"Şu dâr-ı dünya, meydan-ı imtihandır ve dâr-ı hizmettir. Lezzet ve ücret ve mükâfat yeri değildir. Madem dâr-ı hizmettir ve mahall-i ubudiyettir. Hastalıklar ve musibetler, dinî olmamak ve sabretmek şartıyla, o hizmete ve o ubudiyete çok muvafık oluyor ve kuvvet veriyor. Ve her bir saati bir gün ibadet hükmüne getirdiğinden, şekva değil, şükretmek gerektir."
(Lem'alar, İkinci Lem'a)
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin ifade ettiği gibi bu dünya bir imtihan meydanıdır ve burada müslümana rahat yoktur. Çünkü rahat rehavete, gaflete, ebedî âleme hazırlıkta gevşekliğe sebep olur.
İnsanoğlunun bu dünyaya geliş gayesi, zahmetsiz bir ömür sürmek, konfor içinde yaşamak değildir. Kur'an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye ışığında bakıldığında, bu dünya sıkıntı, zorluk, dert yurdudur. Mümin için hakiki rahatlık, mutluluk ancak ahirette mümkündür.
Cenab-ı Hak, Mülk Suresi’nde şöyle beyan eder:
"O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır..."
(Mülk, 67/2)
Bu ayet-i kerime, başımıza gelen her olayın, musibetin birer imtihan vesilesi olduğunu gösterir. Başka bir ayette şöyle geçer:
"Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; bir de mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle deneriz. Sabredenleri müjdele!"
(Bakara, 2/155)
İnsanoğlu, kimi zaman evlatlar, kimi zaman ebeveyn, kimi zaman eşler, kimi zaman hastalık, kimi zaman varlık, kimi zaman yokluk vb...gibi bir çok unsurla imtihana tâbi tutulur.
“Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan sebebidir ve büyük mükâfat Allah'ın katındadır.”
(Enfal, 8/2)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Dünya müminin zindanı, kâfirin ise cennetidir", buyurmuştur.
Zindanda olan kimsenin tam bir rahatlık, arayışında olması hakikatle bağdaşır mı, akla mantığa uyar mı? Bu dünyada rahatı aramak abesle iştigal olmaz mı?
Mümin, karşılaştığı zorlukların kendisini arındıran temizleyen birer vesile olduğunu bilir. Hulus-i kalp ile Rabbine teslim olur, Ondan gelene "alelresvelayn" der,tevekkül eder.
Yunus Emre gibi :
"Hoştur bana senden gelen
Ya hil’at-ü yahut kefen,
Ya taze gül, yahut diken…
Kahrın da hoş lütfûn da hoş.Gerek ağlat, gerek güldür,
Gerek yaşat gerek öldür,
Aşık Yunus sana kuldur,
Kahrın da hoş, lütfûn da hoş."der, rızaya erer.
Dünyadaki her lezzetin, her huzurun sonu bir kedere çıkar. Hakiki ve bitmeyen huzur ise yalnızca cennette tecelli edecektir. Kur'an-ı Kerim bu gerçeği altını çizerek hatırlatır
"Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilselerdi!"
(Ankebût, 29/64)
Dünya belli bir müddet ikamet edilecek bir misafirhanedir.
Bediüzzaman Hazretleri şu cümleleri ile bu duruma dikkat çeker:
"Sen burada misafirsin ve buradan da diğer bir yere gideceksin. Misafir olan kimse, beraberce getiremediği bir şeye kalbini bağlamaz.”
(Mesnevî-i Nuriye)
Dünya aynı zamanda bir yolculuktur. Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam bir hadis-i şerifte şöyle buyurur:
"Bu dünyada bir garip (gurbette olup bir gün evine dönecek kişi) ya da bir yolcu gibi ol".
Mü'min , dünyada yolcu olduğunun bilincinde olan insandır. Yolculuk esnasında karşılaşılan müşkülatlar, sarsıntılar, yokuşlar ve fırtınalar yolculuğun tabiatında vardır. Hepsi bir çeşit imtihandır. Karşılaşılan imtihanlara sabır, nimetlere ise şükürle karşılık verildiğinde ; dünya zindanı, ebedî saadetin anahtarına dönüşür.
Yani; zahmet dünyada, rahat ise ukbadadır.
Her şeye rağmen şunu iyi bilmeliyiz : İmtihan sebebi olan bütün dertler Cenab-ı Hakk'ın vazifeli birer memurudur. Kendi başlarına hareket etmezler. Emr-i ilahî ile gelir, vazifelerini yapar ve giderler. Yani arkalarında bir Fail-i Mutlak vardır. O yüzden sabır ve rıza ile karşılamak en mü mince davranış olur.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
"Müminin hayranlık verici bir hali vardır ki, onun her işi hayırdır. Bu hal, Müminden başka hiç kimsede bulunmaz. Eğer bir genişliğe (nimete) kavuşursa şükreder ve bu onun için bir hayır olur. Eğer bir darlığa (musibete) uğrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayır olur."
Rabbim imtihanlarımızı kolaylaştırsın, kaybeden değil kazanan kullarından eylesin. Amin