İnsan hayatında çeşitli dönüm noktaları vardır. Değiştiren, dönüştüren, yön veren....
Yaklaşık otuz sene önce tanımakla müşerref olduğum Risale-i Nur Külliyatı da benim için bir dönüm noktası oldu. Tasavvufa olan merakım, bir nokta-i istinat arayışım, bir Allah dostuna intisap arzum, araştırmalarım, farklı meşreplerden insanlarla görüşmelerim neticesinde yolum Üstad Bediüzzaman Said Nursi tarafından te'lif edilen Risale-i Nurlarla kesişti. Okumaya başladığım ilk andan itibaren ruhumda derin izler bıraktı. Bu muhteşem külliyâtın eşsiz bir hazine olduğunun farkına vardım. Okuduğum iman hakikatleri olumsuz yönlerimi törpülememe, insanî ilişkilerde daha empatik, hoşgörülü ve sabırlı olmama, bütün mevcudata hikmet nazarıyla bakmama, tefekkür etmeme vesile oldu. Her canlının Yaradanı zikrettiği, tesbih ettiğini öğrenmemle bir çiçeği bile koparmaya kıyamayan biri haline geldim. "Müslüman elinden, dilinden diğer insanların emin olduğu kimsedir" hadis-i şerifini hayatıma daha bilinçli olarak tatbik etmemde Risale-i Nur Külliyatı oldukça müessir oldu.
Böyle bir giriş yapmamın sebebi Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin bu muhteşem eserinin insan ruhu üzerinde yaptığı derin etkiye dikkat çekerek toplumsal bir farkındalık oluşturmaktır.
Maddi imkanların arttığı, buna tezat olarak manevi boşluğun derinleştiği bu "hız ve haz" çağında beşer, hele de gençlik maneviyatsızlığın dipsiz kuyusuna her gün biraz daha yuvarlanıyor. Fırtınalarla dolu gençlik döneminde genç zihinler akıllarını kurcalayan şüphelerle, kalpler ise tatmin arayışıyla çırpınıyor.
İşte bu dehşetli zamanda, Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin kaleme aldığı Risale-i Nur Külliyatı, hem akla hem kalbe hitap eden güçlü bir rehber olarak öne çıkıyor.
Peki, modern çağın kafası karışık insanı, bilhassa gençler Risale-i Nur’u niçin okumalı?
Eski dönemlerde iman daha çok taklidî bir kabulle korunabiliyordu. Fakat asrımızda felsefe ve materyalist akımlar inanç esaslarını doğrudan hedef aldığından, bu tehacüme karşı sağlam durabilmek için Müslümanın, "Nereden geldim?", "Nereye gidiyorum?", "Niçin yaratıldım?", "Beni yaratan benden ne istiyor?" gibi sorulara tatminkar cevaplar bulması gerekiyor. Ki iki dünyasını da kurtarabilsin, saadet-i dareyne mazhar olabilsin.
Risale-i Nur, iman rükünlerini körü körüne bir kabulle değil; akıl, mantık ve bilimsel delillerle ispat eder. Takip ettiği pozitif bilimlerin verilerini kullanarak kainattaki harika sanatı ve nizamı etkili bir anlatımla gafil gözlere gösterir. Ateizm, deizm ve nihilizm gibi akımların temel dayanaklarını mantık süzgecinden geçirip çürüterek izale eder. Her an kaybedilme tehlikesi bulunan taklidî imanın, fırtınalar karşısında yıkılmayacak, tahkikî imana dönüşmesine vesile olur.
Gençlik; hissiyatın aklın önüne geçtiği, heyecanın ve arzuların zirvede olduğu bir dönemdir. Sosyal medya, popüler kültür, konfor ve tüketim çılgınlığı, ailede, eğitim sahasında İslamî değerlerin yeterince verilmemesi ahlaki erozyonu hızlandırarak genç ruhları bazen yalnızlığa ve depresyona sürüklüyor, bazen de vicdan - merhamet duygularını körelterek toplumda her geçen gün artan "Akran zorbalığı", "Cinayet", "Gasp, hırsızlık" gibi dehşetli fiillere sevk ediyor ve "Uyuşturucu Bağımlılığı, içki, sigara " gibi zararlı alışkanlıklara müptela olmalarına sebebiyet veriyor. Ayrıca mukaddesatı zayıf, anne - babaya hürmeti olmayan, vatan - millet sevgisi gibi yüce kavramlardan uzak, geleceğe dair bir hedefi bulunmayan, asalak bir gençliğin türemesine zemin hazırlıyor.
Müslümanın gerek aile gerekse toplum hayatını tehdit eden bu vahim duruma karşı en etkili, en kalıcı çözümü Risâle-i Nur sunuyor.
Üstad Bediüzzaman'ın telif ettiği Kur'anı Kerim’den süzülen bu misilsiz tefsirde her derde deva, her maraza şifa olacak çözüm yolları mevcuttur.
Risale-i Nur, bireye sadece bilgi yüklemiyor, yukarıda saydığımız tehlikelere karşı koruyucu bir kalkan vazifesi yapmasının yanı sıra, âdeta bir psikolog gibi manevî yaraları da tedavi ediyor. Yalan, haset, hırs ve enaniyet (ego) gibi "ruhun zehri" olan manevî hastalıklara karşı panzehir sunuyor.
