllü köleleri ve bağımlıları haline gelmişler yahut getirilmişlerdir.
Bu bağımlılık ve kölelik hali, merhum münevverimiz Cemil Meriç, “-izmler, idrakimize giydirişmiş deli gömlekleridir.” veciz ifadesi, hürriyet ve hür düşünce insanın doğasına / fıtratına uygun iken; adı ne olursa olsun -masum görüntülü bile olsa- her türlü “izm”li ideolojik ve felsefi akımların tehlikesine çekmiştir. Dikkat edilirse ifadede, deli gömleğine benzetilen “izm”ler, bedene değil, idrake giydirilmiştir. Akıl erdirme, anlayış, kavrayış, seziş ve telakkilerin merkezi noktası olarak idrakin sırtına deli gömleği denilen “izm” giydirildiğinde, idrak dumura uğramış ve devre dışı bırakılmış; heva ve hevesat hâkim konuma gelmiş demektir.
Özetle, Epstein Adası; salt madde ve menfaatin, yani inançtan arındırılmış maddeci materyalizmin, sadece hazzın ve gayrı meşru dairedeki zevklerin, yani hedonizmin beşeri yoldan çıkarıp, sefahet ve dalalete sevk ederek gönüllü köleleri haline getirdiği İkinci Avrupa’daki mülevves dünyanın ve yalancı cennetinin adıdır.
Kıymettar okuyucuların rahmet, bereket ve ateşten kurtuluş ayı olan Ramazan-ı Şerif’ini tebrik eder; hayırlara vesile kılmasını Rabb-i Rahim’den dilerim.
**