Kendine bakar kul: Âcizdir, zayıftır, her an kırılmaya müsait, fâni bir varlıktır. Ardından etrafına göz gezdirir; herkes aynı çaresizlik içinde, aynı acziyet hâlindedir. İçine dönüp ruhunun en derin mahzenlerinden haykırır: "Her yönüyle mükemmel, kusursuz, güzelliğiyle aklı hayrette bırakacak, ruhu eritecek mutlak bir Zât yok mu bu âlemde?" İçini tarifsiz, muazzam bir hüzün kaplar. “Acaba var mı?” diye fısıldar kendi özüne, titreyerek… Sonra ansızın, adeta şimşekler çakar ve büyük bir sevinç dalgası kaplar içini. “Var! Evet, var!” diye haykırır. “Kimdir peki?” diye sorar iç sesine. İçindeki aşkın yakıcı hararetiyle, dağları taşları eritecek, gök kubbeyi titretecek bir nidâ yükselir dudaklarından: "Allah... ve sadece Allah!"
Kul, her bir zerresi yalnızca Senin sevginle dolup taşan ruhunda, koca bir evrenin ihtişamını hisseder. Bu öyle devasa bir aşk yangını ki; sevdikçe yanar da kanar Sana pervane olur! Öyle bir hâr ki nefsin dağlarını eritir; parladıkça karanlıkları delip feryadını arşa iletir! Ne olur dokunmayın bu dertli yüreğe... Bırakın, bir volkan gibi yansın aşkının ateşi; bırakın, bu kanayan can seli, ruhu kendinden geçirerek sonsuz hüsne, kâmil cemâle akıversin!
Evet, uzun zamandır içinde saklıyordu bu sırrı; bu mukaddes alev artık göğsüne sığmıyordu. Nihayet bu sırrı kâinata ilân eder. Çünkü kul, sahte bir âşık değildir. Onun bağrındaki hararet, maddeyi küle çevirir, mânâyı arşa yükseltir. "Sevmek ruhu diriltir." Evet, kul gönülden, canından ve bütün zerreleriyle sevmiştir. Bu, sıradan bir beşerî sevda değil; İlâhî bir aşk ilânıdır. Sevmiş kul Seni; seveni ol, İlâhî! Kalbin feryadını, serzenişini ve o derunî sızısını Senden başka kim anlayabilir, kim sarabilir?
İlâhî! Yeryüzünde ne yana bakılsa gözler Senin ihtişamınla kamaşır. Dünyada güzel bir insan görse, güzel ahlâklı bir ruha rastlasa, ruhu dinlendiren lâtif bir tecellini fark etse ve şu varlık âleminde ne kadar esrarengiz bir güzellik görse kulun kalbi bendini yıkmış bir çağlayan gibi doğruca Sana akar. İçinden çığlık çığlığa haykırır: "İlâhî! Bu gördüğümüz zarafetler, bu büyüleyici güzellikler ancak ve ancak Senin sonsuz cemâlinin ve kemâlinin birer anlık yansımasıdır. Onlar fânidir, o güzellikler sınırlıdır; fakat Sen, bütün bu muazzam güzelliklerin asıl sahibisin ve bunlara ebedî, hudutsuz, sonsuz bir şekilde sahipsin! Sen aşkın ucu bucağı olmayan engin ummanısın. Sen Sübhân’sın, Sen Sultan’sın. Sen şefkat ve rahmetin coşkun pınarısın. Sen ihsansın; Sen ebedî saadet, sonsuz huzursun. Sen hakiki Cânân'sın, Sen bu canın varlık sebebisin, canlardan öte Rabbimizsin, Sen her şeyimizsin. Sen mutlak Aşksın." Kul hayretler içinde “Allah Hû! Allah Hû! Allah Hû!..” diyerek ruhu vecde gelir.
Ey her yönüyle sonsuz, göz kamaştıran ve her zerrede mükemmel olan... Cemal! Sen ki sığmazsın hiçbir mekâna, sığmazsın hiçbir övgüye; lâkin, âciz gönüller Seni haykırmaya, Seni övmeye baştan aşağı muhtaçtır. Sen, tek bir tecellinle bütün cihanı aşk ateşiyle yakan; mukaddes sevdasıyla ölü ruhları gaflet uykusundan şimşek gibi uyandıran yüce Sultan! Sen aşkın en zarif hâli, hakiki aşkın en yüce zirvesisin. Zât’ını vasfetmeye diller lâl, yedi deniz mürekkep olsa kalemler kırık kalır; hiçbir kelime bu vahdet deryasını yazamaz.
