Aile toplumun yapı taşıdır. Bir binanın sağlamlığı, temeline bağlı olduğu gibi aile müessesesinin sağlamlığı da güçlü temeller üzerine inşâ edilmesine bağlıdır.
Peki nedir bu güçlü temeller?
Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri eserlerinde bu konuya geniş yer vermiştir. Onun aile tasavvuru günümüz insanına yol gösterici niteliktedir.
Üstad aileyi sosyal bir topluluktan ziyade ebedî bir yol arkadaşlığı, bir küçük medrese ve bir sığınak olarak tasvir etmiştir.
Risale-i Nur’da bu konuyla ilgili satırlara bir göz atalım :
"Nev-i beşerin hayat-ı dünyeviyesinde en cemiyetli merkez ve en esaslı zemberek ve dünyevî saadet için bir cennet, bir melce bir tahassungâh ise, aile hayatıdır. Ve herkesin hanesi, küçük bir dünyasıdır. Ve o hane ve aile hayatının hayatı ve saadeti ise; samimi ve ciddi ve vefadarane hürmet ve hakiki ve şefkatli ve fedakârane merhamet ile olabilir.
Ve bu hakikî hürmet ve samimî merhamet ise;
Ebedî bir arkadaşlık, daimî bir refakat, sermedî bir beraberlik, hadsiz bir zamanda, hududsuz bir hayatta birbiriyle pederane, ferzendane, kardeşane, arkadaşane münasebetlerin bulunmak fikriyle ve akidesiyle olabilir."
Meselâ der:
"Bu haremim, ebedî bir âlemde, ebedî bir hayatta, daimî bir refika-i hayatımdır. Şimdilik ihtiyar ve çirkin olmuş ise de zararı yok. Çünki ebedî bir güzelliği var, gelecek. Ve böyle daimî arkadaşlığın hatırı için herbir fedakârlığı ve merhameti yaparım." diyerek o ihtiyare karısına, güzel bir huri gibi muhabbetle, şefkatle, merhametle mukabele edebilir."
(Şualar-Dokuzuncu şua)
Ailenin bir sığınak olmasını ise şu cümle ile dile getirir.
"İnsanın, hususan Müslümanın tahassungâhı ve bir nevî cenneti ve küçük bir dünyası aile hayatıdır."
(Lem'alar - 24.Lem'a)
Üstada göre evlilikte eşler arasındaki muhabbet, hürmet ve sadakat en ehemmiyetli noktalardır.
Hanımlar rehberinde şöyle der:
"Risale-i Nur’un bir parçasında denilmiş ki: Aklı başında olan bir adam; refikasına muhabbetini ve sevgisini, beş on senelik fâni ve zahirî hüsn-ü cemaline bina etmez. Belki kadınların hüsn-ü cemalinin en güzeli ve daimîsi, onun şefkatine ve kadınlığa mahsus hüsn-ü sîretine sevgisini bina etmeli. Tâ ki o bîçare ihtiyarlandıkça kocasının muhabbeti ona devam etsin.Çünkü onun refikası, yalnız dünya hayatındaki muvakkat bir yardımcı refika değil, belki hayat-ı ebediyesinde ebedî ve sevimli bir refika-i hayat olduğundan, ihtiyarlandıkça daha ziyade hürmet ve me muhabbet etmek lâzım geliyor. Şimdiki terbiye-i medeniye perdesi altındaki hayvancasına muvakkat bir refakatten sonra ebedî bir mufarakate mâruz kalan o aile hayatı, esasıyla bozuluyor."
İslâm'a göre ideal karı - kocayı şu şekilde tarif eder :
"Bahtiyardır o adam ki, refika-i ebediyesini kaybetmemek için saliha zevcesini taklit eder, o da salih olur. Hem bahtiyardır o kadın ki, kocasını mütedeyyin görür, ebedî dostunu ve arkadaşını kaybetmemek için o da tam mütedeyyin olur, saadet-i dünyeviyesi içinde saadet-i uhreviyesini kazanır.
