Rabbimiz şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun...” (Tahrîm, 66/6) Bu ilahî uyarı, evlatlarımızı yalnızca bu fânî dünyaya değil, ebedî hayat olan ahirete de hazırlama sorumluluğumuzu hatırlatıyor. Onlara hayatın gerçeklerini öğretmeli, hak ile bâtılı ayırt etmeyi, mazlumun yanında yer almayı ve zulme karşı duyarlı olmayı kazandırmalıyız. Çocuklarımız dünyadan habersiz, konfor alanlarına hapsedilmiş pasif nesiller olarak yetişmemelidir.
Bugün başta Gazze olmak üzere Doğu Türkistan’da ve dünyanın farklı bölgelerinde Müslümanların maruz kaldığı soykırımları, acıları ve zulümleri; Siyonist ideolojinin ne olduğunu da çocuklarımızın yaşlarına ve anlayış seviyelerine uygun şekilde anlatmalıyız! Özellikle İsrail, Amerika ve İngiltere’nin birer şeytan üçgeni oluşturarak baş düşmanlarımız olduğunu onlara aktarmalıyız! Onlara yalnızca mazluma üzülmeyi değil, zalimin zulmüne ortak olmamayı ve onun çarkına su taşımamayı da öğretmeliyiz. Çünkü bir çocuğa sadece “Nasıl başarılı olacaksın, nasıl kariyer yapacaksın?” sorularının cevabını vermek yetmez; “Ne uğruna yaşayacaksın, kimin rızasını gözeterek yaşayacaksın, zalim karşısında nerede duracaksın?” sorularının cevabını da vermeliyiz.
Evlatlarımızı ümmetin derdiyle dertlenen, insanlığın acısına duyarlı müminler olarak yetiştirmeliyiz. Bunun yolu da önce bizim Allah’ın rızasını gözeterek İslâm’ın ve insanlığın meselelerini dert edinmemizdir. Çünkü çocuklarımız bizi örnek alarak yetişirler. Gerçek iman, insanı hayattan koparan pasif bir duygu değil, hayatın sorumluluklarını üstlenmeye yönelten muazzam bir güçtür! İman ve güzel değerlerle kuşanmış insan, hayatın zorlukları karşısında hemen pes etmez. Sabır ve mücadeleyle direnç kazanır, problem çözme yeteneğini geliştirir. Zorluklar insanı olgunlaştırır, güçlendirir ve hayata hazırlar. Bir imtihan alanı olan bu dünyada, karşılaştığımız her güçlüğü sabır ve gayretle göğüslemeyi öğrenmeliyiz.
Evlatlarımızı "Ah canım, yazık, daha çok küçük" diyerek ne namazdan uzak tutmalı ne de hayatın dışında bırakmalıyız. Çocuğun küçük ruhunun da Allah’ı tanımaya, O’na secde etmeye ve kulluk etmeye ihtiyacı vardır. Çocuklarımızı ve gençlerimizi cesaretlendiren, onlara İslâm’ı sevdiren ve güzel örnekler sunan dinî hikâyeler ve kıssalar anlatmalı; Peygamber Efendimiz’in, diğer peygamberlerin ve sahabenin hayatlarını aktarmalı, küçük yaşlardan itibaren yaşıtlarının da bulunduğu, dinimizin anlatıldığı güzel ortamlara yönlendirmeliyiz.
Bu ortamlar onların hem güzel bir çevre edinmelerine hem de iman ve dinî bilinçlerinin gelişmesine katkı sağlar. Bütün bunları baskı, tehdit, zorbalık, sert çıkışlar ve kıyaslamayla değil; güzel örnek olup sevdirerek yapmalıyız. Aksi hâlde yaklaşımımız ters tepebilir. Kullukta kusursuzluk olmadığı gibi mükemmel ebeveynlik de yoktur. Doğruları bilsek bile bazen duygularımıza yenik düşerek hata yapabiliriz. İnsanız; eksiğiz, kusurluyuz. Hatalarla yoğrulmuş bir varlığız; hiç hata yapmasaydık melek olurduk. Oysa Allah’ın melekleri zaten vardır. Asıl önemli olan hata yapmamak değil; hatada ısrar etmeyip yanlıştan dönmek, yönümüzü yeniden Rabbimize çevirmek ve doğru olanı yapmak için gayret göstermektir.
