Dimitri’nin Rüyası

Raşit Duran

Kıymettar okuyucular, haklı olarak, “Şimdi Dimitri’nin rüyası da nereden çıktı?” diyeceklerdir. Değerli bir dostumun whatsapp’tan bana gönderdiği mesajla paylaştığı merhum Topçu’nun mektubunun günümüzle alakadar olması vesilesiyle… Hikmet; hak ve hakikati arama çabası ise -ki, öyledir-, biz de bu yolda yararlı gördüğümüz hikemî şeyleri alıp kullanabiliriz. Çünkü hikmet, bizim yitiğimizdir. Zaten bizler de “yitiklerimizin mağduru” olmakla bugün, maddi-manevi sorunlarla boğuşmak zorunda kalıyoruz. Sorun dediğimiz şey dünkü ihmal ve kusurlarımız, suistimal ve istismarlarımızın neticesi değil mi? Hariçtekileri suçlamaktan önce dönüp kendi ahvalimizi ve nefislerimizi gözden geçirmek hem ferdî hem içtimaî / toplumsal anlamda ciddi bir check-up yani nefs muhasebesi, sorgulaması yapmak zorundayız. Bunun vakti geleli çok bile oldu.

Yazının başlığı, merhum Nurettin Topçu’nun hem öğrencisi hem dostu olup; onun için “inanmış bir hakikat talibi” diyen M. Orhan Okay'a yazdığı mektupta anlattığı bir rüyadan alınmadır. O rüya ise şudur:

Dimitri, babasını öldürmekle suçlanıp tutuklanmasından hemen önceki süreçte veya mahkeme / sorgu günlerinde bozkırda bir araba yolculuğu rüyası görür. Rüyasında, yanmış ve yıkılmış, sefalet içindeki bir köyden geçmektedirler. Yol kenarındaki yoksul köylü kadınların arasında, kollarında çıplak, soğuktan ve açlıktan ağlayan küçük bir bebek tutan solgun yüzlü bir anne vardır. Dimitri rüyasında arabacıya sürekli, "Bebek neden ağlıyor? Çıplak kolları neden sarmalanmamış? İnsanlar neden fakir?" diye sorar. Arabacı ise bu acıyı ve sefaleti çok olağan karşılayarak "Çünkü onlar fakir, yangından çıktılar" diye yanıtlar. Dimitri içindeki büyük bir sızıyla, dünyadaki bu masum acıyı ve yoksulluğu hazmedemez, ruhen sarsılır.” (M. Orhan Okay, Anadolu'dan Hatıralarla Nurettin Topçu'nun Mektupları) Bu ruhî sarsıntı sonrasında Dimitri iyi bir insan yolunda gayret sarf eder.

Nurettin Topçu da Müslümanları insaniyet adına ahlâken ve vicdanen dönüştürecek, “iyi bir Müslüman” olmasını temin edecek böylesi bir rüya görmelerini arzu etmiş ki, bu rüyayı nazara vermiş. Zira içinde yaşadığı toplumun o zamanki ahvali, bugünkü gibi inancı ile çelişki halindedir. Özetle, söylem ve eylem zıtlığı… Izdırabı bundandır. Tıpkı iki muzdarip, Âkif ve Bediüzzaman Hz. gibi. Demek, “hataların tekerrürü tarihin tekerrürünü” netice vermektedir. Sözün burasında, buraya yakışan, Balkanların Bilgesinin hakikati ifade eden şu sözünü bir kez daha hatırlamakta fayda vardır. “İyi insan olmadan iyi Müslüman olamayız.” (Aliya İzzetbegoviç)

Muzdarip olduğumuz mesele herkesin malûmu. Malûmu ilâma gerek yok. Hiç değilse, Dimitri’nin rüyadan sonra insanlık adına, insanî, vicdanî, ahlakî sorumluluk duygusu ile olumlu yönde dönüşmesi gibi, biz de “İslamiyet insaniyet-i kübrâdır” hakikatini fiilen gösterme konusunda manen mesul olduğumuzu bilmeliyiz. Dimitri gibi bir insan bile gördüğü rüya ile “iyi insan” olma yolunda müspet manada manen bir değişim yaşamışken, onlarca sarsıcı hadise karşısında bizler?..

Son söz: “Kimin için Allah varsa, yani Allah’ı bilse, her şey mevcuttur; kim Allah’ı bilmezse, ona her şey mâdumdur (yoktur).” (Kastamonu Lahikası) Kaderin bir cilvesi olarak Hz. Üstad ile Denizli’de buluşup konuşan, ondan ders ve dua alan merhum Topçu da bir dostunun vefatını haber verdiği başka bir mektubunu şu cümleler ile bitirir: “Şu vefasız hayatta ye’sin, derdin, cefanın da manası yok. Hem Allah’tan başkasının gerçek var olmadığı bu alemde neye küsüp neye yanalım.”

**

Yorum Yap
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.