Geçenlerde bir kulun eli küçük bir ateşle yandı... Canının acısıyla bir anda Filistin’i, ümmetin dinmeyen o büyük acısını hatırladı! Bir anda gözlerinin önüne o aslanlar; bombaların, füzelerin ve cehennemî ateşlerin ortasında her gün kor gibi kavrulan o güzel, o asil insanlar geldi. O saniyede kendi küçük acısını bütünüyle unuttu; ümmetin bağrını yakan o devasa yangını düşündü. Âdeta kendinden geçti! Yüreği öyle bir tutuştu, öyle bir alev aldı ki içinden kopan o sessiz feryat gökleri yardı, arşa ulaştı.
Sonra sarsılarak kendine geldi. Nefsiyle dehşetli bir hesaplaşmaya girdi ve kalbinin en derin yerinden şöyle haykırdı:
“Yâ Rab! Eğer bu kul, kendi konforunun ve sıcak yuvasının içinde o mazlumları unutursa, bu acıyı kanıksayıp geçerse yazıklar olsun ona! Yazıklar olsun onun insanlığına!”
Ardından o kulun yaralı kalbinden, Gazze’nin asil şehitlerine şu cümleler döküldü:
İnsanlığını yitirmiş, vicdanını bütünüyle susturmuş bu zifiri karanlık çağın tam ortasında sizler, kalplerimizde hiçbir asrın ve hiçbir gücün silemeyeceği mukaddes, silinmez bir iz bıraktınız! Sarsılmaz imanınızla ilahî aşkın şerbetini içtiniz; şehadet yolunda Rabbinize yürüdünüz. Şüphesiz inanıyoruz ki Allah’ın rahmeti sonsuzdur. Sizlerin de O’nun sonsuz rahmetine kavuşmuş olmanızı bütün kalbimizle ümit ediyoruz!
Kanlarınızla nehir gibi sulanan Gazze toprağı artık sadece bir toprak parçası değildir. O mukaddes toprak; sabrın, mutlak teslimiyetin ve eğilmeyen direnişin yeryüzündeki en büyük, en şanlı şahitlerinden biri olmuştur! Şehadetinizin o muazzam cennet kokusu, sınırları ve barikatları aşarak dalga dalga bütün yeryüzüne yayıldı. Siz toprağa her düştüğünüzde gaflet uykusundaki gönüller uyandı, kurumuş umutlar yeniden yeşerdi, sarsılan imanlar çelikleşti!
Asırlar öncesinden Bedir’in ve Uhud’un meydanlarından yükselen o gür iman sedası, bugün sizin asil ve dik duruşunuzda yeniden yankılandı, yeryüzüne meydan okudu! Sizler dünyaya, imanın karşısında hiçbir zalim gücün ve hiçbir modern silahın hakikati asla yok edemeyeceğini gösterdiniz. Evlatlarını feryat etmeden cennete uğurlayan analarınızın dağ gibi sabrı, babalarınızın muazzam teslimiyeti ve geride kalanlarınızın o sarsılmaz metaneti hepimize tarihî bir insanlık dersi verdi! Sizler bizlere korkuya ve dünyalığa boyun eğmeyi değil, yalnızca Allah’a güvenerek dimdik durmayı öğrettiniz!
Zulüm sahipleri, o kan emici zalimler sizleri yok ettiklerini ve susturduklarını zannetseler de bu, bâtılın kalıcı olmayacağı hakikatini asla değiştiremeyecektir! Çünkü siz, şehadetinizle bu fânî hayatın ötesindeki o asıl, o büyük dirilişi bütün dünyaya hatırlattınız. Allah’ın izniyle toprağa emanet ettiğiniz her bir can, ümmetin bağrında kıyamete kadar yanacak birer uyanış meşalesidir! Gün gelecek, bu şanlı diriliş muştusu gönüllerden gönüllere, nesillerden nesillere durdurulamaz bir sel gibi akacaktır inşallah!
Göğsünüzü hain mermilere siper ederek akıttığınız her bir damla asil kan, Mescid-i Aksâ’nın mahzun taşlarına kazınmış ebedî bir sadakat nişanesidir! Gazze’nin her bir yıkık sokağı, Kudüs’ün hürriyet ve zafer duasına şahitlik etmektedir. Sizler bu çağın zifiri karanlığına sabrı, teslimiyeti ve imanın sarsılmaz gücünü bir mühür gibi kazıdınız!
Ey aziz, ey şerefli şehitler! Sizleri yeterince sahiplenemeyen, gözyaşınızı ve acınızı dindiremeyen biz nankör insanlar, uğruna canınızı tereddüt etmeden feda ettiğiniz Yüce Rabbimizin huzurunda kapkara bir mahcubiyet içindeyiz! Allah’ın sonsuz kudretine, merhametine ve vaadine canınızla, kanınızla şahitlik eden sizlerin karşısında insan, kendi acziyetini ve çaresizliğini çok daha derinden hissediyor, eziliyor!
Boyunlar bükük, gönüller mahzun... İnsan kendi çaresizliğini ve noksanlığını bilerek Rabbimizin sonsuz rahmetine sığınıyor, ilahî aşkın o yegâne kapısına yöneliyor.
O şanlı şehitleri düşündükçe içi yana yana kavrulur; gözleri dinmeyen bir âh u zâr deryasına döner. Akıp giden hıçkırıklarını ve gözyaşlarını silerken, yüreğinin en derininden arşa yükselen bir feryatla şöyle nida eder:
“Yâ Rab! Kurban olayım ben Senin o sonsuz yoluna, ey Kâdir-i Kayyûm! O iman aslanlarına Cennet-i Âlâ’yı lütfet; onları Cemâl-i Pâkini temaşa etmekle şereflendir! Onlara sonsuz merhametinle muamele eyle. Bizleri de o aslanların mukaddes yollarına sarsılmaz birer şahit eyle! O kutlu yola canımızla şahitlik etmeyi, nihayetinde bu fânî teni Sana kurban edip o şerefli yolda şehadet şerbetini içmeyi bizlere nasip eyle!” diye arşa haykırır.
Kâdir-i Kayyûm’a âşık olan bu kul, şehadet aşkıyla yanar, ağlar; Mevlânâ misali döner, yine ağlar. Gönlü, Allah’a kavuşma hasretiyle tutuşur. O kutlu yola şahit olmayı, o yolun izinden yürümeyi ve gerektiğinde o uğurda canını Rabbine teslim etmeyi bütün varlığıyla arzu eder.
Rabbimiz bizleri affetsin...
Rabbimiz bizleri sizin kanınızla açılan o kutlu, o şerefli izden ayırmasın...
Rabbimiz bizlere de dağlar gibi sabır, kayalar gibi izzet ve topyekûn bir diriliş nasip etsin!
Selam olsun size...
Selam olsun Yüce Allah yolunda gözünüzü kırpmadan feda ettiğiniz o asil kanınıza...
Selam olsun o pak, o tertemiz ruhlarınıza...
Selam olsun kıyamete kadar sönmeyecek, dünyayı aydınlatacak nurunuza...
Ve selam olsun, uyuyan bu ümmete dirilişi, izzeti ve insanlığı yeniden müjdeleyen aziz şehadetlerinize!