“Dil beyt-i Hüdâ’dır…”

Raşit Duran

“Dil beyt-i Hüdâ’dır anı pâk eyle sivâdan
Kasrına nüzul eyler o Sultan gecelerde.”

(Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz.)

Hak Dostu’nun hakikat ve hikmeti terennüm ettiği başlıktaki tasavvufî sözde “dil”, gönül demek ise de dilin yani gönlün, asıl dil / lisan ile olan yakın ilişkisini de bir başka açıdan nazarımıza veriyor. Levent Bilgi Hoca’nın 15 Eylül’de yapıp, bizimle paylaştığı, Mehmet Kaplan Hoca (ona da selam olsun) ile dilimize dair tatlı, güzel ve yararlı sohbetin zihnimde yaptığı çağrışımla bu yazıyı kaleme aldım. Dil, lisan, beyan… her ne dersek diyelim; değişik söyleniş biçimleriyle lehçe, şive, ağız, ağıt; erende deyiş, erkanda nefes, ozanda türkü, tezenede hoyrat… farklı da olsa dilin, insana verilen, insana yakışan en muhteşem İlâhî bir ikram ve bir ihsan olduğuna inanıyorum. Bir şeyin kıymeti, o şeyin yokluğunda bilinirmiş. Bir an için, hiç konuşamadığımızı tahayyül veya tasavvur edelim. Mesela, biz bunu yaşadık. Rahmetli annem, vefatından evvel yedi yıl kısmî felçli olarak yattığında, bu yedi sene içinde konuşma kabiliyetini de yitirmiş, hiç konuşamamıştı. İşte o vakit, bir insanın konuşamamasının ne olduğunu anlayabildik. Herhalde ülfet ve ünsiyet denen şey, insana muvakkat / geçici bir gaflet ve sarhoşluk hali verdiğinden olsa gerek, dilin kıymeti ve önemi, “ağzımız konuştuğu sürece” çok da bilinmiyor.

Evet;

Mesela dil, Peygamber’de (a.s) cisimleşmiş hak, hakikat ve hikmete,
Mesela dil, Hz. Mevlâna’da (k.s) aşk, Mevlevî’de neye,
Mesela dil, Yunus’ta sevgiye,
Mesela dil, Bediüzzaman’da imana,
Mesela dil, M. Âkif’te edebî sanata,
Mesela dil, Fuzûli’de kasideye, şiire,
Mesela dil, Dîvanlarda gazele… dönüşür. Hakeza örnekleri çoğaltabiliriz. Demek dilin, sadece “ağzı olanın konuştuğu” bir şey olmadığını anlıyoruz. Bundan çok öte derin manaları olan insanî bir ameliye / iş, fiildir.

Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguyu paylaşanlar anlaşır.”

Hz. Mevlâna’nın (ks) bu sözü de bizi, yine serlevhadaki hakikati ifade eden yere götürüyor, yani dil-gönül birlikteliğine, uyumuna... Bediüzzaman Hz.nin enfes tabiriyle, “imtizaçkârâne ittihad”a. Fert için böyle olan toplum için de öyledir. Duygu, düşünce, hissiyat, “gönlümden geçti” dediğimiz her ne varsa bunları, gönlümüzün ve kalbimizin tercümanı olan dilimizle ifade ederiz. Barışa vesile “tatlı”, kavgaya sebep olan da “tutamadığımız” dilimizdir. Bizim Yunus’un “Söze ola…” diye başlayan şiirinde ifade ettiği gibi. Yunus’un burada “söz ola”dan kastettiği mana, dilin kullanılış biçimi yani üslûp olsa gerektir. “Üslûbu beyan aynıyla insan” gerçeğinin Yunusça terennümü…

Doğu’yu da Batı’yı da çok iyi tanıyan ve tahlil eden rahmetli münevver ve mütefekkirimiz Cemil Meriç (1916-1987), “Her mukaddesi yıkan Fransız İhtilali, tek mukaddese saygı göstermiş: kâmusa (sözlüğe) der (Bu Ülke). Hatta, “Kâmus”u namusla eşdeğer tutar. Yani dili… Malum, insan topluluklarını millet yapan unsurun biri din ise, diğeri dildir. Fakat maalesef bizde, bir dönem dil devrimi adı altında, “Öztürkçecilik” cereyanıyla, güya dilimizi yabancı (!) kelimelerden temizlemek maksadıyla gayrı tabii bir yol denenmiş, tutmayınca da bundan vazgeçilmiştir.

Sekiz milyara yakın nüfusuyla dünyamızda, “kaç çeşit dil vardır?” sorusuyla internette yaptığım araştırmada, ilk beşte İngilizce, Mandarin (Çince), Hintçe, İspanyolca ve Arapça en çok insan tarafından konuşulan dillerin başında gelmektedir. “Ethnologue'a göre dünyada 7.000'i aşkın yaşayan dili kapsayan 142 farklı dil ailesi bulunmaktadır.” (Etnolog.com)

Allah’ın (cc) bunca dili yaratmasındaki hikmet ne ola ki?.. Derilerimizin rengi gibi dillerimizin çeşitliliği de insanı düşünmeye, eskilerin ifadesiyle tefekküre davet etmiyor mu, ne dersiniz?

Son söz Nebevî beyanla hüsn-ü hâtime olsun: “Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların (bazı rivayetlerde ‘bütün insanların’) emin olduğu kişidir.” (Hadis)

Eli de dili de temiz, emin, güvenilir insanlar topluluğu olabilmek… Ütopya mı? Hayır. Örnek de var, kaynak da…

**

İlk yorum yazan siz olun
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.