Ey sevenlerin sevgilisi, yüce Aşk… Sen kalbin nuru, ruhun ebedî pınarı ve aklın hayretler içinde kaldığı o ulaşılamaz sırların ötesisin. Sen varlığın yegâne sahibi, kalplerde taht kuran tek Sultan ve uğruna bu canın fena bulup seve seve, koşa koşa feda edileceği tek İlâhsın!
İşte bu muazzam hakikati tefekkür ettikçe, kulun benliğini Sana kavuşmanın önü alınamaz, yakıcı iştiyakı kaplar. Vuslatının deli divane aşkıyla tutuşur gönül. Sana ulaştığı, Sende yok olduğu anı hayal ettikçe ruhu o ilâhî nurunla baştan aşağı aydınlanır; kalbi zincirlerini kırıp adeta arşa yükselir.
Ey Yüce Sübhan! Seni sevmek sadece gözyaşı dökmek, coşkuyla yanıp tutuşmak değildir. Seni sevmek nefsin arzularına karşı savaşmak, Senin rızan uğruna fedakârlık göstermek ve her imtihanda Sana sadık kalabilmektir. Çünkü aşk iddia değil, ispat ister. Dilin söylediğini hâl doğrulamalı, kalbin haykırdığını amel tasdik etmelidir.
Aman Yâ Rabbi! Şeytan ve nefis ittifak edip kulunu Senden ayırmak için pusu kurar; fırsatını bulunca da o ilâhî aşkla çarpan yüreğinin tam ortasından hançerler! Sensizliğin yakıcı hicranı ve ayrılık acısının kula neler çektirdiğini ancak Sen bilirsin, İlâhî... Kul, yegâne çareyi Sende bulur; bu azılı düşmanlardan Sana sığınır ve Senin o yüce rızanı, o benzersiz cemâlini kaybetme korkusuyla tir tir titrer! Cânân’ı arayan can, Cânân’a kurban olmak ister. Lütfet, o canı Senden ayırma! Sonsuz cemâlinin nurlu tecellisiyle kalbini aydınlat! Sensizliğin acısıyla yanan o kulunu rızâ makamına kabul eyle, Ya Rabbi! Âciz kulun, cemâlinin tecellileriyle mest olup, vuslatının coşkusuyla yalnız Senin için yaşasın. Sensizliğin karanlığından lütfunun aydınlığına sığınıyor, her anı Seninle dolu bir ömür niyaz ediyor.
Bir an hayale dalar, adeta bulutların üzerine uçar. “Senden razıyım, ey kulum!” hitabını duyar gibi olur. Secdeye kapanır, hıçkıra hıçkıra ağlar… O saadet gözyaşlarıyla çöller cennete döner; bahçeler yeşerir, rengârenk çiçekler açar, secdelerinden buram buram güller fışkırır.
Birden sarsılır; meğer hepsi ruhu okşayan latif bir hayalmiş... Vuslat hitabının ardından yeniden dünya gurbetine döner ve kalbini muazzam bir ayrılık sızısı kaplar. Olsun; bu hayali gönlünde yaşatmaya devam ederek, büyük bir hazla, coşkuyla ve mutlulukla yine ağlar. Bu gözyaşları sadece vuslatın neşesi değil, benlik kirinden ve varlık iddiasından arınmanın şahididir. Akıtılan her damla, kalbin aynasını silen bir nura dönüşür.
Kul sessizce gözyaşı dökerken, aslında onun şahsında hepimizin kalbi dile gelir ve feryat eder: "Yansın bu yürekler, Sevgili uğruna; kül olsun bu varlık, Sana kavuşma yolunda! Mademki Sen varsın ve madem ki aşk yalnızca Sana layıktır; o halde ey kalplerin tek Sultanı, bu canları hicranın karanlığında mahzun ve perişan eyleme! Hayalleri gerçeğe, ızdırabı rahmete, feryatları rızana dönüştür..."
İlâhî! Ağlamamızla, gül,memizle, yürümemizle, durmamızla, her nefeste ve her adımda “Razı mısın Allah’ım?” diyerek Sana doğru coşkuyla, yana yana yol almayı hepimize nasip eyle! Bizleri huzuruna kabul ettiğin makbul ve âşık kullarından eyle, Allah’ım. Âmin.