Fıtratın Çıkmazı: Modern Dünyada Harcanan Değerler

Misafir Kalem
Dr. Ayşe Ünal

Modern dünyanın "başarı" ve "özgürlük" adı altında sunduğu yeni yaşam biçimi, kadının fıtratına nakşedilmiş en temel erdemleri olan sabrı, merhameti, azmi ve fedakârlığı asıl mecrasından koparıp kapitalizmin hizmetine sundu. Bir zamanlar bir yuvayı ayakta tutan, bir nesli sevgiyle yoğuran bu manevi sermaye artık; ya getirisi belli olmayan diploma için üniversite koridorlarında, ya iş yerlerinin soğuk ofislerinde, ya bitmek bilmeyen mesailerde ya da hanımların sıfatına uymayan işlerde tükenip gidiyor.

Kadın, doğası gereği yapıcı ve onarıcı bir güce sahiptir. Ancak kapitalist düzen, bu gücü evin bereketinden alıp üretimin çarklarına dâhil etti. Akşama kadar iş yerinde en kaba tavırlara karşı "profesyonellik" maskesiyle sabır gösteren hanımlar, eve döndüğünde kendisine ihtiyaç duyan ailesine karşı tahammülsüzleşiyor. Peki, yabancı bir kurumun kâr marjı için gösterilen o çelikten metanet, neden bir yavrunun ihtiyaç duyduğu tebessüme veya bir eşe gösterilmesi gereken hoşgörüye harcanmıyor? Sabrımızı kime rehin verdik?

Bugün modern yaşamın hırslarına kapılıp fıtrî dengesini bozan insan, kendi huzurunu kendi elleriyle tehlikeye atmıyor mu? Aile gibi mukaddes bir kaleyi "ayak bağı" olarak görüp, ömrünü bir şirketin demirbaşı olmaya adamak, iyilik ve merhametin hangi terazisine sığar? Modernite, kadına "kendi ayakları üzerinde durma" masalını anlatırken, onu aslında duygusal bir yalnızlığa mahkûm etti. Fedakârlık duygusu "enayilik" olarak kodlandı, yuva kurma isteği ise "kariyer engeli" şeklinde sunuldu.

Oysa Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır.” (Tirmizî) buyurarak önceliğin nerede olması gerektiğini açıkça belirtmiştir. Başkalarının servetine değer katmak için tüketilen o muazzam azim, neden kendi soyunu yetiştirme asaletinden daha cazip geliyor? Elin adamına gösterilen nezaket, neden bir ömrü paylaşacak eşten esirgeniyor?

Genç kadınlar, dış dünyanın sahte pırıltısına o kadar çok enerji harcıyor ki, gerçek sevgi ve fedakârlık gerektiren "aile" kurumu için mecalleri kalmıyor. Kapitalizm, kadının merhametini vitrinlerde satış objesi olarak kullanırken, evleri sessizliğe ve ruhsuzluğa terk ediyor. Fıtratın gereği olan şefkat ve sabır, pazarlık konusu yapılabilecek birer meta değildir. Bunlar, insanlığı inşa edecek olan çekirdek yapıyı, yani aileyi ayakta tutmak için verilmiş ilahî emanetlerdir.

Modern dünyanın alkışları arasında ruhunu yoran genç kadın, gerçek huzurun bir "unvan" değil, samimiyetle kurulan bir "yuva" olduğunu ne zaman idrak edecek? Başta müminler olarak modern toplumun anlaması gereken hakikat şudur ki toplumu iyileştirecek olan şey, kadının iş dünyasındaki hırsı değil, yuvasındaki merhametidir. Eğer bu manevi kaynaklar yanlış yerlerde tüketilmeye devam ederse, gelecek nesiller sadece "başarılı" ama "sevgisiz" ellerde can verecektir.

İlk yorum yazan siz olun
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.