Çocuk yetiştirmek, onu ne sorgusuz sualsiz itaate alıştırmak ne de başıboş bırakmaktır. İslâm’ın istediği terbiye, çocuğa sınırsız özgürlük tanımak veya körü körüne itaat ettirmek değil; Allah’ın rızasına uygun bir ölçü içinde iman, Allah sevgisi, kulluk ve sorumluluk bilinci kazandırmaktır. Her istediği yapılan, hiçbir ölçü ve kural tanımayan çocuk zamanla nefsinin arzularını ölçü almaya başlayabilir.
Bugün evlatlarımızı korumak elbette görevimizdir. Fakat onları hayatın her türlü zorluğundan uzak tutmak, gelecekte karşılaşacakları sorumluluklara hazırlamaz. Aksine, kendi ayakları üzerinde durmalarını zorlaştırabilir ve ileride aile hayatında sorumluluk almakta zorlanmalarına yol açabilir. Günümüzde bazı boşanmaların sebepleri arasında ilgisiz davranma, sorumluluk almaktan kaçınma ve hayatın yükünü birlikte taşıyamama gibi sorunlar yer almaktadır. Öyleyse çocuğumuzu hem hayata hem de ahirete hazırlamalıyız.
Öte yandan eğitim sistemimiz, ne yazık ki gençleri hayata ve iş dünyasına hazırlamakta yetersiz kalıyor. Onların merak etmelerine, denemeler yapmalarına ve kendi potansiyellerini keşfetmelerine yeterince alan tanımıyor. Her gencin üniversite okuması gerekmediği hâlde, yıllarca herkesi aynı diploma yoluna yönlendiriyoruz. Sonuçta pek çok genç, yirmili yaşlarına geldiğinde kendisini bir anda işsizliğin içinde buluyor; hayata atılmadan, yetişkinliğe hazırlıksız adım atıyor. Artık gençleri tek bir başarı kalıbına sokmaktan vazgeçmeliyiz. Yapmamız gereken, onların güçlü yönlerini görmek, onları anlamak ve her birini kendi yeteneklerine uygun alanlara yönlendirmektir.
Çocuğun sadece diploma sahibi olması asıl mesele değildir. Asıl mesele, onun Allah’ı bilen, kulluğunun farkında olan, sorumluluk sahibi, inancı için dertlenip gayret gösteren, kendisini geliştiren, ahlaklı, çalışkan, sabırlı ve insanlara faydalı bir mümin olarak yetişmesidir! Böyle bir genç, ailesine, toplumuna ve ümmetine karşı sorumluluk hisseden bir insan olur. Unutmayalım ki hayat imanla güzeldir; ömrümüzü imanla canlandırmalı, farzlarla süsleyip ziynetlendirmeli ve günahlardan kaçınarak muhafaza etmeliyiz.
Bugün pasif değil aktif, çok tüketen değil üreten; problem çözebilen, saygılı, özgüvenli, girişimci, alın terinin değerini bilen, Müslümanları ilgilendiren dünya meselelerine duyarlı ve fikir üretebilen cesur genç müminlere ihtiyacımız vardır! Gençlik bir kez gelir; dinamizmi, heyecanı ve üretim gücü aynı şekilde geri gelmez. Bu büyük nimeti Allah’ın rızasına uygun işlerle değerlendirmeli; zulme boyun eğmeyen, hakkın ve adaletin yanında dimdik duran, geleceğimizi emanet edeceğimiz şuurlu bir nesil yetiştirmeliyiz!
Rabbimiz, çocuklarımızı ve gençlerimizi Kendisine hakkıyla kulluk eden, şuurlu, çalışkan ve insanlığa faydalı güzel müminler olarak yetiştirmeyi bizlere nasip etsin. Gençliğimizi imanla, geleceğimizi şuurla mamur eylesin. Âmin.