Kavramların Ölçüsü: Hayatımızı Kim tanımlıyor?

Nadire Batu

"Ben Allah’ın Kuluyum"

Dünyada tek tip bir kültür anlayışı giderek yaygınlaşıyor. İnsanlara yalnızca yaşam biçimleri değil, kavramların anlamı ve insanın kendisini nasıl tanımlaması gerektiği de sunuluyor. Batı merkezli bu anlayışın temelinde vahiy değil, insan aklı ve seküler dünya görüşü vardır. İslâm’ın ölçüsü farklı olduğu için huzur, özgürlük, güç, başarı, gelişim, aile, kadınlık, erkeklik ve insanın kimliğine dair anlayışımız da farklıdır. Ne yazık ki günümüzde bazı insanlar, modern dünyanın çizdiği profile uymak için entelektüel görünmeye özenirler. Oysa insanı yücelten, başkalarının ölçülerine uymak değil, Allah’ın rızasını gözeterek hakikatin peşinde olmaktır. Asıl aydın olmak ve gerçek entelektüellik de budur.

İslâm’a göre insan, ne kadar güçlü, başarılı veya imkân sahibi olursa olsun Allah’ın kuludur. Güç ve imkân insana sorumluluk yükler, onu sınırsız bir varlık hâline getirmez. Bugün kişisel gelişim adı altında “Her şeyi yapabilirsin”, “İstersen her şey mümkündür”, “Sınırlarını aşmalısın” gibi ifadeler sıkça kullanılıyor. Elbette insan gayret etmeli, kendisini geliştirmeli ve kabiliyetlerini değerlendirmelidir. Fakat insanın her şeyi başarabileceğini düşünmek, yaratılıştan gelen sınırlarını görmezden gelmektir. İnsan yorulur, hastalanır, yanılır, kaybeder, düşer ve her istediğine ulaşamaz. Ancak mümin, imanından aldığı güçle yeniden ayağa kalkmayı ve yoluna devam etmeyi bilir. Çünkü müminin gerçek gücü, Allah’a dayanıp O’na güvenmesinden gelir.

İslâm, insana hem gayret etmeyi hem de kul olduğunu unutmamayı öğretir. İnsan elinden geleni yapar; başardığında şımarmaz, başarısız olduğunda kendisini değersiz görmez. Çünkü güç de imkân da Allah’ın lütfudur. Gerçek güç, insanın kendi acziyetini ve sınırlarını kabul etmesi, nefsinin her arzusunun peşinden gitmemesi ve iradesini Allah’ın rızası doğrultusunda kullanmasıdır.

Bu ölçü, kadın ve erkek hakkındaki anlayışımız için de geçerlidir. Günümüzde kadın ve erkeğin fıtrî farklılıklarını önemsizleştiren anlayışlar yaygınlaşmaktadır. Oysa kadının güçlendirilmesi, erkeğin zayıflatılmasını gerektirmez. İslâm, kadın ve erkeği kendi fıtratları ve sorumlulukları içinde değerlendirir. Güçlü olmak, fıtrî özellikleri reddetmek veya merhamet ve şefkati zayıflık saymak değildir. Kadın ve erkek birbirinin rakibi değil; farklı özellikleriyle, karşılıklı hak ve sorumluluklarını gözeterek hayatı birlikte imar eden Allah’ın kullarıdır.

Kadının değeri yalnızca ekonomik bağımsızlığıyla ölçülemez. Evinde çocuk yetiştirip ailesine emek veren bir kadının eğitimi boşa gitmiş değildir; verdiği emek de küçümsenemez. Çalışan bir kadın da sırf çalıştığı için Allah katında daha değerli veya daha değersiz hâle gelmez. Müslüman kadının değerini belirleyen; Allah’a kulluğu, imanı, ahlâkı, sorumlulukları ve yaptığı hayırlardır. Önemli olan, hayat tercihlerinin Allah’ın rızası ve İslâm’ın ölçüleri doğrultusunda yapılmasıdır.

Aile ve evlilik anlayışımız da kültürel dayatmalardan bağımsız değildir. Günümüzde popüler kişisel gelişim akımlarının insanı yalnızlaştıran ve bencilleştiren anlayışı, sosyal medya aracılığıyla hızla yayılmaktadır. “Değer görmediğin yerde durma” sözü de bunun örneklerinden biridir. Elbette insan, sürekli değersizleştirildiği veya zulme uğradığı bir durumu kabullenmek zorunda değildir. Ancak bu söz, evlilikte yaşanan her sorunda vazgeçmek anlamına gelmemelidir. Evlilik, eşlerin birbirini anlamalarını, kazanmalarını ve birlikte kurdukları hayata emek vermelerini gerektirir.

