Müslüman Dünyası Neden Birleşemiyor?

Nadire Batu

“Müslümanlar neden birleşemiyor?” sorusu, günümüzde İslam dünyasının en can alıcı ve üzerinde en çok düşünülmesi gereken meselelerinden biridir. Bu birlikteliğin sağlanamamasının en önemli sebeplerinden biri, Müslümanların Kur’an ve Sünnet’ten uzaklaşarak ahiret bilincini bir tarafa bırakıp dünyaya sarılmasıdır. Bu uzaklaşma sebebiyle ilim ve bilimden de koptular, gerilediler; bunun sonucunda cehalet ve gaflet yaygınlaştı, dünyevileştiler. Ardından Batı’ya özenip onu örnek aldılar ve onu ulaşılmaz gördüler. Böylece Batı’dan gelen her şeyi almaya müsait hâle geldiler; gaflete düşüp uyudukları için de gafil avlandılar.

Neymiş, Batı çok kibar ve medeniymiş; birbirlerinin malına göz dikmez, birbirlerini aldatmazmış(!) Oysa bu, büyük bir yanılsamadan ibarettir. İman şairimiz Mehmet Âkif Ersoy, Batı’nın sömürgeci ve zalim yüzünü kastederek ne güzel söyler: “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar!” Batı, kendi içinde medeni bir düzen kurmuş görünse de dışarıya karşı aynı anlayışı göstermemekte; kendi çıkarlarını önceleyen bencil ve sömürgeci bir tutum sergilemektedir.

Özellikle Müslüman coğrafyasında insan kanı ve gözyaşı pahasına yürüttüğü politikalar bunun açık göstergesidir. Sömürgeci zihniyet, gittiği yerlerde kaynakları sömürmekte, fitne ve fesat çıkarmakta ve kendi çıkarlarının peşinde koşmaktadır. Bu küresel sömürü düzeninin başlıca aktörleri arasında İngiltere ve Amerika gibi büyük güçler bulunmaktadır. Orta Doğu’da ise bu politikaların en saldırgan uygulayıcılarından biri İsrail’dir.

Küresel güçlerin, istedikleri liderleri iş başına getirerek bazı Müslüman ülkeleri kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirdiği ve sömürdüğü görülmektedir. Bir yerde zulüm sona ermeden başka bir yerde başlamaktadır. Bunun sonucunda dünyanın birçok yerinde mazlumların gözyaşlarına şahit oluyoruz. Ayrıca Müslümanlar uyanmasın diye aralarına ayrılık tohumları ekilmekte, terör örgütleri maşa olarak kullanılarak birbirlerine düşürülmekte ve birlikleri bozulmaktadır.

Bunun yanında Müslümanlar da Batı’yı taklit ederek onun kültürel ve ahlaki anlayışını benimsemeye başlamış, zamanla mâlâyânîyi, kötülüğü ve ahlaki yozlaşmayı hayatlarına taşımışlardır. Hayâ ve edep ölçülerini zayıflatan yaşam tarzlarının yaygınlaşmasıyla insanlar hazza ve nefsin arzularına yönelmiş, mânevî değerlerinden uzaklaşmışlardır. Özellikle sosyal medya ve dijital mecralar üzerinden yayılan kültürel ve ahlaki anlayışlar, düşünce dünyalarını da etkilemektedir.

Aslında Batı mânevî ve ahlaki açıdan çökmüş durumdadır. Hatta bu çöküşü önlemek için çeşitli çözüm yolları aramakta, fakat aradığı şifayı bulamamaktadır. Çünkü aradığı şifanın Kur’an ve Sünnet’te olduğunu bilmiyor. Öyleyse biz neden hâlâ Batı’yı ölçü alıyor, “Batı şöyle, Batı böyle” diyerek onu kendimize örnek görüyoruz?

Öte yandan günümüzdeki cemaat ve grupların topluma sağladığı mânevî katkıyı çok değerli buluyoruz. Ancak İslam’ın güzelliklerini ve hakikatini daha geniş kitlelere ulaştırmak için gayret etmeli, yapılan hizmetleri yeterli görmemeliyiz. Cemaatler ve gruplar bile daha kendi aralarında bir araya gelememişken, “Neden Arap ülkeleri bir araya gelmiyor, neden Müslümanlar bir araya gelmiyor?” diye soruyoruz. Hâlbuki birlik ve beraberlik önce kendi çevremizden başlamalıdır. Öncelikle Müslümanlar olarak aramızdaki farklılıkları ve anlaşmazlıkları aşmalıyız.

Halbuki Müslümanlar arasında mezhep, fikir ve düşünce farklılıkları olabilir. Ancak bu farklılıklar ayrılık ve düşmanlık sebebi olmamalı; ortak değerlerimiz ve hedeflerimiz etrafında birlik olmamıza engel teşkil etmemelidir. Hiçbir farklılık, kardeşliğimizin ve birliğimizin önüne geçmemelidir. Nitekim Avrupa ülkeleri de aralarındaki farklılıklara rağmen bir araya gelerek birlik oluşturabiliyorlar. Hatta Osmanlı da geçmişte farklılıklarına rağmen birlik oluşturmayı başardı. Öyleyse biz Müslümanlar neden bir araya gelemeyelim?

Neticede bütün bunlar, Müslümanların kendi sorumluluklarını ortadan kaldırmaz. Dışarıdan gelen müdahaleler ve saldırılar kadar, içerideki gaflet, cehalet, ayrılık ve dünyevileşme de bugün yaşadığımız problemlerin sebeplerindendir. Müslümanlar kendi zaaflarını görüp düzeltmedikçe, dışarıdan gelen tehditlere karşı güçlü bir şekilde durmaları da mümkün değildir.

Ancak dinimizde ümitsizliğe yer yoktur. Filistin’de yaşananlardan sonra dünyanın birçok yerinde bir uyanış, bilinçlenme ve farkındalık oluştu; insanlar gafletten sıyrılmaya başladı. Artık dünya bu zulmü daha açık bir şekilde görebiliyor. Hakikaten çile insanı dönüştürür. Nitekim Rabbimiz, bazen kâfirlerin eliyle bile ümmeti uyandırabilir. Dökülen gözyaşları da boşuna değildir; tıpkı yağmurun toprağı sulayıp yeşertmesi gibi, bu gözyaşları da yürekleri sulayıp bahara hazırlıyor. İslâm dünyasının bunca problemine rağmen, yaşananların bir bahara hazırlık olduğunu düşünüyorum.

“Evet, ümitvar olunuz. Şu istikbal inkılâbı içinde, en yüksek gür sadâ İslâm’ın sadâsı olacaktır!”

İlk yorum yazan siz olun
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.