Sevgi...

Hüsniye Ünal

Sevmek, insanoğluna bahşedilmiş en yüce duygulardan ve kalplerin en temel ihtiyacıdır. Hayata pozitif bakmaya vesile olan, ruhu şifalandıran ve sanatın her dalına ilham veren bu lütfu, helal dairesinde yaşamakta bir beis yoktur.

Nitekim bir hadis-i Şerifte :

"Birbirini seven iki kişi için nikahtan daha güzel bir yol yoktur" buyrulmuştur.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri de , “İnsanın en fazla ihtiyacını tatmin eden kalbine mukabil bir kalbin mevcut bulunmasıdır ki, her iki taraf sevgilerini, aşklarını, şevklerini mübadele etsinler” diyerek Allah vergisi bu duyguyu nikâhlanarak yaşamaya teşvik etmiştir.

Fakat sevmenin dozunu ayarlayamamak ruhun dengesini bozabilir.

​İnsan kalbi, uçsuz bucaksız bir umman gibidir. Ancak bu ummanın da bir sınırı vardır. Bir nesneye, bir makama ya da bir faniye duyulan aşırı tutku, başlangıçta heyecanlı görünse de zamanla ruhun üzerine çöken bir gölgeye, hatta kabusa dönüşebilir, bitmeyen bir elem - keder çekmeye zemin hazırlayabilir.

​Bir kimseyi her şeyin üzerinde tutmak, ona beşerîyet ötesi bir anlam yüklemektir. Oysa her insan kusurludur, her fâni eksiktir. Sevilen kişi kusursuz görüldüğü için beklentiler karşılanmadığında derin bir hayal kırıklığı ve çöküntü yaşanır . Kalp, "Bakî" olanı bırakıp fanî olana yönelirse üzerine gereksiz bir yük almış olur.

"Kalpler ancak Allah'ı anmakla (mutmain olur) huzur bulur. "

(Rad sûresi 27-28)

Ölçüsüz mecazi aşk insanın maneviyatına zarar verir. Zira insan sevdiğini hayatının merkezine koyar, ona odaklanır, kalbi, ruhu sürekli onunla meşgul olur. Aklı dumura uğrar, mantık devreden çıkar. Yaradanın imzasını taşıyan kalp, Sahib-i Hakikisini unutup bir beşer için atmaya başlar. Oysa Cenab-ı Hakk bu latifeleri insana Kendini bilsin, tanısın, kainatı süsleyen sanat eserlerini takdir ve tahsin etsin, ubudiyetle O'na yönelsin diye vermiştir.

Bir başkasına haddinden fazla odaklanan insan, kendi iç dünyasını ihmal eder. Kendi ruhunun ihtiyaçlarını, manevi gelişimini ve hayattaki asıl gayesini sevdiği kişinin gölgesinde bırakır. Bu da , kişinin kendi varoluş sebebini, aslî vazifelerini unutmasına ve bir başkasının - tabiri caizse - kölesi olmasına yol açar.

Üstelik beşerî sevgilerde çoğu zaman vuslat gerçekleşmez.

"Allah (C. C.) mü'min kulunun kalbini başka sevgilerden kıskanır", derler. Belki o yüzden, belki de gaybi bilen Mevlâ, talep edilen kişi dünyevî - uhrevî yönden hayırlı olmadığı için bir araya gelmelerine müsaade etmediğinden... (Bu, ulaşılmak istenen makam mevki, dünyalık için de geçerli) Hikmetinden sual olunmaz.

Bu gibi ayrılıklarda, zaman geçip coşkun duygular durulduğunda kişi âdeta uykudan uyanır gibi gözleri açılır, sevdiği kişide daha önce görmediği olumsuz yönleri farkeder. Yanlışa düşmekten koruduğu için Yaradana şükreder. Bu tür vak'alar çok duymuşuzdur.

Ayrıca lüzumundan fazla sevmek, beraberinde kaybetme korkusunu da getirir. Bu korku, sevginin verdiği huzuru gölgeler; insanı şüpheye, kıskançlığa ve sürekli bir endişeye sevk eder.

Şarkılarda bile geçer: "Seni sevmekten değil kaybetmekten korkarım", "Yanımda bile hasretimsin" vb...

"Aşk, şiddetli bir muhabbettir. Fâni mahbuplara müteveccih olduğu vakit, ya o aşk kendi sahibini daimî bir azap ve elemde bırakır. Veyahut o mecazi mahbup, o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için, baki bir mahbubu arattırır; aşk-ı mecazi, aşk-ı hakikiye inkılap eder" (Mektubat) Tıpkı Hz. Yusuf ile Züleyha aşkında olduğu gibi.

Meselenin başka bir boyutu da şu ki : Dostoyevski' nin dediği gibi "sevdiğimiz insanın her yalanında bir doğru, sevmediğimiz insanın her doğrusunda bir yalan ararız.'' Demek ki beşerî sevgi gözü kör, kulağı sağır eder. Yanılgıya ve haksızlığa sebebiyet verebilir.

Kainatın yaratılış sebebi ​olan muhabbet kutsaldır, sevmek elbette bir ibadettir, ancak ölçülü olduğunda...

Unutmamalı ki; kalp, içine dünyaları sığdıracak kadar geniş, ama iki büyük aşkı aynı tahtta ağırlayamayacak kadar hassastır.

Her şeyde bir hayr olduğunu bilmek, hiçbir şeyde çok ısrarcı davranmamak, tevekkül ve teslimiyetle Cenab-ı Hakk'ın takdirine boyun eğmek en akıllıca davranıştır.

Sevginin istikametli ve uhrevi hayatımıza faydalı olanı makbuldür.

​Sevgimizin, ruhumuzu esir eden, bizi zincirleyen bir pranga değil; ruhumuzu asıl menziline yani mahbub- u hakikiye ulaştıran bir vesile olması duasıyla..

İlk yorum yazan siz olun
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.