Beylik Söz: “Hepimiz Aynı Gemideyiz!” ve Bir Gemi Faciası

Raşit Duran

Bu yazı, geç kalmış olmakla beraber, Girne’deki 14 insanın ölümüne sebep olan müessif gemi kazasının zihnime tahattur ettirdiği şeyler üzerine kaleme alınmıştır. Evvela, “Beylik söz” nedir ona bakalım: TDK Sözlük anlamı: “Herkesin kullandığı, etkisi kalmamış söz.” Demek, haddinden fazla tekrar edildiğinden gücünü, etkisini ve anlamını yitirmiş, sıradanlaşmış, basmakalıp -belki lâf olsun diye söylenen- sözler. Tabiri caizse “silik” sözler.

Ne vakit farklı düşünsek, farklı konuşsak ve farklı yaklaşım sergilesek savunma mekanizması hep aynı: “Ama aynı gemideyiz!” Söz doğru fakat eksik. Evet, gemimiz aynı ama biz “aynı” değiliz; farklıyız. Aynı gemide bulunmak farklı olmamıza mâni değildir. Aynı düşünmek, aynı konuşmak, aynı yaklaşımda bulunmak, aynı tutumu sergilemek zorunda değiliz. “Farklılık zenginlik” değil miydi? Fıtratın farklılık ve çeşitliliğini, Kur’an’ın ifadesiyle, teârüf (Hucurat, 49) tanışma ve teavün / yardımlaşma vesilesi yapmak varken, tenâkür / birbirini inkâr etme ve tehâsum / karşılıklı düşmanlık vasıtası yapmak, ehl-i hak ve hakikatin kabul edeceği bir şey değildir.

Dillere pelesenk olmuş hatta bir motto haline getirilmiş: “Hepimiz aynı gemideyiz!” Elbette bu gemi mecazî bir gemidir ve lakin bunu söyleyenlerin kastettiği gemi ile -şahsen- benim algıladığım, anladığım yahut anlamlandırdığım geminin aynı olduğundan emin değilim. Zira şov asrındaki şovmenlerin söylemleriyle eylemleri arasında, Cûdi Dağı kadar fark var!

Mesela ben bu motto söylemden, hiç değilse, Sefine-i Nuh misali, dünyevî ve uhrevî manada bizleri sahil-i selamete ulaştıracak Risale-i Nur gibi bir gemi tahayyül ve tasavvur ediyorum. Acaba söyleyenlerin kastettiği onun gibi bir şey mi? Yoksa…

Evet, sema bir deniz, yerküre bir gemi; bizler de fıtrî farklılıklarımızla beraber aynı sefine-i arzda, yani yeryüzü gemisindeyiz. Kimimiz kaptan, kimimiz çarkçı, kimimiz kamarot, kimimiz tayfa, kimimiz yolcu... Her birimizin görevi ayrı sorumluluğu ayrı. Görevini ihmal eden ya da kusur işleyen, geminin batmasına yahut karaya oturmasına sebebiyet verir. “Sebep olan yapan gibidir.”

Ulusal basında çıkan, 14 kişinin vefat ettiği bir gemi kazası haberi: “Girne’de 12 (7.9.2026’da 14) kişinin öldüğü 16 kişinin kaybolduğu faciada Filo Jet adlı yolcu gemisiyle ilgili soruşturma devam ederken, kazada kullanılan kaptanlık belgesi de tartışma konusu oldu. Kazaya ilişkin incelemelerde kaptan Mustafa Öz’ün yeterlilik belgesini (haberdeki satır arasında para karşılığı) Honduras’tan aldığı ve belgenin 2029 yılına kadar geçerli olduğu belirlendi.” (6 Eylül 2026, Basın)

Mükerrer olabilir ama, “et-tekrar-ü ahsen” sırrınca, sözün tam burasında, yıllar evvel okuduğum, hafızamda kalmış bir denizci fıkrası anlatayım:

Denizcilik okulundan yeni mezun genç, stajını yapmak üzere, ömrü denizlerde geçmiş, tecrübeli, güngörmüş, usta bir kaptanın yanına gönderilir. Kaptan ve öğrenci tanışma faslından sonra Kaptan gence:

  • Evlat! Falan yere gideceğiz, rotayı bir çiz bakalım, der.

Stajyer genç cetvel, letki, gönye, pergel… her ne lazımsa malzemeyi alarak odasına çekilir. Bir saatlik bir çalışmanın sonunda çizdiği rotayı usta kaptana uzatır. Üzerinde rota çizili kâğıdı eline alan kaptan evrakı aşağı-yukarı evirir-çevirir, bir çizilen rotaya bir de karşısında ayakta duran gencin yüzüne bakar:

  • Evlat! Senin çizdiğin rotaya göre biz, şu anda Karacaahmet Mezarlığındayız!

Evet, ehliyet ve liyakat sahibi kaptan, doğru rota, sağlam gemi … Gerek haberler gerekse geçmişten nakledilen kıssalar, hisse, ders ve ibret almamız içindir. Aynı gemide yolculuk yapıyorsak, rotayı çizenler eğer ehliyet sahibi değilse, makam ve unvanları Kaptanlık olsa da acı akıbet mukadderdir: Deryaya gark olmak yani batmak.

Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
Tarihi “tekerrür” diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi
?”

(M. Akif Ersoy, Kıssadan Hisse)

İnsanlık tarihi binlerce yıllık… Alınacak binlerce derslerle, hisselerle dolu. Ne var ki, mesela Âkif, insanlığın hisse almadığını, hataları tekrarlamakla tarihin tekerrür ettiğini sitemkâr bir dille ifade etmektedir. O vakit, bir Osmanlının dediği, “Tarih değil, hatalar tekerrür eder” sözü, hak ve hakikat olmuş oluyor.

Evet, ya bu beylik söz sahiplerinin kastettiği gemi, Girne’deki gibi feci bir kaza yaparsa…

Son söz olarak; Yeni eğitim-öğretim döneminin tüm eğitim camiası ve öğrenciler için başarılı geçmesini ve hayırlara vesile olmasını dilerim.

**

İlk yorum yazan siz olun
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.