Teknolojinin geliştiği, bununla birlikte insanî değerlerin sekteye uğradığı asrımızda "evlat odaklı" aile yapısı, hem pedagojik bir sorun, hem de manevi bir zaafiyetin habercisidir. Geleneksel hiyerarşinin ters yüz olduğu, ebeveynin rehberlik, mürebbilik ve muallimlik gibi sıfatları da kapsayan önderlik makamından hizmetkârlık makamına indiği bu durum toplumun en derin yaralarından biri haline geldi.
Yüce dinimizde ve toplumumuzda aile, hürmet ve merhamet ekseninde dönen sarsılmaz bir kale olarak görülmüştür. Ancak modernitenin getirdiği kültürel erozyon, bu kalenin burçlarını yerinden oynatmış; rolleri değiştirmiş, ebeveynleri mağdur, çocukları hükümran etmiş, "itaat edilen ebeveyn" modelinden "itaat eden, âdeta çocuğuna esir ebeveyn" modeline geçişi hızlandırmıştır.
Bu durum, İslamî literatürde "ahir zaman alameti" olarak zikredilirken, sosyolojide "pedokrasi" (çocuk egemenliği) olarak tanımlanmaktadır.
Kur'an-ı Kerîm'de anne babaya karşı "Öf" bile demek yasaklanmıştır. Fakat peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) gün gelip bu dengenin bozulacağını şu hadis-i şerifle haber vermiştir:
"Ahir zamanda cariyeler efendisini doğuracak..." (Müslim)
Bu ifade, alimler tarafından "çocukların anne ve babalarına karşı amir gibi davranmaları, onlara hükmetmeleri ve ebeveynlerini adeta birer hizmetçi konumuna düşürmeleri" şeklinde yorumlanmıştır. Bugün ev içindeki hiyerarşinin tersine dönmesi, çocuğun isteklerinin evin tek kanunu haline gelmesi, bu nebevi haberin güncel bir tezahürüdür.
Binbir zahmetle dünyaya getirdiğiniz, öncelik olarak hep onun ihtiyaçları ve konforunu gördüğünüz, uğruna âdeta kendinizden vazgeçip bütün hayatınızı ona adadığınız evladınızın vefasızlığı, saygısızlığı hassas anne-baba kalbi için son derece yaralayıcıdır.
Minicik bir bebek olarak kucağınıza aldığınız, gece - gündüz başında beklediğiniz, safha safha ilk diş çıkarışına, ilk yürüyüşüne , ilk "anne-baba" deyişine şahit olduğunuz, temizliği, beslenmesi, sağlığı, eğitimi derken uzun yıllara mal olan sınırsız fedakârlıklarla büyüttüğünüz yavrunuzdan hürmet, hizmet beklerken tam aksi durumla karşılaşmak ne kadar üzücüdür, tahmin edilebilir.
Sosyolojik bakış açısıyla günümüzde meydana gelen bu rollerin değişimine "Helikopter Ebeveynlik"ten Esarete Geçiş" demek yerinde bir tanım olur.
Modern sosyologlar ve psikologlar, bu durumu "çocuk merkezli aile" kavramıyla açıklar. Özellikle Neil Postman, "Çocukluğun Yok Oluşu" adlı eserinde, yetişkinlik ile çocukluk arasındaki sınırların kalktığını savunur. Ebeveynler, çocuklarına karşı suçluluk hissiyle dolu oldukları için onlara sınır çizmek yerine, her türlü arzularını yerine getiren birer "lojistik destek birimi" haline gelmişlerdir.
Bu esaretin sosyolojik nedenlerinden bazıları şunlardır:
1-Tüketim toplumunun bir ferdi olarak çocuk, arzularını ertelemeyi bilmez; istediği şey "hemen" olsun ister. Ebeveyn ise çatışmadan kaçınmak için teslim olur.
2-Sosyolog Zygmunt Bauman’ın işaret ettiği "akışkan modernlik" içinde bağlar zayıflarken, ebeveynler çocuklarının sevgisini kaybetmemek adına otoriteden vazgeçip "arkadaş" olma rolüne bürünürler. Ancak otorite boşluğu disiplinsizliği, disiplin eksikliği ise anarşiyi doğurur.
Ahir zamanın bu "evlat tahakkümü" girdabından kurtulmanın yolu, ne katı bir disiplin ne de sınırsız bir özgürlüktür. Çözüm, evladı bir "emanet" olarak görüp, ona hem sevgi hem de sınır (edeb) öğretmek, İslamî - imanî değerleri doğuştan itibaren aşılamak, müslüman bir ebeveyn olarak iyi bir rol model olmak, "Vakar" sahibi bir ebeveyn duruşu sergilemektir. Bu şekilde yetiştirme tarzı çocuğun sadece dünyadaki rahatını, mutluluğunu değil, ebedi hayatının kurtuluşunu da temin edebilir.
Fakat tüm çabalara rağmen sonuç olumsuz olursa, bunu da imtihan olarak kabul etmek ve sabretmek, daima dua ile evlatların manen yanında olmak gerekir
Şunu unutmayalım: Ebeveynin çocuğuna esir olduğu bir evde, çocuk aslında rehbersiz ve korumasız kalmış demektir. Gerçek sevgi, evladın her isteğine boyun eğmek değil, onu iki dünya hayatının ve imtihanın gerçeklerine hazırlamaktır.