İki Kitabe

Raşit Duran

Birincisi, kıymettar bir okuyucunun geçen haftaki yazımıza yapmış olduğu yorum içerisinde gönderdiği eski bir İstanbul hamam kitabesindeki beyit:

“Tıynetin nâ pâk ise, hayr umma sen germâbeden.
Önce tathîr-i kalb et, sonra tathîr-i beden
.”

Yani, “Kötü huylu ve bozuk karakterli bir kimse isen, hamamdan bir hayır umma! Tam bir temizlik istiyorsan, evvelâ kalbini, sonra da bedenini yıka!..”

İkincisi, Bediüzzaman Hazretlerini dokuz aydan fazla müddetle misafir etmekle şereflenen; Hafız Ali, Hasan Feyzi ve Hâkime Hanım Hesna Şener gibi Üstad’ın dua ve muhabbetine mazhar mübarek şahsiyetlerin medfun bulunduğu Denizli şehrinin meşhur Babadağlılar Çarşısı’nın (1976, Mimar Cengiz Bektaş) giriş kapısının üstündeki kitabedir:

“Besmele çek gir çarşıya, selamı da unutma ha.
Kiloyu eksik çekme ha, metreyi kısa tutma ha.
Halka hizmet eylemektir Hakk'a hizmet eylemek,
Belle sen bu sözü, sakın yabana atma ha.
Alış derken, veriş derken, ölçü tartı satış derken,
Paraya pula tapma ha. İnsanlığı unutma ha.”

(M. İlhan Canbaba)

Tercüme etmeye gerek yok sanırım. Sanki “İslâmiyet insaniyet-i kübrâdır” sözünün özü ve özeti gibi. Elbette uyarıcı, hak ve hakikate davet eden kitabeler bu ikisiyle sınırlı değil. Mezarlıktaki kitabeler ise bambaşka… En vecizi de şu olsa gerek:

“Ana rahminden geldik pazara,
Bir kefen aldık döndük mezara
”

(Yunus Emre)

Hayat-ı dünyeviyenin kısalığı ve geçiciliği… Dünyanın bir pazar yeri yahut mezra oluşu… Çok defa bu kitabelerin yazılı olduğu yerlerden geçer gideriz de belki bir defa olsun o kitabeyi, bir mağazanın vitrinini yahut bir reklam tabelasını merak ettiğimiz kadar bile merak edip okumayız. Kim bilir belki de hakikat ile yüzleşmekten korktuğumuz içindir. Zira, hiss-i havf yani korku damarı, insanın en zayıf damarlarından biridir. Zalimlerin hemen hepsi de insanları bu damardan yakalayıp gemlerler; kendilerine bende ederler. Korku toplumunu tetikleyen veya tahrik eden şey de çeşit çeşit korkular ve kaygılardır. Daha çok da dünyevî korkular… “Korkunun mantığı yoktur.” der Cengiz Aytmatov.

Bir medeniyet tasavvur ediniz; hak, hakikat ve hikmete yaslanmış, kaynağını Allah’ın (cc) kitabından, Peygamberinin (as) sünnet-i seniyyesinden almış, Hak dinin güzel ahlâk, Peygamberinin (as) edep temelleri üzerinde yükselmiş, ilim ve irfan, güzel ahlâk ve edep medeniyeti, bırakın beşerin akıl, kalp, ruh, vicdan ve sair letâifine işlemeyi mezar taşlarına ve kitabelerine bile sinmiş, işlenmiş olsun. Yani taşların lisanıyla bile hakkın, hakikatin ve hikmetin dile gelmiş, tecessüm etmiş olduğu bir medeniyet: İslâm Medeniyeti. İki ciltlik Tarihi Hakikatler kitabında tarihçi İsmail Hami Danişmend’in vesikalarla anlattığı tarihî vahşet ve barbarlık vakalarıyla lebalep dolu olduğu halde medenî olmakla övünen Batı bile, hakiki manası ile medeniliği İslâm’dan öğrenmiştir. Mesela, Endülüs bunun en bariz ve canlı şahididir.

Kitabeler bizi maddi-manevi temizlik meselesinden nereye getirdi. Temizlik deyince de aklımıza belki ilk önce ve sadece beden temizliği geliyor. Oysa aslolan, bedenle birlikte belki ondan çok daha önce ve önemli olanı, dil yani gönül ve kalp, duygu ve düşünce, söz ve söylem temizliği; peşinden bu temizlikle uyumlu el ve eylem, yani beden temizliği gelmelidir. Bu sebeple mesela, ecdadımız hem kalp hem beden temizliği için pek çok yerde mescitlerin yanında hamamlar da inşa etmişler. Başlıktaki iki kitabe de işte bu gerçek temizliğe işaretle ikaz edip, hakiki temizliğe davet ediyorlar.

Belki helal lokmalardan mürekkep bir yemekten sonra elini ve ağzını güzelce yıkayıp temizleyen bu zamandaki nev-i beşer; ya haram, yalan, aldatma, talan, gıybet ve iftira ile kirlenen uzuvlarını….

Son söz: Kitabelerin hakikati ilan eden sözlerinden mülhem biz de “önce dil, sonra el temizliği” diyoruz. Dilden kastımız da sadece ağzımızdaki et parçası değil; ehl-i kalp, ehli- hak ve ehl-i hakikatin kullandığı manasıyla gönül ve kalbin temizliğidir.

**

Yorum Yap
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.