Bedbahttır o adam ki, sefahete girmiş zevcesine ittibâ eder, vazgeçirmeye çalışmaz, kendisi de iştirak eder. Bedbahttır o kadın ki, zevcinin fıskına bakar, onu başka bir surette taklit eder. Veyl o zevc ve zevceye ki, birbirini ateşe atmakta yardım eder. Yani, medeniyet fantaziyelerine birbirini teşvik eder."
Üstadın "hanımlar rehberinde", hanımlara verdiği tavsiyelerden bazıları şunlardır :
"Şimdi aile hayatında en mühim nokta budur ki, kadın, kocasında fenalık ve sadakatsizlik görse, o da kocasının inadına, kadının vazife-i ailevîsi olan sadakat ve emniyeti bozsa, aynen askeriyedeki itaatin bozulması gibi, o aile hayatının fabrikası zîrüzeber olur. Belki o kadın, elinden geldiği kadar kocasının kusurunu ıslaha çalışmalıdır ki, ebedî arkadaşını kurtarsın.
Yoksa, o da kendini açıklık ve saçıklıkla başkalara göstermeye ve sevdirmeye çalışsa, her cihetle zarar eder. Çünkü hakikî sadakati bırakan, dünyada da cezasını görür."
Diğer yandan Üstad Hazretleri evi, anne - baba ve çocukların birlikte manevî eğitim aldıkları bir mektep olarak görür. Bunu şu cümlelerle ifade eder :
"Risâle-i Nûr onlara der ki: Hâneleriniz bir küçük Medrese-i Nûriye, bir mekteb-i irfân olsun ki, bu sünnet tam yerine gelsin. Sünnet-i seniyenin meyvesi olan çocuklar, âhirette size şefâatçi olsunlar. Dünyada da îmân dersini alıp size hakîkî evlâd olsunlar. Yoksa bu otuz senede kısmen olduğu gibi, o çocuklara yalnız terbiye-i medeniye verilse, bir cihette o çocuklar dünyada fâidesiz ve âhirette da‘vâcı olarak, “Ne için îmânımı kurtarmadınız?” diyeceklerinden peder ve vâlidelerini mahzûn etmek, sünnet-i seniyenin hikmetine münâfî olur."
Ev bir eğitim yuvası olduğuna göre onun eğitmeni de imanlı, takvalı, salih bir annedir.
Anne, çocuk terbiyesinde en etkili kişidir.
Üstad Hazretleri bu hakikate şu sözleriyle dikkat çeker :
"Evet, insanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, onun validesidir. Bu münasebetle, ben kendi şahsımda kati ve daima hissettiğim bu manayı beyan ediyorum:
"Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım hâlde, kasem ediyorum ki, en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi, merhum validemden aldığım telkinat ve manevi derslerdir ki, o dersler fıtratımda, âdeta maddi vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini aynen görüyorum. Demek, bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma merhum validemin ders ve telkinatını, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatler içinde birer çekirdek-i esasiye müşahede ediyorum."
Özetle Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerine göre ev sadece bir barınak ve nefsin tatmin edildiği yer değil, bir irfan mektebi, güvenli bir sığınak,aile fertleri bu kutsî mektebin talebeleri, evlilik ise dünyada başlayıp sonsuz hayata uzanan ebedî bir refakattir.
Günümüzde modernite, aile mefhumunu yalnızca biyolojik bir birliktelik veya ekonomik bir ortaklık seviyesine indirgerken; Üstad’ın sunduğu bu perspektif adeta manevi bir reçete hükmündedir. Bugün "ben merkezli" yaşamın getirdiği sadakatsizlik ve sabırsızlık, en küçük bir sarsıntıda aile kalesini yıkıma uğratmaktadır. Eşlerin birbirini sadece "gençlik ve güzellik" üzerinden değerlendirdiği bu yüzeysel bakış açısı, yaşlılık ve hastalık gibi durumlarda muhabbeti de tüketmektedir. Oysa Bediüzzaman’ın "ebedi refika" tasavvuru, eşi sadece bir dünya hayatı arkadaşı değil, cennetin en güzel köşesinde de beraber olunacak sarsılmaz bir dost olarak konumlandırır. Bu şuur, aileyi modern çağın getirdiği yalnızlık ve güvensizlik girdabından kurtarıp; onu "huzurun inşa edildiği bir medreseye" dönüştürmektedir.