Coğrafya İmanı Garanti Eder mi?

Nadire Batu

Dışarıdan baktığımızda, İslam coğrafyasındaki insanların ahiretleri garantiymiş gibi, gayrimüslim diyarlardakilere ise “Hâlleri ne olacak?” endişesiyle yaklaşıyoruz. Hâlbuki bu düşünce şekli büyük bir yanılgıdır; çünkü hepimiz tek tek imtihandayız.

Bir kimsenin camiye yakın oturması, dedesinin hacı yahut halasının hafız olması, onun kurtuluşunun teminatı olamaz. Elbette bunlar, şükrü eda edilmek kaydıyla birer manevi imkândır. Ancak insan bu lütufların kadrini bilmezse, sahip olduğu tüm güzellikleri yitirebilir; başta iman ve İslam olmak üzere elindeki bütün ulvi değerler kendisinden geri alınabilir.

Nitekim camiye yakın bulunmanın hakiki gereği; namazları cemaatle kılmaya gayret göstermek, oradaki ilmî sohbetlere iştirak etmektir. Ayrıca bu dünya hayatının bir imtihan meydanı olduğunu sık sık hatırlamak yahut hatırlatan gönüllere kulak vermektir.

Bu sorumlulukları yerine getirmeyen bir insan, günün birinde şu dehşetli uçuruma sürüklenebilir: Camiden ve ezan sesinden rahatsız olup onlardan uzaklaşmak isteyebilir. Caminin yanı başında büyüyen ya da yaşayan kişi, bu yakınlığın değerini idrak edemezse manen çok uzağa savrulabilir. Mesela böyle biri, İslamiyet’i yaşamaya çalışan insanların şahsi kusurlarına takılarak, “Güya dindar ama şu hatası var” ya da “Güya hacı ama şu yanlışı yapıyor” diyerek adım adım camiden ve dinden soğuyabilir.

Bu sebeple, her zaman fiziki olarak camiye yakın olanların manen daha avantajlı olduğunu söyleyemeyiz. Bazen camiye fizikî olarak çok uzak olanlar, İslamiyet'in güzelliğini uzaktan ve derinden hissederek, insanların kusurlarına takılmadan dini çok daha saf ve berrak bir şekilde benimseyebilirler. Demek ki her yakınlık mutlak bir avantaj, her uzaklık da mutlak bir dezavantaj değildir. Hatta bazen aşırı yakınlık ülfete sebep olup dezavantaja dönüşebilir.

Asıl mesele, Allah'ın ihsan ettiği nimetlerin kıymetini bilmek veya bilmemek arasındaki o ince yol ayrımında saklıdır. Nimetin kıymetini bilen kul, ondan hakkıyla istifade ederek yönünü cennete çevirir; işte böyle bir kimsenin dünyası, daha yaşarken manevi bir cennete dönüşür. Ancak nimetlerin kadrini bilmeyen kişinin elinden o güzellikler yavaş yavaş, fark ettirilmeden geri alınır. İşin en acı tarafı ise kulun, bu nimetlerin elinden kayıp gittiğini kendisinin bile fark edememesidir.

Örneğin bir insanın evinde yıllardır Kur'an-ı Kerim bulunmasına rağmen kapağını açıp hiç okumuyorsa, hafızasında bulunan ayetleri bile zamanla unutabilir. Ya da vefat eden bir yakını için huşu içinde okumak istediğinde, evdeki o Kur'an-ı Kerim'i tozlu raflar arasında bulamaz hâle gelebilir.

Netice itibarıyla, henüz İslamiyet'le tanışmamış bir insan, hidayete erip onunla buluşabilir. İslamiyet'in tam merkezinde olan biri ise bu nuru koruyamayıp kaybedebilir ya da tam tersine imanını daha da kökleştirebilir. Anlaşılan o ki, kâinatta hiçbir şey sabit kalmadığı gibi, kalpteki iman da kendi hâline bırakıldığında sabit kalmaz.

Bu bağlamda mümin, nefsiyle olan mücadelesinde her zaman "İmtihan devam ediyor!" diye düşünmelidir. Zaten güzellik, imtihanın devam ettiğini hatırlamakta saklıdır. Çünkü bir insan, Müslüman olmasına ve namaz kılmasına rağmen "İmtihan devam ediyor!" demezse rehavete ve gaflete düşebilir.

Rehavete, cehalete ve gaflete düşen kişi ruhen ve kalben daralıp sıkılır. Ruhen ve kalben sıkıldığı hâlde, üzerindeki rehaveti ve gafleti atmaya çalışmazsa günahlara meyletmeye başlar. Elbette bu sıkılma onu rahat bırakmaz. Belki bu sıkıntıyı bastırmak için televizyondaki günah içerikli yayınlara yönelir ve böylece başka günahlara da sürüklenebilir. Günahlara devam eden kimse, zamanla onları çekinmeden işlemeye başlar; ardından işlediği günahları başkalarına da yaymaya başlar. Demek ki iman nimetinin elden alınması, gaflete düşmek ve günahlarda ısrar etmekle mümkün olabiliyor.

İlk yorum yazan siz olun
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.