Tevekkül Üzerine

Mehmet Fatih Beyaz

Risale-i Nur’da yer alan temel kavramlardan biri de tevekküldür. Ancak bu kavram, günümüzde çoğu zaman yanlış anlaşılmakta ve eksik yorumlanmaktadır. Bu sebeple tevekkülü, ayetlerin tefsirleri ve ıstılahî manaları çerçevesinde ele almak, meselenin daha sağlıklı anlaşılmasına vesile olacaktır. Bu hakikate hem Kur’ânî hem de ilmî bir zaviyeden bakmak faydalı olacaktır.

Tevekkül; sebeplere teşebbüs edip insana düşen vazifeyi yerine getirdikten sonra neticeyi Allah’tan beklemek ve O’nun takdirine rıza göstermektir. Tevekkül, yüksek bir haslet ve ulvî bir seciyedir; insanı mânen yücelten derin bir hakikattir. Kul ile Rabbi arasında kuvvetli bir mânevî bağdır. Rabbine tevekkül eden bir kul, kalbiyle ve ruhuyla O’na yönelmiş, O’na teveccüh etmiş demektir. Bu teveccüh ise başlı başına büyük bir neticedir. Dünyevî maksatların gerçekleşip gerçekleşmemesi artık kul için ikinci plandadır; asıl kazanç, Rabbine güvenmenin verdiği huzur ve sükûndur.

Allah’a ibadet, yalnızca bilinen şekliyle yapılan ibadetlerden ibaret değildir. Sabır, teslimiyet, rıza, havf ve reca gibi hâllerin her biri müstakil birer ibadettir. Tevekkül hakikatini de bu çerçevede, yüksek ve derin bir ibadet olarak değerlendirmek gerekir.

Ne var ki günümüzde bu kudsî hakikate yeterince ehemmiyet vermeyen veya ona karşı mesafeli duran kimseler, çoğunlukla nefsine itimat eden, Allah’ın yardımını ve keremini hesaba katmayan kimselerdir. Oysa insan, Allah’ın mülkünde yaşadığını; kendisine ihsan edilen sayısız nimetin yine O kudretli Zat tarafından bahşedildiğini çoğu zaman unutur. Bedenindeki her bir zerreden kâinattaki muazzam sistemlere kadar her şeyin ilahî irade ile terbiye edildiğinden gaflet eder.

Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle tevekkülsüzlük; Rahîm ve Hakîm olan Allah’ın kudretine istinat etmemek ve rahmetini adeta itham etmektir. Oysa insana düşen vazife, yalnızca aczini izhar ederek dua ile Rabbine sığınmaktır. Tedbiri O’na bırakmak, hikmetine güvenmek ve neticeyi O’ndan beklemektir. Tevekkül eden bir mü’min, sebepler âleminde yaşadığının farkındadır ve ekmeden biçilemeyeceğini bilir. Bununla birlikte, toprağın zerrelerinin meyveyi yaratacak ilme, kudrete ve iradeye sahip olmadığını da idrak eder. Sebeplere teşebbüs ettikten sonra Rabbine tevekkül eder; kudretine dayanır, hikmetine itimat eder ve neticeyi doğrudan Allah’tan bekler.

Risale-i Nur’da bu hakikat şöyle ifade edilmiştir:

“Tevekkül, esbabı bütün bütün reddetmek değildir. Belki esbabı dest-i kudretin perdesi bilip riayet ederek ve esbaba teşebbüsü bir nevi dua-yı fiilî telakki ederek, müsebbebatı yalnız Cenab-ı Hak’tan bilmek, neticeleri O’ndan istemek ve O’na minnettar olmaktan ibarettir.”
(Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, Birinci Mebhas)

Tevekkül kavramına bir de farklı bir açıdan bakacak olursak; insan, yaratılışı itibarıyla kâinatla ve çevresinde cereyan eden hadiselerle alakadardır. Dünya hayatında karşılaştığı menfî olaylar karşısında zaman zaman sarsılır ve türlü imtihanlara maruz kalır. İşte tam bu noktada tevekkül hakikati, bir tiryak gibi imdada yetişir ve insanın mânevî yaralarına merhem olur. Kul, bütün ağırlıklarını ve yüklerini Kadir-i Mutlak’ın kudretine emanet eder. Eğer tevekkül etmez ve kudreti sonsuz bir Zat’a dayanmazsa, dünyanın dağlar gibi ağır hadiseleri altında ezilir ve mânen yıpranır. Ahireti kazanmak için kendisine verilen ulvî duyguları ve kabiliyetleri bu dünyada heba eder. Neticede dünya hayatı kendisi için katlanılmaz hâle gelirken, ahiretini de kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

Bediüzzaman Hazretleri, imanın tevhidi; tevhidin teslimi; teslimin tevekkülü; tevekkülün ise saadet-i dâreyni, yani dünya ve ahiret saadetini netice verdiğini ifade eder. Hülâsa, hakikî iman insanı kâmil bir tevekküle ulaştırır; bu tevekkül de ona hem dünya hem de ahiret mutluluğunu kazandırır. Tevekkül ederek maddî ve mânevî bütün yüklerimizi her şeyin gerçek sahibi olan Rabbimize emanet ettiğimizde, hayatımız mânevî huzur ve saadet içinde daha sevaplı ve daha bereketli bir hâl alır.

Rabbimiz, bizleri kalbiyle O’na dayanan, neticeyi hikmetine havale eden ve hakiki tevekkül şuuruna ermiş kullarından eylesin, Amin.”

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.