Dünya Hırsı ve Fon Çıkmazı

Hüsniye Ünal

​İnsanoğlu, yaratılış gayesinden uzaklaştıkça kendini sonu gelmeyen bir dünyalık biriktirme ve yükselme arzusu içinde bulur. Elindekiyle yetinmez, hep daha fazlasını ister.

Asrımızın hastalıklarından olan tamahkârlık ve kolay yoldan zengin olma hırsıyla kontrolden çıkan "fon" olayları , bu manevi çöküşün somut bir tezahürüdür. Kısa yoldan daha fazla güç, para ve makam elde etme arzusu, kişileri ahlakî ilkeleri çiğnemeye, hem maddi hem manevi bir yıkıma sürüklemekte.

​Cenab-ı Hak, Tekâsür Suresi’nde: "Çoklukla övünmek (ve daha çoğunu istemek) sizi o kadar oyaladı ki, nihayet kabirleri ziyaret ettiniz," beyanıyla insanoğlunun tamahkarlığına vurgu yapar.

Tekâsür'ün kelime anlamı helal-haram gözetmeden, hırsla mal, mülk, servet veya soy çoğaltma yarışına girmek ve bununla böbürlenmektir.

Ayette geçen "Kabirleri Ziyaret Etmek" ifadesi ise, insanın ölüm gelip çatıncaya kadar hırsının peşinden koşması, hatta kimi tefsirlere göre Câhiliye döneminde olduğu gibi kabirlere gidip ölülerin sayısıyla bile üstünlük kurmaya çalışması demektir.

Dünya hayatının geçici süslerine, malına mülküne, makamına aldanmak, insanı asıl gayesi olan ahiret saadetinden mahrum bırakır:

"Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyundur, bir eğlencedir, bir süstür, aranızda bir övünmedir ve mallarda ve evlatlarda bir çoğalma yarışıdır..."

(Hadîd, 20).

​Efendimiz (s.a.v.) de insanın doyumsuzluğunu şu hadis-i şerifiyle vurgulamıştır:

"İnsanoğlunun bir vadi dolusu altını olsa, bir ikincisini ister. Onun ağzını topraktan başka bir şey doldurmaz..."

(Buhârî, Rikâk, 10).

Gündemdeki fon olayında ve saadet zinciri benzeri yapılarda gördüğümüz temel dinamik, tam da bu doymak bilmeyen insan nefsine örnektir. Daha fazla kazanç uğruna elindeki helal sermayeyi riske atmak; dünyalık hırs yüzünden meşru çizgiden çıkmak insanoğlunun en fazla düştüğü vartalardandır. İnsanın en zayıf noktası dünya sevgisidir. Dünya sevgisi ise hadis-i şerifte bildirildiği üzere "bütün hataların başıdır."

Dünya sevgisi beraberinde dünyalık toplama - yığma hırsını da getirir. Hırs ise hasarettir (zarardır).

​Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin İktisat Risalesinde (19. Lem'a) genişçe saydığı hırsın zararlarını şöyle özetleyebiliriz:

Hırs insandaki kanaat duygusunu yok eder; insanı meşru, helal ve az kazancı terk edip gayrimeşru ve külfetsiz mal aramaya sevk eder. Bu yolda insan izzetini ve haysiyetini feda eder.

​"Hırslı olan, mahrum kalır ve kaybeder" kaidesince; hırsı yüzünden acele eden ve meşru sınırları çiğneyen kimse, arzuladığı sonuca ulaşamadığı gibi elindekinden de olur.

​Hırs, samimiyeti ve ihlası zedeleyerek insanı başkalarının teveccühünü kazanma gayretine dolayısıyla riyaya sürükler.

​Maddî açıdan; hırsla atılan adımlar iflasa, ağır borç yüklerine ve itibar kaybına, yol açar. Manevî açıdan ise tevekkül, kanaat ve dürüstlük duygularını tahrip eder. Şöhret ve makam sevdası, insanı kul hakkına girmeye, adaletten sapmaya sevkeder. Resûlullah (s.a.v.) bu tehlikeye dikkat çekerek şöyle buyurmuştur:

"Bir koyun sürüsünün içine salıverilmiş iki aç kurdun o sürüye verdiği zarar, kişinin mal ve şeref hırsının dinine verdiği zarardan daha fazla değildir."

(Tirmizî, Zühd, 43).

(Nitekim son günlerde yaşananlar bunu açıkça gösteriyor. İslam düşmanları Fon dolandırıcılığını fırsat bilip, suçlanan şahsın başörtüsü üzerinden samimi müslümanlara saldırıya geçti. Fon davasının sanığı olan muhafazakâr görüntülü kişi, Bediüzzaman’ın: "Hırs, sebeb-i haybettir ve illet ve zillettir," sözündeki gibi sadece kendisi zillete düşmekle kalmadı. Kendi itibarını yerle bir ettiği gibi temsil ettiği davaya ve misyona da çok büyük zarar verdi. Yıllar önce oturduğumuz sitede "Saadet zincirine" bulaşmış ve çıkmaza girmiş bir komşumuzun intihar ettiğine şahit olmuştuk. Geride acılar içinde bir eş, yetim bir kız çocuğu bırakıp gitmiş, âhiretini de mahvetmişti.)

Tüm bunlardan çıkardığımız netice: Müslümana yakışan dünya hırsının peşinde izzetini feda etmek değil, rızık garantisi veren Rezzâk-ı Hakikî'ye tevekkül edip meşru dairedeki rızkına kanaat etmektir.

​Açgözlülüğün ve hırsın sebep olduğu, toplumun ahlak dokusunu tahrip eden bir bomba niteliğindeki "Fon" skandallarının önüne geçmenin, bireysel ve toplumsal çöküşten, dünyevî ve uhrevi kayıptan kurtulmanın ve huzura ermenin yolu; "Kanaat, tükenmez bir hazinedir" düsturunu benimseyerek kanaatkâr davranmak, nasibine razı olmaktır.

İlk yorum yazan siz olun
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.