İşaretlerden Sistemlere: Beşerin Yapay Zekâ Serüvenine Kur’ânî Bir Nazar

Misafir Kalem
Dr. Mansoor Malik’in yazısı - Londra

​Cenâb-ı Hak, eşref-i mahlûkat olarak halk ettiği insana; akıl, tefekkür ve kâinattaki âyât-ı ilâhiyeyi (ilahi işaretleri) derk etme istidadı lütfetmiştir. Onu yeryüzünde başıboş bırakmamış; durmadan düşünmeye, eşyanın hakikatini araştırmaya ve seyr-ü sefer ederek hikmeti keşfetmeye davet etmiştir. İşte bu mukaddes çağrı; insanlığı ilkel aletlerin karanlığından tarımın bereketine, hattın (yazının) izzetinden tıbbın şifasına ve nihayetinde bugün "Yapay Zekâ" dediğimiz akl-ı sunî eşiğine taşımıştır.

​İnsanlık tarihi, yalnızca maddi bir beka kavgası değil, bil'akis idrakin adım adım tekâmül etme destanıdır. İlk yontma taştan günümüzün karmaşık algoritmalarına uzanan bu muazzam silsile; müşahede, tefekkür ve cehdin meyvesidir. Kur’ânî bir zaviyeden bakıldığında bu terakki; tesadüfi bir savruluş değil, fıtratın derinliklerine nakşedilmiş o ezeli davete verilen kalbi bir cevaptır.

​Eşyanın Hakikati ve "Esma" Sırrına göre;

​Kur’ân-ı Kerîm, önümüze hazır teknolojik kalıplar koyan bir teknik kılavuz değildir. O, bundan çok daha derunî bir ufuk açar: İşaretlerle nakşolmuş bir kâinat ve o remizleri çözecek bir insan-ı kâmil adayı. Hazret-i Âdem’e "isimlerin öğretilmesi" (Talim-i Esma), sadece lügavî bir ders değil; eşyayı künhüne vakıf olma, tasnif etme ve mana yükleme kabiliyetidir. Bu ilahî mevhibe, bugün ulaştığımız tüm fenni ilimlerin ve yapay zekânın da ana rahmi hükmündedir.

​Kelâmullah, beşerin nazarını ısrarla âfâka (dış dünyaya) çevirir: Semavatın nizamı, leyl ile neharın (gece ve gündüzün) tebeddülü ve yaratılıştaki o hassas mizan... Bunlar sadece temaşa edilecek birer manzara değil, bil'akis istidlal (delil çıkarma) yoluyla okunması gereken birer mektuptur. "Yeryüzünde gezip dolaşın ve bakın" emr-i ilahisi, kuru bir merakı sistemli bir marifete dönüştüren nebevi bir usuldür.

​Mülk ve Melekût: İç Âlemin Tanzimi

​Bu noktada Şeyh-i Ekber İbn Arabî’nin hikmetli beyanı yolumuzu aydınlatır: O, insanı bir mülke (krallığa) benzetir. Bu mülkte kalp sultandır, akıl onun basiretli veziri, nefis ise terbiye edilmeye muhtaç bir kuvvettir. Hakiki iktidar, dış dünyayı ram etmekle değil; ilahî rehberlik dairesinde iç âlemde nizam kurmakla kaimdir. Kalp, nur-u ilahî ile rûşen olduğunda hikmet doğar; nefis dizginlenmediğinde ise kaos zuhur eder.

​Hazret-i Mevlânâ bu sırrı ne güzel ifade eder:

​"Sen kendi içinde koca bir âlemsin; kendini bilirsen, mevcudatı bulursun."

​Asıl mühim olan şudur: İnsan sadece harici âlemin müşahitçisi değil, aynı zamanda kendi derununu imar etmekle mükellef bir halifedir.

​Yapay zekâ insan zihninin suda akseden suretidir.

​Bu pencereden bakıldığında, ateşin keşfinden dijital sistemlerin inşasına kadar her merhale, evrendeki ilahî nizamla uyumlanma çabasıdır. Yapay zekâ bu kutlu yürüyüşün yeni bir menzili, aklın ve hafızanın miratıdır (aynasıdır). Lâkin burada devasa bir imtihan gizlidir: Bu ilerleyiş bir kudret gösterisi mi, yoksa bir emanet bilinci mi?

​Kur’ân bize hatırlatır ki; bilgi, omuzlara ağır bir mesuliyet yükler. Beşer ne kadar terakki ederse etsin, ilmi nihayetinde sınırlıdır. Bu aczini idrak etmesi, onu kibrin karanlığından koruyan yegâne kalkandır. Yapay zekâ gibi celalli araçlar; ancak adalet, mizan ve şuurla sevk edilirse bir rahmet-i ilahîye dönüşür.

​Netice-i Kelâm;

Varsayılan ​Taş Devri’nden bu yana devam eden bu büyük sefer, tek bir hakikati haykırır: Gayret kuldan, tevfik Allah’tandır. Kur’ân teknolojinin ismini zikretmez; fakat o teknolojiyi keşfedecek aklı selimi ve onu hayra yöneltecek kalbi selimi inşâ eder.

​Bugün insanlık şu üç kadim sualin eşiğindedir:

  • ​Bilgimiz, marifet ve hikmete mi erecek, yoksa bir zulmet sebebi mi olacak?
  • ​Gücümüz, insana hadim (hizmetkâr) mi olacak, yoksa ona tahakküm mü edecek?
  • ​İnsan, üzerine aldığı o ağır emanete sadık kalabilecek mi?

​Gerçek fetih, afâka hükmetmek değil, nefse hâkim olmaktır. İç âlemimiz adaletle tanzim edildiğinde, dış dünyamız da huzurla şekillenecektir. Belki de yapay zekâ çağı, bizi sadece ileriye değil, en çok da kendi aslımıza ve fıtratımıza dönmeye davet etmektedir.

İlk yorum yazan siz olun
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.