Gençlere bağımsızlık, özgürlük ve bireysellik adı altında aileden kopmayı hayatın zorunlu bir aşaması gibi sunan anlayışlar da sorgulanmalıdır. Bir gencin belirli bir yaşa geldiğinde mutlaka ailesinden ayrılması gerektiği düşüncesi, her birey ve toplum için geçerli bir kural değildir. Aile ve topluluk bağlarından koparak daha bireysel yaşamaya yönelmek; ayrı ev, yeni eşyalar ve sürekli artan ihtiyaçlar üzerinden tüketimi artırır. Bu da kapitalist sistemin işine yarar.

Müslüman, kendini tanımayı yalnızca yeteneklerini keşfetmekle sınırlamamalı; haddini, sorumluluğunu, acziyetini ve kulluğunu da bilmelidir. Özgüvenini Allah’tan bağımsız bir benlik üzerine değil, kulluk bilincinin verdiği izzet üzerine kurmalıdır. Kendi değerini bilmeli; bunu para, makam, güzellik veya insanların beğenisinde aramamalıdır. İnsan, Allah’ın kulu olduğunu bilmenin verdiği izzetle yürümeli; kendisini küçümsememeli, fakat kendisini ilahlaştırmamalıdır. Gerçek özgüven, Allah’ın kulu olduğunu bilerek sağlam bir şahsiyet kazanmaktır.

Unutmayalım ki en güzel kişisel gelişim, İslâm’ı öğrenmek ve yaşamaktır. Allah’ı tanımayı merkeze almak, öğrendiğimiz hakikatleri ihlas ve samimiyetle hayatımıza taşımak, nefsimizi terbiye etmek, ahlâkımızı güzelleştirmek ve kulluğumuzu daha güzel hâle getirmek gerçek anlamda bir gelişimdir. Çünkü Allah, insanın neye muhtaç olduğunu, hangi özelliklerle yaratıldığını ve nasıl bir hayat sürmesi gerektiğini en iyi bilendir. Yaratan kulunu bilmez mi?

İnsan aklı ne kadar düşünür, araştırır ve öğrenirse öğrensin, yaratılışının bütün hikmetlerini tek başına kavrayamaz. Hakikatin bütününü bilen ve insana ne için yaratıldığını bildiren Allah’tır. Bu sebeple insan, vahiyden bağımsız olarak insanı, hayatı ve varoluşu bütünüyle anlayamaz. Merhameti de yalnızca modern dünyanın tanımladığı şekliyle ele alamayız. Huzur yalnızca rahat yaşamak, mutluluk yalnızca istediğimiz her şeye sahip olmak, özgürlük her arzu ettiğimizi yapabilmek ve güç başkalarına hükmetmek değildir. Tevazu da kendini değersiz görmek değildir. İslâm’ın bütün bu kavramlar için belirlediği bir ölçü vardır.

Bazen bize,“Siz de her şeyi dine bağlıyorsunuz” deniliyor. Evet, hayatı dinimizden bağımsız düşünmüyoruz. Çünkü dünya da içindekiler de Allah’ındır. Mesele, hayatın bir bölümünü dine ayırmak değil, hayatın tamamını Allah’ın rızası doğrultusunda yaşamaktır.

Müslüman, dünyada dolaşıma giren kavramları ne körü körüne reddetmeli ne de olduğu gibi benimsemelidir. Onları Kur’an ve Sünnet’in ölçüsünde değerlendirmeli; doğru olanı almalı, yanlış olanı reddetmeli, eksik olanı da vahyin ölçüsüyle tamamlamalıdır. Mümin, kendisine sunulan bütün kavramların ötesinde önce şu hakikati bilmelidir: “Ben Allah’ın kuluyum.” Bu hakikati merkeze aldığımızda insanı, kadını, erkeği, aileyi, özgürlüğü, mutluluğu, huzuru, başarıyı ve kişisel gelişimi doğru yere koyabiliriz. Çünkü bütün ölçülerin temelinde insanın Allah’ın kulu olduğunu bilmesi vardır.

İlk yorum yazan siz olun
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.