| Dr. Mansoor Malik’in yazısı - Londra |
İnsanlık tarihinde Allah’ın hidayeti, iman, sabır, fedakârlık ve tam teslimiyet konusunda en büyük örneklerden biri, Hazreti İbrahim, Hazreti Hacer ve Hazreti İsmail’in mübarek hikâyesidir. Bu sadece bir aile hikâyesi değildir. Bu; saf imanın, Allah’a tam güvenin, sabrın, sevginin, fedakârlığın ve bugün milyonlarca Müslümanın yerine getirdiği hac ibadetinin manevi temelinin hikâyesidir.
Kur’an-ı Kerim’e, sahih hadislere ve erken dönem İslam kaynaklarına göre Hazreti İbrahim, Allah’ın en büyük peygamberlerinden biridir. İslam’da ona “Halilullah” yani Allah’ın dostu denilir. O, peygamberlerin manevi babası olarak kabul edilir.
Hazreti İbrahim ile muhterem eşi Hazreti Sare uzun yıllar boyunca çocuk sahibi olamadılar. Yaşları ilerlemiş, görünürde çocuk sahibi olma ümidi azalmıştı. Hazreti Sare, Hazreti İbrahim’i çok seviyor ve onun mübarek soyunun devam etmesini istiyordu. Bu nedenle Hazreti Hacer’i Hazreti İbrahim ile evlendirmeyi teklif etti. Allah’ın rahmetiyle Hazreti Hacer bir erkek çocuk dünyaya getirdi ve Hazreti İsmail doğdu. Hazreti İbrahim oğlunu çok sevdi. Daha sonra Allah’ın bir başka mucizesiyle Hazreti Sare de ileri yaşında Hazreti İshak’ı dünyaya getirdi.
Fakat Allah, Hazreti Hacer ve Hazreti İsmail için çok büyük ve özel bir kader hazırlamıştı.
Bir gün Allah’ın emriyle Hazreti İbrahim, Hazreti Hacer ile süt emen küçük Hazreti İsmail’i susuz, ekinsiz ve ıssız bir vadiye götürdü. Orada ne insan vardı ne su ne de hayat belirtisi. İşte bu vadi daha sonra Mekke oldu. Kur’an-ı Kerim’de Hazreti İbrahim’in duası şöyle aktarılır:
“Ey Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bir kısmını Senin mukaddes evinin yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim.”
— İbrahim Suresi 14:37
Hazreti İbrahim geri dönmeye başlayınca Hazreti Hacer ona sordu:
“Bunu sana Allah mı emretti?”
Hazreti İbrahim:
“Evet” diye cevap verdi.
Bunun üzerine Hazreti Hacer’in dilinden kıyamete kadar tevekkülün sembolü olacak şu söz döküldü:
“Öyleyse Allah bizi asla yalnız bırakmaz.”
Bu sıradan bir iman değildi. Bu, Allah’a tam teslimiyet ve mutlak güvendi.
Bir süre sonra yanlarındaki su tükendi. Çölün kavurucu sıcağında küçük Hazreti İsmail susuzluktan ağlamaya başladı. Bir anne olarak Hazreti Hacer büyük bir telaşla su aramaya koyuldu. Safa ile Merve tepeleri arasında yedi kez koştu. Belki bir yolcu, biraz su ya da bir yardım görebilirdi. Bir annenin bu samimi mücadelesi Allah katında o kadar değerli oldu ki, kıyamete kadar hac ve umrenin ayrılmaz bir parçası haline getirildi.
Sonra Allah’ın rahmeti tecelli etti. Hazreti İsmail’in ayaklarının yakınından mucizevi şekilde su fışkırmaya başladı. Bu kutlu kaynak Zemzem oldu. Hazreti Hacer suyu toplarken “zem zem” yani “dur, toplan” diyordu. Bugün milyonlarca Müslüman Zemzem suyunu Allah’ın büyük bir nimeti ve mucizesi olarak içmektedir.
Zaman geçti. Zemzem’in etrafında insanlar yaşamaya başladı. Hazreti İsmail büyüdü ve doğru sözlü, temiz kalpli, sabırlı ve itaatkâr bir genç oldu. Arap kabileleri arasında güzel ahlakı ve manevi asaletiyle tanındı.
Bir gün Hazreti İbrahim yeniden Mekke’ye geldi ve insanlık tarihinin en büyük imtihanlarından biri başladı.
Hazreti İbrahim rüyasında sevgili oğlu Hazreti İsmail’i Allah yolunda kurban ettiğini gördü. Peygamberlerin rüyaları vahiy olduğu için bunun Allah’ın emri olduğunu anladı.
Düşünün…
Yıllarca çocuk hasreti çeken bir baba…
Dua ve mucizeyle verilen bir evlat…
Allah’ın emriyle çölde bırakılan bir çocuk…
Ve şimdi aynı çocuğu kurban etme emri…
Fakat hem baba hem oğul Allah’ın emrine teslim oldular.
Kur’an-ı Kerim bu sahneyi şöyle anlatır:
“Ey oğlum! Rüyamda seni kurban ettiğimi görüyorum. Sen ne düşünüyorsun?”
Hazreti İsmail şöyle cevap verdi:
“Babacığım! Sana emredileni yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.”
— Saffat Suresi 37:102
Bu cevap Hazreti İsmail’in büyük imanını ve manevi makamını göstermektedir. O şöyle demedi:
“Bizi çölde bıraktın.”
“Çocukluğumda yanımızda değildin.”
“Şimdi beni mi kurban edeceksin?”
Aksine Allah’ın sevgisi ve rızası uğruna tam bir teslimiyet gösterdi.
Bunlar sıradan insanlar değildi. Bunlar Allah’ın seçilmiş kullarıydı. Kalpleri iman, sevgi, teslimiyet ve İlahi itaatle doluydu.
Hazreti İbrahim oğlunu kurban etmeye hazırlanırken Allah onların samimiyetini kabul etti ve Hazreti İsmail’in yerine cennetten büyük bir kurban gönderdi. Kur’an şöyle buyurur:
“Şüphesiz bu apaçık bir imtihandı. Biz ona büyük bir kurban fidye verdik.”
— Saffat Suresi 37:106–107
Bu olay daha sonra Kurban Bayramı’nın ve kurban ibadetinin temeli oldu.
Daha sonra Hazreti İbrahim ve Hazreti İsmail birlikte Kâbe’nin temellerini yükselttiler. Kur’an-ı Kerim şöyle buyurur:
“İbrahim ve İsmail Beyt’in temellerini yükseltirken şöyle dua ettiler: Ey Rabbimiz! Bunu bizden kabul buyur.”
— Bakara Suresi 2:127
Bugün hac ibadetinin bütün önemli aşamaları bu mübarek ailenin hatırasını taşır.