Bu eserleri düzenli okuyanlar; dünyevi hırsların anlamsızlığını farkeder, sabır, şükür ve kanaat gibi faziletleri benimser. Bu da modern çağın vebası olan "anlamsızlık ve yalnızlık" hissini ortadan kaldırarak sağlam bir karakter inşası sağlar.
Nur eserleri; "Uhuvvet", "tefani (kardeşinde fâni olmak)" düsturuyla mü'min kardeşinin nefsini kendi nefsine tercih etmeyi, empatiyi öğretir, bencillikten meneder.
"Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur", diyerek sulh ve huzur içinde yaşamayı, kötülükten, anarşiden uzak durmayı telkin eder.
"Mesleğimizin (yolumuzun) esası acz (acizliğini bilmek), fakr (muhtaç olduğunu bilmek), şefkat ve tefekkürdür" diyen Üstad Hazretleri insana mahiyetini hatırlatmaktadır. Bu esasları hayatına tatbik eden haddini de, yerini de bilir. Enaniyetten, kibir ve gururdan kurtulur.
Üstadın "Risale-i Nur'u anlayarak okuyan zamanın mühim bir alimi olur" ifadesi ise bir müjde niteliğindedir. Bütün kötülüklerin cehaletten ileri geldiği düşünülecek olursa, okumanın, öğrendiklerini hayata geçirmenin önemi anlaşılabilir.
Ne demişler : "Cahil dostum olacağına âlim düşmanım olsun."
Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam hadis-i şeriflerinde: "Allah'tan en çok âlimler korkar", "Ümmetimin âlimleri Ben-i İsrail'in peygamberleri gibidir", buyurmuştur. Risale-i Nur Külliyatını hakkını vererek okuyanlar bu Peygamber övgüsüne mazhar olabilecek bir makama erişebilirler.
Manevî terakkiyatın yanında kişisel gelişime, ruhen olgunlaşmaya büyük katkısı olan bu eserleri okumak kişinin hayata bakışını değiştirir, daha insancıl, daha nahif ve rakik olmasını sağlar.
Risale-i Nur’u hayatının bir parçası haline getiren insan, hem şahsi hem de sosyal hayatında gözle görülen ilerlemeler kaydeder. Bakmak ile görmek arasındaki farkı öğrenir. Dar daireden ta en geniş dairelere kadar meydana gelen hadiselere, çiçekten, böcekten ta aya, yıldıza, yani yerden göğe kadar bütün yaratılmışa "Sani-i Zülcelal’in bir mektubu" nazarıyla bakarak derin bir tefekkür boyutu kazanır, düşünce ufku genişler.
Risale-i Nur dünyadan tamamen kopmayı değil, dünyayı ahiretin tarlası olarak görmeyi öğretir. Böylece Müslüman iyi bir niyetle dünyevi çalışmalarını bir nevi ibadete dönüştürebilir.
Yüksek bir ahlak ve estetik anlayışına sahip olan Risale-i Nur eserleri dil, üslup ve muhteva olarak insanı nezakete, edebe ve fıtri olana yönlendirir. Modernitenin dayattığı yapay kimliklerden sıyrılıp, fıtratındaki saf ve temiz öze dönmesini sağlar.
"Gençlik damarı gafletle taşkınlık hissiyle fani zevklerin peşinde koşarken, Risale-i Nur o enerjiyi ebedi bir gençliği kazanmanın vesilesi yapar. "
Sonuç olarak; Risale-i Nurları okumak akıl ile kalbi bir araya getiren, ahir zamanın dağdağasında yönünü kaybetmiş insanlığa, bilhassa gençliğe pusula olan bir rehberdir. Bu eserleri okuyan gençler; zamanın akışına kapılıp yaprak gibi sürüklenmek yerine, inancıyla, ahlakıyla ve edebiyle tahkiki iman sahibi şuurlu müslümanlar haline gelebilir, toplumun yüzakı, etrafına ancak faydası dokunan, sevilen - sayılan - güvenilen birer fert olabilirler.
Bazı Avrupa devletlerinin üniversitelerinde Risale-i Nur kürsüleri açıldığının haberini alıyor ve mutlu oluyoruz. İnsanlığın kurtuluş çaresi Mukaddes kitabımız Kur'anı Kerîm eksenli bu paha biçilmez Külliyata hak ettiği değerin verilmesi kadirşinaslıktır, en akıllıca davranıştır.
Allah'tan korkan, kuldan utanan, imanlı nesiller yetiştirilmesi adına Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ilkokuldan itibaren bütün eğitim kurumlarında müfredata Risale-i Nur dersleri konulması elzemdir.
Kâinattaki yerini ve yaratılış gayesini keşfetmek isteyen her Müslüman evladının bu muazzam külliyatla tanışmaya ihtiyacı vardır.
Cenab-ı Hakk başka millete değil, aziz Türk milletine lütufta bulunmuş, böyle nafi bir şaheser nasip etmiş. Kıymetini bilmek, layık-ı vechiyle istifade etmek duası ile...