Anyma Satanist Ayini

Hüsniye Ünal

Son günlerde gündemi işgal eden ve tepki çeken bir konser var: Anyma.

​12 Eylül’de İstanbul’da gerçekleştirilmek istenen Anyma konseri, sosyal medyada ciddî tartışmalara neden oldu.

Konserlerde kullanılan cehennem kapıları, Araf, Lilith, Medusa ve karanlık robotik figürlerin yer aldığı dekorlar tepki çekerken, duyarlı Müslümanlar haklı olarak boykot çağrısında bulundu.

​İstanbul Valiliği tepkileri dikkate alarak; seslendirmesi ve garip figürleriyle izlerken ruha soğuk bir ürperti veren bu gösteriyi iptal etti. Valimizi tebrik ediyoruz, son derece yerinde bir karar oldu.

​Sahne tasarımlarında yer alan "Hell" ve "Gates of Hell" gibi ifadelerin yanı sıra kullanılan ezoterik ve pagan semboller, yapay zekâ görselleri, hipnotik ritimler ve seyirciye doğru uzanan devasa yılanvari şekilleriyle yapılması planlanan bu etkinlik, kelimenin tam anlamıyla satanist bir ayin niteliğindeydi.

​"Bir sözün bir sihir kadar tesiri vardır" denir. Bu açıdan bakıldığında, bazı çevrelerin "Ne var bunda, sadece sanatsal bir gösteri" diyerek hafife aldıkları ya da öyle göstermeye çalıştıkları "Anyma" ritüeli hiç de masum bir gösteri olarak değerlendirilemez; kitlelerde yapacağı manevi tahribat göz ardı edilemez.

Basit bir söz bile insan ruhuna sihir kadar etki ediyorsa, apaçık şeytana tapınma ayini olan Anyma gibi hem sesli hem de görsel şovların insanlar üzerinde meydana getireceği manevi hasarın ne kadar büyük olacağı aşikâr değil mi?

Bu tür faaliyetler öylesine yapılmıyor. Belli bir amaca hizmet ediyor. Dünyayı kontrolleri altında tutmak, toplumları istedikleri şekle sokmak ve kendi karanlık amaçları doğrultusunda kanalize etmek isteyen şeytani güç odakları; ellerinden gelen tüm imkânları seferber ederek küresel bir hegemonya kurma çabasındalar. Dünyaya hâkim istiyorlar. Bu uğurda her yolu deniyorlar.

Teknoloji, dijital platformlar, yazılı ve görsel yayınlar ile sanatsal faaliyetler gibi birçok alanı işgal etmiş ve kötü emellerine hizmet eder hale getirmiş durumdalar.

​En çok tercih ettikleri araçlar ise müzik, sinema, dizi ve çizgi filmler. Belirli ses dalgaları (frekanslar) yayarak, gayr-i ahlakî şarkı sözleri, gürültülü enstrümanlarla ve görsel kareler arasına yerleştirdikleri subliminal mesajlarla zihinleri kontrol altına almaya çalışıyorlar.

Bununla da kalmayıp; başta psikoloji olmak üzere sosyoloji ve tarih gibi bilimleri dahi sui niyetlerine âlet ediyorlar. Tüm dünyada, bilhassa İslam toplumlarında disiplin, hiyerarşi, sevgi, saygı, hoşgörü ve empati gibi değerleri yok etmeyi; insani bağları kopararak toplumları zayıflatmayı ve kendi istedikleri "öjenik-köle" insan modelini meydana getirmeyi hedefliyorlar.

Peki bu meş'um çabaları akîm bırakmanın yolları nelerdir, ne tür çözümler üretilebilir?

Öncelikle devlet eliyle böyle zararlı faaliyetlerin bırakın icrasını, reklamına dahi izin verilmemeli.

​İslama göre, kalbe ve zihne giren her veri ruhun gıdasıdır. Şeytani semboller, frekanslar ve ritüellerle işlenen gösteriler zihni, ruhu ve fıtratı hedef alan manevi birer kuşatmadır.

Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır:​ "Şüphesiz şeytan sizin düşmanınızdır, siz de onu düşman edinin." (Fâtır Suresi, 6)

Düşmanı iyi tanımak, bu tür manevi saldırılar karşısında pasif kalmak yerine bilinçli davranmak gerekir.

İşittiğimiz frekanslardan izlediğimiz görsellere kadar zihnimizi neyle beslediğimize dikkat etmeliyiz. Helal ve tayyib (temiz) olan ses ve görselleri hayatımızın merkezine alarak manevî zırhımızı güçlendirmeliyiz.

​Küresel şer odaklarının sanatı ve teknolojiyi bir silah olarak kullanmasına karşı; kendi medeniyetimizle, değerlerimizle uyumlu, ruhu besleyen, estetik ve güçlü alternatif sanat ürünleri üreterek gençlerimizi, o alanlara sevk etmeliyiz.

​Aileler ve gençler, dijital mecralarda sunulan subliminal mesajlar, gizli semboller, yalan - yanlış algılar konusunda şuurlandırılmalı; bilinçli bir medya okuryazarlığı geliştirilmeli.

İyiliği emredip kötülükten alıkoyma sorumluluğumuz gereği; toplumu ifsada sürükleyen organizasyonlara karşı hukuki, toplumsal ve vicdani tepkileri kararlılıkla sürdürmeliyiz.

​Netice itibariyle; batılın ve karanlığın karşısında en büyük kalkanımız, sarsılmaz imanımız, milli-manevi değerlerimize olan bağlılığımız ve basiretimizdir. Hak geldiğinde bâtıl zail olmaya mahkûmdur. Yeter ki şuurlu Müslümanlar olarak bizler hep hakkın safında yer alalım.

İlk yorum yazan siz olun
BİLİYOR MUSUNUZ? Araştırmalar gösteriyor ki düzenli yorum alan bir yazar, kendisini bekleyen kitleyi daha iyi anlıyor ve kendisinden beklenen çalışmaları ortaya koymak için yazma disiplinine bağlı kalıyor. Unutmayın nezaketle yorum yapan her okuyucu yazarın editörüdür.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve TAMAMI BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.